Muz meselesi


Benim çocukluğumda muz ve diğer tropikal meyvelerden yiyebilmek öyle herkesin sahip olabileceği bir ayrıcalık değildi. O dönemler zaten memleketin hali malum, bu tür meyvelerden hele ki doğuya çok nadir gelirdi, gelenleri de sadece zenginler tüketebilirdi. Benim gibi bir öğretmen çocuğunun, süpermarketten avakado alan adamın “bakın ben o kadar zenginim ki bu meyveyi alabiliyorum, ucuz bir şey olsa almam zira çöpe atsan atılmaz iğrenç bir şey” demek istediğini anlamasına imkan yoktu.

İşte zenginlerden ve görgüsüzlüklerinden sanırım ilk defa bu şekilde nefret etmeye başlamıştım. Ben büyüdüğümde hem kilo kilo muz yiyecektim hem de çocuklara dağıtacaktım.

Kendimce meyveleri sınıflandırmıştım, elma, üzüm gibi “bizim alabileceğimiz” meyveler vardı bir de muz, kivi ve ananas gibi zenginlerin alabildikleri. Bu tür insanlara misafirliğe gittiğimizde eğer önümüze içerisinde muz da bulunan meyve tabaklarından konmuşsa annemin “görmemiş gibi yeme şunu” anlamına gelen kaş göz işaretlerine aldırmadan abanırdım. O kadar lezzetli, o kadar hoş kokulu gelirlerdi ki anlatamam.

Televizyonda o dönemin espri anlayışı gereği sık sık sanki tüm dünya muz kabuğuna basıp düşüyormuş gibi bir tablo çiziliyordu. Bizden başka herkes o kadar çok muz tüketiyor ve kabuklarını etrafa saçıyordu ki sanırsın Nivyork’un göbeğinde bu lanet meyvenin kabuğuna basarak kayıp düşmemiş tek bir Allah’ın kulu yok. Bu düşünce içimi öyle büyük bir mahrumiyet duygusuyla dolduruyordu ki anlatamam. Biz artık ne kadar fakirsek bütün dünyanın kabuklarını etrafa saçacak kadar çok tükettiği meyveyi (ki ben olsam o kabukları arkadaki bahçeye diker muz ağacı yetiştirirdim) sadece ayda yılda bir görebiliyorduk.

Şimdi ara sıra marketten alışveriş yaparken bir kaç tane de muz alırım ve kardeşimle birlikte tüketiriz. Onun için hiçbir şey ifade etmez ama ben her ısırıkta kendime “hani çocuklara da dağıtacaktın lan?” derim.

Facebook Yorumları

4 Yorum

  1. Geçen hafta gece hava almak için balkona çıktığımda kapı girişince bir poşet dolusu patates vardı. Yani ben öyle zannetmişim, aradan 1 hafta geçti o poşet bitti tabii. Neyse sonra öğrendim ki o patates değil kiviymiş anasını satiyim, yiyemedik :/

    (İyi ki tavaya yağ döküp kızartmaya çalışmamışım, o sersem kafayla yeşil yeşil yerdim kivi kızarmasını :D)

  2. aynen Caner kardeşim pahalıydı 🙁 şimdi ucuz ama çocukken zevki vardı şürkür şimdi gözümüz kalmıyor ama o günlerdeki tadıda vermiyor 🙂

  3. Muz değilde, kivi benim için bu duyguları paylaşıyor, şimdi de yiyesim gelmiyor. Herşeyin tadı zamanında daha güzel yada şimdiki gibi bol bulabilseydim pek o duyguları hissetmicektim sanırım..

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir