Hazır domates çorbasını sevmek


Hazır çorbalardan oldum olası nefret etmişimdir. Bana göre bir tabak kimyevi madde (örneğin bulaşık deterjanı) içmekle hazır çorbanın herhangi bir versiyonunu tüketmek arasında hiç bir fark yok. Hatta bu hazır çorbalar çıkana kadar günlük hayatımızda “kremalı çorba” tabirini neden o kadar sık kullanmadığımızı açıklayan bir de teorim var; bu adamlar hazır çorbaların hepsine bir çeşit kimyasal madde katıyorlar (ki bu da analı kızlı çorbası ile tarhana çorbasının neden aynı tada sahip olduğunu açıklıyor) ve bu kimyasal kaynamaya başlayınca bir çeşit tepkimeye girerek krema formuna bürünüyor, adamlar da kimse işkillenmesin diye “bunun adı kremalı mercimek çorbası” deyip, millete kim bilir ne tür kimyasal maddeler içiriyorlar.

Mevzumuza gelecek olursak; hazır çorbadan bu kadar nefret eden biri olarak, bundan yaklaşık 4-5 sene önce yine Ramazan’da bir vesile Konya’ya gitmem gerekmişti. Tahmin ettiğimden fazla kalmış olacağım ki cebimde pek para kalmamıştı, haliyle daha ekonomik olduğu için eve trenle dönmek zorunda kalmıştım. Trene iftar vaktinden önce binmiştim ve cebimde tamı tamına 5 lira ve en fazla 4-5 tane sigara vardı, orucumu trende açmak zorunda olduğum gibi önümde de 13-14 saat sürecek bir yol vardı (İstanbul’a ertesi sabah varmıştık).

Neyse, vakit girdi, ezan okundu, insanlar restoran vagonuna geçti, ben de geçtim tabi. Bir yandan da kara kara düşünüyordum, öyle bir durumdaydım ki hem karnımı doyurmak hem de İstanbul’a indiğimde beni gideceğim yere ulaştıracak parayı ayırmak zorundaydım. Trende de 2 lirası yol parası olmak üzere 5 liralık bir bütçeyle karın doyurabilecek ne tüketilebilir ki? Adamlar hep iftar menüleri hazırlamışlardı, en uygun menü de 20 liradan falan başlıyordu. Karnımı doyurmayı geçtim orucumu açabilmek için bile bir şey alamıyordum.

Masanın birine oturdum, öyle yalandan menülere bakıp “ne yapsam ne etsem” diye düşünürken tip tip bakan garson geldi ve “ne alırsınız?” diye sordu (o zaman kıl olmuş olsam da şimdi düşününce herifçioğluna hak vermiyor değilim, neticede tıklım tıklım vagonda 4 kişilik masayı tek başıma parsellemiştim). Düşünmeden “çorba” deyiverdim, herif yine tip tip bakarak mutfağa gitti, döndüğünde “sadece domates çorbamız varmış” dedi, kabul ettim, tekrar gidip 2 dakika sonra gene geldi ve “ama sadece hazır domates çorbamız varmış” dedi. Benim derdim en azından sıcak bir sıvıyı gıda etmek olduğundan ve içerisinde bulunduğum durum pek öyle seçenekleri değerlendirme imkanı tanımadığından sadece “e tamam” diyebildim, fiyat falan sormadım bile…

Yaklaşık 5 dakika sonra masam; içinde 3’te 1’i kıpkırmızı bir sıvıyla dolu porselen bir kase (yukarıdaki resimdekinden çok daha az) ve yanında civciv yumurtası büyüklüğünde iki adet poşetlenmiş ekmek bulunan bir sofra ile donatılmıştı. O saatten sonra o çorbaya kaç para vereceğimin veya paramın yetip yetmeyeceğinin hiç bir önemi yoktu, içtim anasını satayım… Neyse, karnımı doyurma hevesim kursağımda, çorbanın tadı damağımda kaldıktan sonra hesabı ödeyememe ihtimali konusundaki tüm endişelerimden arınarak kasaya gittim. Hani param yetmese de problem değildi çünkü o yarım kase domates çorbası o an her şeye değerdi.

Adam 2.8 TL dedi, yani bu parayı ödedikten sonra İstanbul’a inince gitmek istediğim yere rahatlıkla ulaşabiliyordum…

Koltuğuma dönerken tren camından bakıp kendi kendime “ulan memlekete dönünce her öğünde kazan kazan hazır domates çorbası içmezsem ne olayım” dedim. Normal domates çorbası değil ama, aynı onun gibi hazır domates çorbası… Öyle de yaptım, eve döner dönmez ilk işim 5-10 paket hazır domates çorbası almak ve her birini günaşırı tüketmek oldu 🙂 İnanır mısınız dostlar hazır çorbadan o kadar nefret ediyor olmama rağmen, domates versiyonunu hala bildiğim diğer tüm ev yapımı çorbalardan çok seviyor ve her içtiğimde istisnasız olarak trende yaşadığım bu olayı hatırlıyorum.

Ramazan’ın bu son gününde, daha sonraları hep Ramazanla ilişkilendirdiğim ve ne öncesinde, ne de sonrasında içimi onunki kadar burkan bir olay yaşamadığım bu anımı sizlerle paylaşmak istedim. Mevlam hiç kimseyi yoklukla terbiye etmesin…

Resim: Keyfi Mola

Facebook Yorumları

7 Yorum

  1. Teşekkürler Caner kardeşim güzel bir yazı
    “”Mevlam hiç kimseyi yoklukla terbiye etmesin?” yokluğu çekmeyen kıymet bilmezmiş

  2. Can Demir

    Yazın çok akıcı ve güzel olmuş. Aynı düşüncelere sahibim yani en azından ilk paragraftaki düşüncelerin şuanki benim düşüncelerim.. hazır çorbayı sevmiyorum özelliklede domates çorbasını hiç sevmiyorum.. acaba lezzeti yakaladığın hazır çorba hangi marka öğrenebilirmiyim ? bende denemek istiyorum

  3. Caner
    Yazar

    Can aslında markanın hiç bir önemi yok, baktığın zaman zaten hepsinin tadı aynı. Benim için tek önemli olan o gıdanın isminin “hazır domates çorbası” olması 🙂 Ama yine de bir öneride bulunmam gerekirse Ülker’inkileri önerebilirim, gerçek domates çorbasına daha çok benziyorlar.

  4. muhabbet kusu

    Yazının başını okurken sonunda kafamdaki final olunca şaşırdım.. Herkes aynı şeyleri yaşıyor demek ki. Afiyet olsun demekten başka bir şey gelmiyor aklıma 🙂

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir