Ah şu aklıma takılanlar…

beyin-yanginiKrokan kaplı” ne demektir? Hem krokan (krokant) nedir ya? Türkçe bile değil, bu kadar zor telaffuz edilen bir sözcüğü lugatımıza zoraki armağan eden şahıs o esnada tam olarak ne düşünüyordu? Bu madde kroların kanından elde edilen bir zımbırtı ile aşırı benzerlik gösterdiği için mi bu ismi almıştır? Haliyle bu maddenin anavatanının, yurdun doğu kesimlerinde bir yere tekabül ettiği varsayılabilir mi?

Ben İBB’de üst düzey bir yetkili olsam hiç vakit kaybetmeden şehrin muhtelif bölgelerine zehirli (ve iştah kabartıcı şekilde paketlenmiş) tinerler bırakıp “Belediye tinercileri zehirliyor” manşetleri ile gazete sayfalarında belediyem adına yer edinirdim. Bu insanüstü sayılabilecek nefretimin 2005’te Beşiktaş iskelesinde Ümit‘i beklerken şahsıma musallat olup 10 adet selpak mendil  karşılığı bir adet sigara isteyen veya aynı gün bir amcanın elindeki cep telefonunu gasp edip hareket halindeki trenden atlayan (ki herhangi bir normal insan yanlışlıkla o trenden düşse kesinlikle ölür) tinercilerle uzaktan yakından alakası yok tabi, benimkisi sadece doğal “öldürme/yok etme/tarihten silme/tinercilerden sabun yapma” güdüsü. Bu güdüleri bir telefon görüşmesi vesilesiyle “alo fetva” hattına yöneltsem “caizdir” onayı alma ihtimalim istatistiksel olarak yüzde kaçtır?

Mevlanane olursan ol, kim olursan ol gel, yine gel” demiş ya, şimdi düşünüyorum da Konya’da Mevlana türbesini ziyaret etmenin bedeli en son 2 TL idi, acaba bu çağrı yüce zat tarafından yapılırken gün gelipte Konya Büyük Şehir Belediyesi tarafından reklam sloganı olarak kullanılacağı tahmin edilebilir miydi?

Sivrisinek yaratığına olan şahsi nefretim yakın çevrem tarafından çok iyi bilinir, ben diyorum ki ekosistemin, ekolojik dengenin bozulmasını göze alıp bu yaratıkları çeşitli bilimsel yollarla yeryüzünden silme uğraşına girişelim. Hem bu meretlerin soyları tükense bile en fazla ne olabilir ki? Kanı emilmediği için mutsuzluktan kahrolan memeliler mi? Ben razıyım, bilim adamlarından bu yönde bir çağrı bekliyorum.

National Geographic kanalındaki metin yazarları eşeysiz mi ürerler? Neden her türlü abartılı vurgu için “üç eyfel kulesi büyüklüğünde, sekiz atom bombası gücünde” tarzı betimlemeler yapıp “öyle böyle değil, o derece yani” tümcesini beyin kökümüze bu vesileyle kazımaya çalışırlar? Biz NG izleyicileri yeryüzünde sadece bir eyfel kulesinin ne kadar büyük olduğunu bir de atom bombasının çok pis bişey olduğunu bilen idiotlar mıyız?

Hepsi grubu, Tik Tak isimli parçalarında “… acılarımı, beni kuşatan anılarımı topladım birer birer sattım ah bir eskiciye” derken parçaya “ah bir eskiciye” söylemi monte ederek bu tip batı sesli bir parçada Türk Sanat Müziği tadında bir serzeniş yakalama çabasına mı girişmişlerdir? Yoksa yapmaya çalıştıkları şey üç ordan beş burdan kullanıp yeni bir müzik tarzı türetmek ve adını “Frankeştayn Turkhu & Blues” koymak mıdır? Parçanın dinleyici üzerinde bıraktığı etkiyi daha net kavramak için bkz. “if yu going tu san fransisko/gün batımında soho ya yürüyelim Roksette/ah aman aman can kız…”

Türkçe gerçekten yazıldığı gibi okunan bir dil midir? Örneğin kaç Türk “akşam olduğu zaman ortaya çıkıyorlar” cümlesindeki “çıkıyorlar” kelimesini tam vurgusuyla okur? İnternet telaffuzu diye de bilinen günlük konuşma dilinde “geliyorlar, gidiyorlar, kaçıyorlar” gibi söylemlerde normal insanlar “r” harfini yuvarlarken, bu harfi üstüne basa basa telaffuz eden kimseler erkek ise “gay” kadın ise “haber spikeri” diye nitelendirilmez mi? Ayrıca ilkokuldan beri hepimiz kendi kendimize “kelimelerdeki “ğ” harfini okumuyoz, es geçiyoz ama neden, nasıl?” (bkz. yağmur, çırağan) diye sormaz mıyız? (sorarız dimi lan? beni tek bırakmayın çirkefleşirim)

Düşünüyorum da çocukkene tasarladığım süper yaşam planının çok gerisindeyim. Şubat 7 itibariyle 25 oldum, hadi diyorum kozmonot olamadım (astronot değil özellikle kozmonot, ki Rus asıllı olmak gerekiyormuş), genç yaşta Bahreyn‘de büyükelçi de olamadım ama, ya mübarek, insan bireysel çabasıyla Voltran‘ı da mı oluşturamaz?! (sonra sonra Lazeryon olduydu, bilenler bilir) Hala en iyi yaptığım şey saçmalamak ve hala bu konuda donanımımdan en ufak birşey kaybetmedim, aksine konuyla ilgili katlanarak büyüyen bir yeteneğim var. Tüm bu düşüncelerime dayanarak psikologlarca benim ruhen ve zihinsel olarak sorunsuz/tehlikesiz bir birey olduğum Kûr’an’a el basılarak iddaa edilebilir mi?

Facebook Yorumları

5 Yorum

  1. * Tinerci olayına katılmıyorum. Kim olursa olsun topluma kazandırılmasına önem verilmeli. Ortadan kaldırılmasına değil. Şakası bile kötü.

    * Mevlana acaba nefes almanın parayla olacağını biliyor muydu? Yazık ve ironik olmuş.

    * National Geographic abiye gelince, ne kadar mal insanların da izleyebileceğini düşürürsek, adam o seviyeye de yayın yapmalı. Onun için normal karşılamak lazım. 🙂

    * Türkçe okunduğu gibi yazılan bir dil değildir. Üniversitede bir dil bilimciye sorarsanız size bunu söyler. (Diyecen sordun mu, evet sordum.)
    Bunun en basit örnekleri şunlar olabilir:

    Yazılış: “Bugün gelmeyeceğim.” Okunuş: “Bugün gelmiyeceğim.” Neden: İ seslisini söylemek daha kolay.

    Yazılış: “Bosna Hersek’i yenemedik.” Okunuş: “Bosna Herseği yenemedim.”

    Ama biz okunduğu gibi yazılan dil hikayesini görüyoruz eğitimde o ayrı tabi. 🙂

  2. Caner
    Yazar

    Umut: Tinerciler konusunda hiç medeni olamıyorum 🙂
    “Türkçe okunduğu gibi yazılan bir dil değildir.” işte bu! Ben de tam olarak bundan bahsediyordum ya, sağol var ol 🙂

    umtcvk: sen de gelecen mi? 🙂

  3. ahmettatar

    Beni de arı sokunca bende arılar için sivrisinekler için yaptığın planı yapmıştım ama arı ırkı yok olursa insanlık yok olabiliyormuş.. Arılar çiçeklerden polen toplarken o gün boyunca hep aynı tür çiçeğe konuyormuş ve konduğu çiçekten üzerine yapışan erkek üreme hücrelerini taşıyan polenler arının bir sonraki konduğu çiçeğe bu erkek üreme hücrelerinin geçmesiyle bitkilerin üremesini sağlıyormuş..

    e bir yaşam için olmazsa olmazlardandır.
    Alıntı.. http://www.arimucizesi.com/ari_mucizesi_polen_icerik.asp?adi=polen-nedir

    Polen çiçeklerin döllenmesini sağlayan özlere denmektedir.. Bitkilerin ve çiçeklerin yaşamın var oluşundan beri yaşam döngüsünü oluşturduğunu düşünürsek, arılar bu polenleri toplayarak aslında var olan yaşam dengesinin en önemli unsuru olmuştur. Bilim insanı Albert Einstein şöyle demişti “Arılar Ölürse İnsanlığın 4 Yıl Ömrü Kalır”. Bu sözün altında yatan açıklama ve teori ise kısaca şöyle: Arı olmazsa, tozlanma ve döllenme olmaz, bu yüzden bitki ve meyveler olmaz, sonra buna bağlı olarak hayvanlar olmaz, sonunda da insan olmaz…

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir