Sinema – Film Önerileri


The Boondock Saints II: All Saints Day (Şehrin Azizleri 2 – 2009)
Kötülerin, mafya babalarının korkulu rüyası, şehrin gizli kahramanları azizler 8 koca senenin ardından intikam için geri dönüyor. “In nomine patris e filii e spiritus sancti!

– Bir sürü ceset bulunacak. Boku yedik!
– Boku falan yemedik!
– Hayır sadece boku yemedik. Sanki azgın kocaman bir fil arkamıza geçmiş gibi…
– Şu an panik olma zamanı değil!
– Bence tam şu an panik olmalıyız! Mahvolacağız…

Şehrin Azizleri 2 önereceğim ilk film. Kötüleri katlederken aynı zamanda onları cennetine alması için Tanrıya dua eden, biraz beceriksiz, yarı psikopat fakat bir o kadar eğlenceli katil kardeşten hoşlanacağınızı düşünüyorsanız, veya “Şehrin Azizleri” dendiğinde “vaaay” diye ağzı sulanarak hatırlayanlardansanız bu filmi en kısa zamanda izlemenizi öneririm.

Çekim teknikleri, müzikler, yer yer serpiştirilmiş ince espriler derken çok uzun süredir bir filmden bütün olarak böylesine keyif almadığımı söyleyebilirim. Filmin imdb puanı 6 bin küsür oyla 7.0 ve emin olun her puanı sonuna kadar hakediyor.


Be Kind Rewind (Lütfen Başa Sarın – 2008)
Mos Def’in herhangi bir şekilde kadrosuna dahil olduğu filmlere karşı her zaman sempati duymuşumdur. Bu filmi izleme sebebimin de tek başına yine Mos Def olduğunu söyleyebilirim. Açıkcası çok fazla beklentiye girmeden, alelade bir komedi filmi izleyeceğimi düşünerek başladığım film beni tahmin ettiğimin çok üstünde bir komedi & dram senteziyle karşıladı.

Film hala VHS kasetler döneminde kalmış, iflas etmek üzere olan eski tarz bir film kiralama dükkanında başlıyor. Kahramanlarımız Mike (Mos Def) ve Jerry (Jack Black) talihsiz ve bir o kadar mantıksız bir kaza sonucu dükkandaki bütün VHS kasetlerdeki filmlerin silindiğini öğreniyorlar. İşletme sahibi babacan adam Fletcher’dan (Danny Glover) çekindikleri için yarım akıllarıyla mantıksız bir çözüm buluyorlar ve Hayalet Avcıları’ndan Aslan Kral’a kadar tüm boşalmış kasetlerin üzerine aynı filmleri kendi kafalarına göre ve olabilecek en amatör şekilde çekmeye başlıyorlar. İşler bu noktada enteresanlaşıyor ve insanlar akıl almaz biçimde bu “yeniden çekimlerden” çok hoşlanıyorlar.

Arkaplanda kalmış insanların imkansızlıklar ve zorluklar içerisinde, el birliğiyle yeşerttikleri umutlara sahip çıkmalarını eğlenceli bir dille anlatan film, aynı zamanda film yapım teknikleri konusunda da küçük bilgicikler barındırıyor. Filmin imdb puanı an itibariye 39 bin oyla 6.6, fakat ben de bu filmin çok daha fazlasını hakettiğini düşünenlerdenim.


The Fourth Kind (4. Tür – 2009)
Ölümcül Deney gibi filmlerin unutulmaz ismi Milla Jovovich, film başlarken kendini tanıtıyor ve “abiler ablalar, izleyeceğiniz filmde kullanılan ses ve görüntü kayıtları gerçektir, yer yer rahatsız edici olabilirler aman deyim…” şeklinde uyarı bazlı bir giriş yaparak, akan bir ağız suyu eşliğinde sizi filme hazırlıyor. Filmin nerdeyse yarısına kadar Milla ablaya inandığınız için kullanılan güvenlik kamerası kayıtlarıyla seslerin gerçek olduğunu ve filmin bu yönüyle bir kurgu şaheseri olduğunu düşünüyor, hatta buna gerçekten inanmak istiyorsunuz. Aynı anda aklınızda “yahu böyle bir film nasıl olur da mükemmel bir çıkış yapmaz…” türü sorular beliriyor. Derken filmin son çeyreğine yaklaştığınızda gerçek olduğu iddia edilen tüm ses kaydı ve güvenlik kamerası görüntülerinin vasat Holivut efektlerinden başka şeyler olmadıklarını iyice anlayıp hayal kırıklığı içinde kendi sorunuzu yanıtlıyorsunuz (tabi ki yeterince film izlememiş biri olarak gerçek olduklarına inanmak yine sizin elinizde).

4. Tür, %80’lik kısmıyla kendine hayran bırakan fakat son çeyreğinde resmen taşıdığı konuyu kendi elleriyle zçıp batıran standart bir “uzaylılar bizi kaçırıp üstümüzde deneyler yapıyor” filmi. Hatta filmde “bugüne kadar 11 milyon insan uzaylılar tarafından kaçırıldığını rapor etti corç, bu çok büyük bir rakam, nassı inanmayız!” türü replikler geçerken, ister istemez aklınıza neden o 11 milyon insanın hepsinin 250 küsür milyon nüfusa sahip olan Amerika’dan çıktığı sorusu geliyor.

Başından sonuna kadar “bakın biz sadece yaşanmış olayları yansıtıyoruz, inanıp inanmamak sizin elinizde” diyen film her ne kadar sürükleyicilik açısından on puanı hakediyor olsa da “evin üzerine gelen uçan daire ışık huzmesiyle kızımı yukarı çekti” türü “çüş artık” dedirtecek 1970 model kült sahne ve repliklerle resmen kendi kuyusunu kazıyor.

Filmin imdb puanı an itibariyle 6 bin küsür oyla 6.2 ve bana göre bu puan sırf o bahsettiğim %80’lik kısım için verilmiş. Eğer uzaylıların insanları ışık huzmeleri vesilesiyle kaçırıp üzerlerinde deneyler yaptıklarını düşünenlerdenseniz veya söz konusu ses / görüntü kayıtlarının gerçek olduklarına inanmaya hazırsanız, bu filmi izledikten sonra inanmadığım için benim ne kadar salak bi herif olduğumu düşüneceksiniz.

Facebook Yorumları

3 Yorum

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir