Blog yazarları hangi dizileri izliyor (Mim)


Konuyu bana Umut paslamış, mevzumuz izlediğim diziler üzerine. Aslında ben de herkes gibi çayımı kahvemi alıp televizyon başında vakit öldürmekten hoşlanırım ancak durum uzun süredir öyle bir hal aldı ki, kanallar artık insanları açıkca gerizekalı yerine koymakta hiç bir sakınca görmüyor. Ardı arkası kesilmeyen reklamların, tanıtıcı reklamların ve “Bu bir reklamdır“ların benim açımdan tahammül edilebilir bir tarafları kalmadı. Hem “tanıtıcı reklam” nedir anasını satayım, tanıtmayan reklam mı var sanki? Adamlar sırf ekrandaki her piksele reklam sokuşturabilmek için tüm yasal boşlukları değerlendirip eşyanın tabiatına aykırı ifadeler uyduruyorlar ve biz de milletçe oturup bunlara prim sağlıyoruz.

Bundan teyy bilmem kaç yıl önce bile insanlar reklamlara isyan ediyormuş, şarkı bile yapmışlar anasını satayım. Buyrun: Ufuk & Ercan – Reklamlar
[audio:http://www.egonomik.com/mp3/Ufuk_Ercan-Reklamlar.mp3]

Neyse çok şükür DVD player ve internetin icat edildiği bir devirde yaşıyoruz da ben de televizyon kutusuna bakma ihtiyacımın büyük bir kısmını kontrolün tamamen bende olduğu şartlarda gideriyorum.

İzlemekten en çok keyif aldığım yapımlara gelecek olursam; ben sürekli takip gerektiren dizileri sevmiyorum, dizi her bölümde ayrı bir hikaye anlatmalı. Yani her ne kadar zamanında bir bakıma “mecburen” izlemiş olsam da “previously on Lost” durumları beni geriyor. En çok sevdiğim yapımlar listesinin başında ise Scrubs yer alıyor. Scrubs, ruhu ve kendine ait bir dili olan, espri anlayışı ve karakterleriyle kalbimde taht kuran güzide komedi dizilerinden. Daha sonra sanırım How I Met Your Mother (dizi 2 veya 3. sezondan sonra tam kıvamına geliyor) ve The New Adventures of Old Christine geliyor (bu isimleri sayınca farkettim ki ben “çıkıntı” karakterler barındıran dizilerden hoşlanıyorum. Scrubs’un hizmetlisi, How I Met’in Barnie’si ve Old Christine’ın kardeşi ile zenci arkadaşı gibi). Mimde ifade edildiği türden dizi sayılırlar mı bilmiyorum ancak bir de Discovery Channel’in Ultimate Survival, MythBusters ve Dirty Jobs programlarından hoşlanıyorum.

Türk dizilerine gelince tercihimi yine çoğunlukla mizah ağırlıklı yapımlardan yana kullandığımı söyleyebilirim. Saatlerce süren reklamlara tahammül etmem için ekranda ya Tolga Çevik’in Komedi Dükkanı‘na, ya da her ne kadar Yılmaz Erdoğan’nın “çok büyük tiyatro adamıyım” türü artistik patinajlarına katlanmak zorunda bıraksa da Çok Güzel Hareketler Bunlar‘a rastlamış olmam gerekiyor. Bunun haricinde eski bölümlerinin “iş görmez artık” mantığıyla gecenin saat 3’ünde kesintisiz yayınlanmasından büyük mutluluk duyduğum Benim Annem Bir Melek var (bu dizi zamanında resmen Türk standartlarının üstünde espriler üretiyordu, millet neyin ne olduğunu anlamayınca olayı reyting kaygısıyla alışılmış komediye çevirdiler).

Sadece bir sonraki bölümün merakla beklenmesi için finalde “Kamuran dur! Ateş etme!!!” türü yapay bir atraksiyona girişilip, bir sonraki bölümde “O aslında su tabancasıymış lan… Hadi sevişelim Ceyda” gibi sıçmık olaylarla tüm heyecanın absorbe edildiği, bir grup insanın yaşadığı olayları süsleyip püsleyip anlatan dizilerden hiç haz etmiyorum. Hem ben kendi hayatımı zar zor yaşıyor ve takip edebiliyorken bana ne Behlül’ün Ezel’e transfer olabilme potansiyelinden, Hanımın çiftliğindeki büyükbaş sayısından. Yani olay yabancı diziler için de farklı değil, bahsettiğim gibi devam zorunluluğu olanlardan bir tek Lost‘u takip etmiştim onda da zurnanın zırt dediği yerde ne kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımı anlatmama gerek yok sanırım.

Bitirirken sözünü etmeden geçemeyeceğim, gayri ciddi değil %100 ciddi bir fanlıkla takip ettiğim, Kanal 7 ve STV’nin “acı eşiğinizi sınayın” temalı mazoşist dizileri var. O dizi türünü bilirsiniz bu iki kanalda da yayınlanır, kötüler Erol Taş kadar kötü, iyiler emsalsiz derecede iyidirler. Hele bir de kötüyken doğru yolu bulup iyi tarafa geçenler vardır ki “bu maydonozu ısırarak yemeyeyim o da bir canlı neticede” türü kelamlarıyla sizin kendi insanlığınızdan utanmanızı sağlarlar. Bu dizilerde konu her zaman aynı olsa da anlam veremediğim bir biçimde beni her defasında kendilerine çekmeyi başarıyorlar. Aşırı iyi ve fakat gariban insanlar ancak Hitler’in sahip olabileceği bir gaddarlıkla kendilerine zulmeden zalimlerin eylemlerine karşılık “bir de şu yanağıma vur” derler ve olaylar gelişir. Sanırım televizyonda her rastladığımda izliyor olmam “lan gör bak bu seferkinde mevzu farklı olacak” gibi bir mantığa dayanıyor.

Göğsümle yumuşatıp üç kere sektirdiğim konuyu şık bir voleyle sevgili Evren, Halis ve İlkay hocama paslıyorum.

Facebook Yorumları

4 Yorum

  1. yeni bir yazıyla karşılaşmak güzel 🙂 üstüne bir de mimlenince ohh ne güzel :)) gün içinde mimi cevaplarım inş..

  2. rufack

    Yabancı dizilerde senin izlediğin dizi tarzında bir tane daha dizi var, Two and a half man. Kesinlikle tavsiye ederim 🙂

  3. ahmettatar

    Caner, Merlin’i izlemiyordunmuydu o zamanlar..? Hadi onu geçtim Person of interest dizisini de mi izlemiyorsun..? Being Human dizisini de mi..? Sen şimdi hangilerini izliyorsun yazsana bir zahmet Caner..

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir