İstanbul’dan Dönüş


Bu yazı şu şarkı eşliğinde okunsa iyi olur: İstanbul Attack – İstanbul Geceleri
[audio:http://egonomik.noads.biz/mp3/istanbul-Attack_istanbul-Geceleri.mp3]
Biraz hesapsız oldu ama geçen hafta bir kaç görüşme -belki biraz da kafa dağıtmak- için İstanbul’a geçmem gerekti. Sürekli mobil halde bulunduğumdan sıkça internete girme şansım olmadı bu yüzden yanıtsız bıraktığım, geç cevapladığım e-mailler için eşten dosttan ve siz sevgili okurlardan özür dilerim.

Çok özlemişim be, nerden baksan 5-6 aydır uğramıyordum. Bazen günde iki kere duş almamı gerektirecek şekilde terlesem de (o ne sıcak öyle ya, Yalova’nın gözünü seveyim kendinden klimalıymış mübarek) İstanbul semalarında geçirdiğim her dakikadan fazlasıyla memnun kaldım.

Sevgili ekürim Ümit’ciğimle Asya yakasında başlayan maceram eskiden severek dinlediğim fakat müzik kariyerine artık sevilen şarkıcıların aranjörü olarak devam eden Ender Çabuker (bkz: Özgün – İstiklal, Nilüfer – Olmadı Gitti) ile görüşmemizle devam etti. Ender abi sağolsun bizi çok güzel ağırladı, ev stüdyosunda ays ti eşliğinde henüz kimsenin bilmediği sanatçıları/şarkıları dinlemek, daha doğrusu yıllar sonra bir vesile yine “müzik” ağırlıklı bir sohbet ortamında sevdiğim kimselerle birlikte bulunmak gerçekten çok iyi oldu. Benden duymuş olmayın ama Türkiye RnB & Pop & Hiphop tarzlarını sentezleyen yeni, listeleri sallayacak nitelikte şahane bir grupla tanışmak üzere 🙂

Daha sonra yine Ümit’le baya bir gezip dolaştık. Aslında aklımızda Eyüp’e geçip Pierre Loti manzarasıyla nargile tüttürmek veya Gülhane/Setüstü’nde bir demlik çay eşliğinde hoşbeş etmek vardı ama nasip olmadı. Çamlıca’ya çıkalım dedik ana baba günü gibi, arabayı koyacak yer bulamadık. Biz de sırf balık ekmek yemek için karşıya geçtik ama Eminönü son gördüğümden beri çok değişmiş be arkadaş. Balık ekmek satan kayıkları kaldırmışlar, iskeleyi değiştirmişler, etrafta bir şantiye havası, gereksiz bir hareketlilik. Aradığımı, daha doğrusu özlediğimi bulamadım yani. Neyse ayaküstü planlarla da olsa yine kendimizce farklı atraksiyonlara giriştik.

Ümit’ten ayrıldıktan sonra Avrupa yakasına geçip iş maksatlı bir iki görüşme daha yaptım. Daha sonra Avcılar’a, teyzemlere geçtim. Teyzeoğlum Emre çiçeği burnunda 1 aylık evli, evlilik kavramına zerre kadar ilgim yoktur ama onlara imrenmedim dersem yalan olur. Allah bir ömür boyu mutluluk nasip etsin birbirlerine pek yakışıyorlar.

Teyzekızımın da 5 aylık bir oğlu var (Abdullah Emir Erdoğan) ve ben bu zamana kadar bir türlü görme fırsatı bulamamıştım keratayı. Allah’ım o ne güzellik öyle! Avuç kadar bir şey. Kucağıma aldım, sevdim, öpüp kokladım, annesi (Hande ablam) “aman da dayısı gelmiş benim oğlumun” deyince bir garip oldum, bambaşka bir hismiş 🙂 Evet, bu kardeşiniz artık resmen dayı ve şu aşağıdaki şeker yumağı da bir tanecik yeğeni:

Velhasıl dostlar ahbaplarımla ve akrabalarımla geçirdiğim yarı iş, yarı tatil maksatlı bu İstanbul macerası kısa da olsa çok iyi geldi. Balık ekmek yiyemedim belki ama sevdiklerimle birlikte çok güzel dakikalar geçirdim, önemli olan da bu zaten değil mi?

Şimdi iş zamanı 🙂

Facebook Yorumları

1 Yorum

  1. rufack

    Valla iyi eğlenmişin görünüşe bakılırsa dostum, bende ne zamandır geçebilmeyi ümit ediyorum İstanbul semalarına da bir türlü nasip olmadı. 🙂 Hayırlısı artık.. Ayrıca balık ekmek dedin harbi canım çekti be abi 😀

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir