Bir ben var ki benim içimde benden öte benden ziyade


Bazen inanılmaz biçimde Ölü Deniz’de olmak istiyorum. Gücüm yetse tropik denizleri de tercih edebilirim. Şöyle ikindi vakti bembeyaz bir yelkenlinin güvertesine uzanıp kemiklerime kadar güneşi hissetsem, derin bir nefes alsam, verirken içimi deniz kokan yaz meltemlerine bıraksam da tüm kaygılarım öylece akıp gitse. Yeminle benden mutlusu olmaz.

Hayatım boyunca hiçbir konuda uzun vadeli planlarım olmadı. O kadar akışına bırakarak yaşadım ve bu olay öylesine içime işledi ki anlatamam. Şimdi 28 yaşındayım ve hiç ölmeyecekmiş gibi ömürlük planlar yapan insanları anlamakta güçlük çekiyorum.

Ben 19 yaşındayken İzmir/Bergama’da, site içindeki 3 katlı bir binanın en alt katında oturuyorduk. Güneşli bir yaz günüydü. Babamın balkonun önünden geçen, üst kat komşumuz (şu an ismini hatırlayamdığım) amcaya selam verdiğini duydum, bunlar böyle rutin biçimde selamlaşırlardı. Aradan 10 dakika geçmemişti ki sitenin hemen arkasındaki otoyoldan kaza sesi duyduk. Bizim amcaya motor çarpmış ve garibim oracıkta can vermiş. Motorun üzerinde de iki genç varmış, arkada oturan, motoru kullanan arkadaşına “beni şuraya kadar atsana be hacı” diyen genç de amcayla birlikte hayatını kaybetmiş.

Bu yani…

Babama selam vermesine alıştığımız, tatlı yaz günlerimizin çok küçük de olsa bir parçası haline gelmiş olan o amcanın artık var olmayacağını bilmek bir tarafa, kendimi arkaya oturan o genci düşünmekten alamadım. Belki de kız arkadaşıyla buluşmaya gidiyordu, saçlarını jöleleyip evden iki dirhem bir çekirdek çıkmıştı, kendini çok yakışıklı hissediyordu. Derken yolda motoruyla dolaşan kankasına rastlayıp sevindi…

Onu kafede belki de saatlerce bekleyen kız arkadaşı ne düşünmüştür kim bilir. “Öldüğü için gelememiştir” cümlesini aklının ucundan bile geçirmediğine eminim…

Belki de 20’li yaşların başında bu gibi düşüncelerle fazlasıyla meşgul olduğum için şimdi biraz bohem bir hayat tarzına sahibim. Bir çokları için intihar sebebi olan olaylara gülüp geçiyorum, asla bir noktaya takılıp kalmamaya çalışıyorum. E öyle de olmalı sanki, insanın sağlığı ve sevdikleri yerinde olduktan sonra –ki hepsinden birer parça kaybettim– gerisi inanın hikaye. Esas sorun; borçlara, ilişkilere, işe, okula veya dert ettiğiniz her ne ise ona odaklanıp günlerinizi haybeye tüketmeniz, Pierre Loti’nin manzarası, Gülhane Parkı’nda közde demlenmiş bir demlik taze çayın keyfi, gece kumsalda yıldızları izlemenin huzuru orda öylece durup sizi bekliyorken sizin onları görmezden gelmeniz bence.

Okul bir bitsin ondan sonra
Güzel bir işe gireyim ondan sonra
Hele bir evlenelim ondan sonra
Yeni bir eve çıkalım ondan sonra
Şu işi de bitireyim ondan sonra
Borçlardan bir kurtulayım ondan sonra

Geçenlerde kendime bir çamaşır makinası aldım çok rahat ettim. İzmit-Yalova arasında her hafta çamaşır taşıma derdinden kurtuldum. Şimdi aklımda bir de bulaşık makinası alma fikri var ama annem karşı çıkıyor, “Hele bir evlen, yeni eve çık ondan sonra” diyor. Ona göre ben evlenip yeni bir eve çıkana kadar geçici bir hayat yaşıyorum ve dolayısıyla şu anki kirli bulaşıkları yıkama ihtiyacım tam anlamıyla ihtiyaçtan sayılmıyor, idare edebilirim. Yani buna göre eğer 30 yaşına kadar bir “…dan sonra” yaşayıp evlilik leveline yükselmezsem önümüzdeki 2 sene boyunca bir bulaşık makinası sahibi olamayacak, sürekli idare etmek zorunda kalacağım. Fakat annemin atladığı bir nokta var, ben geçtiğimiz 28 senedir olduğu gibi önümüzdeki 2 sene boyunca da hayata “god mode on*” devam etmeyeceğim, tıpkı bizim amca ve motorun arkasındaki o çocuk gibi.

Çok sevdiğim bir cümleyle bitiyor, gözlerinizden öpüyorum efenim:

Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerden ibarettir

* Video oyunlarında ölümsüzlük hilesini ifade eder

Facebook Yorumları

10 Yorum

  1. Murat Verdigil

    Sen o bulaşık makinasını al. Annene karşı çıkman gerektiği için değil veya şartlara uyman gerektiği için değil. Almalısın. Yanına birde fırın al. Hatta LCD al. Gücünün yettiği veya yetebileceği şeylere şimdi hemen sahip ol. Para gelir bir şekilde. Kimse kimseyi (gazetenin 3.sayfa haberleri hariç) LCD tv aldı borcunu ödemedi veya 5 gün geç ödedi diye bilmem ne yapmıyor. İçinden o mu geçiyor yap. İçinden fıstık gibi bir bekar evi mi döşemek geçiyor döşe. Evlendiğinde tek parçasını kullanamama ihtimalin bile olsa yap bunları. Keşke dedirtmesin kimse sana, helede böyle cepteki kağıt parçaları ile ölçülebilecek konularda. Anlatmaya çalıştığının yalnızca bu olmadığının farkındayım. Nasıl olsa ertelemeyi adet edinmişiz. Verdiğin örnekler gibi. En azından değmeyecek durumlarda aksini yapalımda bir şekilde mutlu olabilelim. 

  2. merhaba

    kardeşim yaşam tarzın ve duyguların benim gençliğim  emn ol sonunda inşallah doğruyu ve hayatın gerçeğini bulacaksın…. yaşam ömür dediğimiz şey an ve anlardan ibaret… asıl mesele o kabuğa o ana sığığ sığmağımız yoksa gersi hikaye… 
    yaşamında teveekkülü ve “O”nun (c.c) korkusunu kalbinden bırakmaman dileğiyle yaradana emanet ol…
    saygılarımla….

  3. hacı ökkeş

    Üstad eline diline sağlık.

    Düşünen biraz sorgulayan insan , insani meziyetler zaviyesinden hayata bakıp , hayatın özünü yaşama gayesini anlar kendi seviyesine göre.

    Biraz daha düşünen insan fani işlerin boş ve geçici olduğunu anlayıp mümkün mertebe elini çeker. Çekemeyende özlemini dile getirir hiç olmazsa yukarıda senin yapmış olduğun gibi.

    İnsan huzuru doğada kumsalda arar hatta bulabilir. Eğer sorgulayıp düşünüyorsa bir müddet sonra onlarda anlamını yitiriyor. Gerçek huzuru arıyor.

    İnsana bahşedilen en büyük nimetlerden olan sevgide buluyorsun huzuru. Doğayı , aileni , arkadaşlarını , çocukları, hayvanları vs.

    Sonra anlıyorsun bunlarda geçici çünkü ölüm ve haşrin olduğunu biliyorsun. Sonra sonra gerçek sevgiyi arıyorsun. buluyorsunda sevgini büyüklüğü karşında senin acizliğin seni kahrediyor.

    İyiki gerçek üstadlarımız var . İyiki gerçek hakdostları yetişmiş bu coğrafyada. Ve dalıyorsun mısralara kelimelerin manaların tayfları altında mahviyete ulaşıyorsun. Nasıl olmasınki .

    Gerçek manayı ve sevgiyi bu kadar yalın bu kadar az kelimeyle ifade etmek gerçek bir aşığa aittir sadece.

    ne varlığa sevinirim
    ne yokluğa yerinirim
    aşkın ile avunurum
    bana seni gerek seni

    aşkın aşıklar oldurur
    aşk denizine daldırır
    tecelli ile doldurur
    bana seni gerek seni

    sufilere sohbet gerek
    ahilere ahret gerek
    mecnunlara leyla gerek
    bana seni gerek seni

    Hacı ökkeş’dir benim adım
    gün geçtikçe artar odum
    iki cihanda maksudum
    bana seni gerek seni

  4. bymfy

    Türkü tadın da yaşmak isterdim anlamsız köşelere kafiyeler oluştursun diye konulmuş kelimeler gibi yalnız ve anlamı sade kendinde olan…  (Başka diyarlara taşıdın be ağabey  )

  5. Korhan

    her tarafta ağaçlar çiçek açmış, ben bunu dün akşam fark ettim, “sabah kesin yoktu, öğlen açmıştır” dediğimde muzip bakışlara maruz kaldım. ama bu gerçeği değiştirmiyor, benim için sabah o çiçekler yoktu.. “varlığa sevinmemek, yokluğa yerinmemek” hoş fakat kendim yakalayamasam da dozajı olduğuna inanıyorum. gelenin şükrünü arttırması, gidenin sorgu yaratması, fark etmediğin hatayı bulman için gerekli geliyor bana. şahsen şuan ben ne varlığa seviniyorum, ne yokluğa yeriniyorum tanımına uygunum. planım da yok. hayalim de yok, ekran koruyucu gibi dünyanın pikselleri bozulmasın diye dolaşıyorum. bu durum da hoş değil. demek ki hayali olmalı insanın, hemde herksin önünde bağıracak kadar “i have a dream..!”

  6. Korhan

    caner benim yorumu silmelisin, güzelim yazının yorum bölümünü tıkadım resmen.. hemen bir Yoraç® dök banner dan aşağı.. 

  7. Korhan

    aynen, benim ki zamanı hızlandırmak gibi, mesela burada bi kaç hafta sonra yorum durma noktasına gelecekti. ben yazdım bugünden bitti. sonucunda o çiçek kuruyacaktı. ben dokundum o an kurudu. sonumuz hayrolsun caner 🙂

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir