Bakırköy Galleria’daki manken kız; hayınsın, zalımsın!

Sene bilmem kaç, memleket darbeden yeni çıkmış, tüp kuyrukları var, ekmek felan hep karneyle dağıtılıyor… Derken teyzeoğlu ve bir iki arkadaşla birlikte bir haftasonu etkinliği kapsamında Bakırköy Galleria’nın yolunu tuttuk. Konumuz malum; sinemaya girilecek, çıkışta bir kaç mağaza gezilecek ve zaman kalırsa kafelerden birine oturulup kahve & tütün tüketilecek (o zamanlar bilmem kaç sayılı kanun yüzünden insanlara “burda zuğara üçemessüüün” türü baskılar yapılmıyor tabi).

Sinema ve alışveriş yapmadan mağazaları gezme kısımlarını geçtikten sonra kendimizi kafenin birine attık. Çaylar kahveler söylendi, muhabbet, hoş sohbet derken gözüme bir afet-i devran takıldı. O an sanki birileri kafatasımın içine bir kepçe daldırdı da beynimi söküp çıkardı. Galleria’nın göbeğinde, posamla (beyinden arındırılmış vücut) öylece kalakaldım. O dakika mağazaları dolaşan herhangi birini çevirip “şu çocuk hakkında ne söyleyebilirsiniz?” diye sorsalard mutlaka “bence cezai ehliyeti yok” türü bir cevap alırlardı. Sonraları teyzeoğlundan öğrendiğime göre “o da bana karşı boş değil” türü abuk cümleler kurmaya çalışıyor, ancak konuşma yetim beyin sapımla beraber alındığından başarılı olamıyormuşum.

O gün Galleria’daki tablo şöyleydi: O sıralar yeni çıkan bir gıda maddesi (şu kupada satılan mısırlar veya bardağa doldurulan sıvı çikolatalar olabilir, tam hatırlamıyorum) cennetten gelen bir melek tarafından tanıtılıyor ve o melek her ne hikmetse onca insan arasından liseyi yeni bitirmiş, şarkı türkü işleriyle uğraşan Caner ile bakışıp adrese teslim gülücükler gönderiyor.

Ne düşünüyordum, aklımdan tam olaran ne geçiyordu bilemiyorum ama masadan ayrılırken “beni kesiyoo, benii kesiiyoo!” gibi bir şeyler mırıldandığımı hatırlıyorum.

Bir kaç ürkek adımdan sonra tanıtım reyonunun önündeki sıraya dahil oldum… Sanki Galleria’daki aydınlatma sistemleri ilahi bir güç tarafından devreden çıkarılmıştı, sadece iki ışık huzmesi iki insanı aydınlatılıyordu, biri ben diğeri de tabiki bizim melek… Farkındaydım, o da sıranın bir an önce bitmesini ve mutlu sıcak yuvamıza doğru atacağımız ilk adımın bir işareti olarak, dudaklarımın arasından sıyrılacak olan o vurucu, etkileyiciliği yüksek, buram buram Anadolu kokan “merhaba güzel bayan!” sözcüğünün vuku bulmasını bekliyordu.

Sırada geçen bitmek tükenmek bilmeyen yüzlerce yılın ardından, dünyanın en güzel ve anlamsız bir şekilde benden hoşlanan yaratığıyla burun buruna geldim, mucizevi bir andı. Bizim masadakiler bana bakarken birde ayaklarımın altında yerin sallanmaya başladığını hissettim…

– Hoşgeldiniz efem, ne arzu ederdiniz?
– (Arzu etmek.. Ar-zu etmek…) Gulp.. bi kupa çikolata (veya mısır), bunlar var güzel olmak…
– Evet gerçekten öyle. Buyrun, borcunuz 2 milyon.
– Al para, üstü kalsın… (5 milyon koyup üstünü sana bırakıyorum, ayıptır söylemesi çok eli açık adamımdır) Bu arada ben var müzikçi olmak… Senin klipte oynayabilitesi yüksek gibi… İster mi sen kılip, müzik?
– Ihım… Teşekkür ederim çok naziksiniz. Fakat böyle bir teklifi tek başıma değerlendiremem. Konuyu menıcırımla ve bağlı bulduğum ajansla paylaşmam gerekiyor.
– Öhöm tabi ajans.. Konuşmalı görüşmeli tabi… Benim kart var, kartta yazan numara var ama bi tek bende var, al sana da kart benim numara olsun hem sende hem bende… Sen ararsın beni demi?..
– Tabi ki, mutlaka arıycaam. Size iyi günler dilerim.
– (İyi günler… Bana iyi günler dedi ehe ehe!) Tabiki şeyinden diil yani. Saada, yani size de iyi günner…

Titreyen dizlerim yüzünden yere yığılmamak için sağa sola tutunaraktan masaya döndüm. Suratımda artık kaç kaplan gücünde bir sırıtma ifadesi vardıysa normale döndüğümde yüzümün acıdığını hissettim.

– Caner nooldu lan! naaptın olum bi saat konuştun kızla?!
– Yahu ne olsun işte, dedim böyle böyle bi saattir gözümün içine bakıyorsunuz daha fazla kayıtsız kalamadım felan.
– Eee kıza bişey verdin, o ne ayak?!
– Ya işte muhabbet ederken şarkı türkü mevzularına girdim e tabi heyecanını gizleyemedi, klip çekecez deyince de “nolur beni de oynatın” gibisinden bi şey etti. Kartımı verdim işte…

Tabi ki de aramadı…
Ne o gün, ne de aradan geçen onca sene, çaldırıp kapatmadı bile…

Facebook Yorumları

9 Yorum

  1. Caner
    Yazar

    @Tayfun bu yazı en iyi “Beni Bana Sor” eşliğinde okunur 🙂

    @umtcvk Diyom ya memleket dardeden yeni çıkmış, cep telefonu felan gümrükten geçmiyor. Ankesörlü numarası vermiştim kıza, tabi başında beklemek gerekiyor telefonun 🙂

  2. ErcanSss

    Manken lazım olacak paravan bi iş bahanesiyşe Ajansla irtibata geç, modelleri gösteriyorlar zaten 😀
    Ama bence vazgeç 🙂 Müziğe ses ver..
     

  3. Caner
    Yazar

    Müzikte kalmadı manken sevdası da Ercan 🙂 Yahu yalnız son zamanlardaki önerilerinden yola çıkarak hakkında çeşitli çıkarımlar yapıyorum da özellikle şu son “paravan şirket” mevzusu üzerine tamam dedim, kafası aynı tür hinliklere çalışan insanlar birbirini buluyo bi şekilde ya 😀

  4. Pınar

    bu yazı olmamalıydı yıktın beni bak ozaman kongredeki katılımcı kardeş hayinsin zalimsin.. (Latif doan KÜSTÜM pls)

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir