Insidious (Ruhlar Bölgesi) ve ürkünç film müziği: “Tiptoe Through The Tulips”


Aslında Türkçe’ye “Sinsi” olarak çevrilmesi gerekirken (“bizim memlekette böyle daha çok satar aga” mantığıyla sanırım) “Ruhlar Bölgesi” gibi dünyanın en klişe ismine layık görülen Insidious, son zamanlarda izlediğim en efendi korku filmiydi diyebilirim.

Etrafta koşuşturan küçük çocuklar olsun (ki başlıktaki şarkıyla ilk olarak yukarıdaki karedeki küçük çocuk vesilesiyle aynı sahnede tanışıyoruz), duvaklı ölü gelinler, aynadaki silüetler, gömme dolap – tavan arası, bebek telsizinden gelen sesler, korkunç yaşlı teyzeler, pikap – eski müzik ilişkisi ve ruhlar arasında elde fenerle dolaşmaya kadar başarısı kanıtlanmış bütün korku unsurları hem de hat trick yaptırılarak filme dahil edilmiş. Yani Insidious’a tam anlamıyla konsantre bir korku filmi diyebiliriz. Şeytanlar demonlar bile var.

Ve işte bu da filmin –uzun uğraşlar sonucu Amerika’dan getirttiğim– meşhur soundtracki: Tiny TimTiptoe Through The Tulips Belki şaşıracaksınız ama bu şarkıyı söyleyen bir erkek (imiş). Evet, hem de oldukça garip bir adam. (Bkz. Tiny Tim)
[audio:http://www.egonomik.com/mp3/Tiny_Tim-Tiptoe.mp3]


Eğer izlenmeye değer yeni bir korku filmi arıyorsanız bu filmi kesinlikle önerebilirim. Uygun şartlar oluştuğunda (gece yarısı kulaklıkla tek başına izlemek gibi) benim gibi 2000’li yıllardan sonra çıkan herhangi bir korku filminden etkilenmemiş birini bile tırsıtmayı başardı yani.

Şarkıyı indirmek için buraya tıklayın.

Facebook Yorumları

11 Yorum

  1. Bundan yaklaşık 1 ay kadar önce benimde beğenerek izlediğim bir korku filmi, izlemeyen arkadaşlara ben de tavsiye ediyorum. Bunun dışında vaktin olursa Caner sana izlediğin filme benzer “Godsend” ve daha önce tavsiye etme ihtimalimin de olduğu mistik filmler olan  “The Fourth Kind” ve “The Tunnel” ve de tüm bunların yanında izleme ihtimalinin yüksek olduğu, ama yinede ne olur ne olmaz düşüncesiyle önerebileceğim “The Book of Eli (Tanrının Kitabı)” filmlerini rahatlıkla önerebilirim.

  2. Caner
    Yazar

    Eyvallah Kamil, bahsettiğin filmlerden bir tek The Tunnel’i izlemedim. 20. dakikasına kadar ancak tahammül edebilmiştim 🙂 Ben şu el kamerasıyla veya belgeselvari çekilen filmleri sevmiyorum ya film dediğin “film” gibi olmalı 🙂

  3. Aslında elkamerası ile amatör çekim fikri eğer yapmacıklığın dışına çıkar ve gerçekten o anı yaşayanların elkamerasıymışız hissini uyandırırsa, ki ben şu anda kadar en iyi “Cloverfield” filminde şahit oldum, güzel oluyor be Caner 🙂 Valla iliklerime kadar heyecanlanıyorum o zaman O.O

    • Caner
      Yazar

      Heh işte ben de tam olarak o filmden bahediyorum Kamil. Kamerayı aşırı hareket ettirmeleri başımı döndürüp huzursuzluk verdiği gibi abuk subuk zoomlar, haddinden fazla hareketler yüzünden sahneyi detaylı olarak göremeyip sinir oluyorum 🙂

      İşte zevkler ve renkler olayı 🙂

    • lale

      ben tünel filmini izledim ve çok etkilendim bu astral seyehatli filmide çok beğendim bugün izledim harika yapmışlar yalnız şu iblisin dinlediği hani şu müzik aletinde gelen müziğin adı neydi hatta adamda astral seyehate gittiğinde adam ıslıklada çalıyodu ve orası çok etkileyici baba olanın yaptığı astral seyehatin içeriği harika

  4. Herkes aynı Kamil, yada herkes aynı Caner olsaydı bu güzel sohbette olmayacaktı 🙂 Senin farklılığın benim yaşamıma renk katıyor, böylelikle kendimden sıkılmıyorum. ( Şiirsel mi oldu ne 😛 )

  5. Yazıyı okumadım ama Türkçe’de ürkünç diye bir kelime yok. Hiç bir dilde ürkünç diye bir kelime yok. Biraz daha özenli oılmanızı temenni ederim.

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir