Uzun zamandır izlediğim en güzel film: God Bless America

Film henüz bitti, şu anda bitiş jeneriği oynuyor ve bu satırları damağımda bıraktığı o nefis tat eşliğinde yazıyorum.

Adamlar sanki senelerce blogumu takip edip yazılarımı arşivlemiş, düşüncelerimi senaryo haline getirip filmini çekmişler. Gerçekten, film şu yazım ile başlayıp şu yazım ile devam ediyor. Daha sonra bir çok kişi tarafından okunan fakat pek azı tarafından anlaşılan protest düşüncelerim işleniyor. Çoğu sahnede “Şerrefsizim ben bunu aynen yazmıştım!” dedim.

God Bless America (Tanrı Amerika’yı Korusun) ile; TV ve müzik endüstrisinin, aile yapısının, ahlak anlayışının ve genç nesillerin yozlaşmışlığından; toplumun saygısızlığından, cehaletten, vurdumduymazlıktan, kendi halinde yaşamaya çalışan bireylerin popüler kültür bataklığına çekilmeye çalışılmasından duyduğum rahatsızlığın, dünyanın öbür ucundaki bir yönetmen olan Bobcat Goldthwait‘in (ki ilginçtir kendisi Polis Akademisi’ndeki çılgın eleman Zed oluyor) perspektifinden anlatılışına şahit oldum. Eğer ben tüm bu konuları ele alan bir film çekseydim ağır argo üslup ve diğer bir kaç unsur dışında sanırım ortaya böyle bir şey çıkardı.

Şimdi müsadenizle spoiler uyarısı eşliğinde, güzel memleketimizin yakın geleceğini resmeden bu filmden çok hoşuma giden bazı replikleri uzun uzun aktarmak istiyorum:

Evsiz bir vatandaşı ateşe verdikten sonra çektiği videoyu internete veren çocuk yakalandı.

Büyük imparatorluklar çökmeye başladığında ortaya çıkan ucube şovlarının yalnızca bir çeşidi. “American Superstarz” yeni dövüş arenası. Ve ben her hafta eğlence olsun diye bir zayıfı parçalara ayıran bir şova onu izleyerek iştirak etmeyeceğim. Benden bu kadar, gerçekten… Artık her şey çok acımasız. Ben sadece tüm bunların durmasını istiyorum …

Artık hiç kimse sohbet etmiyor. Sadece TV’de gördükleri, radyoda duydukları veya internette seyrettiklerini geri kusuyorlar. En son ne zaman bir yandan mesaj atmayan ya da omzunun üzerinden TV’ye veya monitöre bakmayan biriyle konuştun? Bilirsin, içinde ünlüleri, dedikoduyu, sporu veya popüler politikayı barındırmayan bir konuşma? Yani gerçekten önemli veya kişisel bir şey …

Kimsede utanma kalmadı artık ve bizim de bununla övünmemiz gerekiyor. Dün gece ulusal bir kanalda başka bir kadına kullanılmış tampon fırlatan bir kadın gördüm. Bu kanal ki kendini günümüz kadının kanalı olarak tanıtıyor. Çocuklar birbirlerini dövüp YouTube’a yüklüyorlar. “Survivor”daki fare ve solucan yemenin şok edici olduğu zamanları hatırlıyor musun? Şimdi her şey insanlara normalmiş gibi geliyor. Yakında, birbirlerinin dışkılarını yiyen kızlar (2 girlis 1 cup) Vh1 kanalında kendi çöpçatan şovlarına başlarlar. Yani, artık medeni olmakla ilgilenmiyorsak niye kendimize medeniyet diyoruz?

– Annemden nefret ediyorum! Annemden nefret ediyorum!
– Neden bahsediyorsun sen?
– Bana BlackBerry almışlar ama ben iPhone istemiştim.
– Tamam, tamam, tatlım… Ver de annenle konuşayım.
– Alo?
– Ona BlackBerry mi aldın?
– Frank, dinlemek istemiyorum. Kendimi yeteri kadar kötü hissediyorum zaten. İstediği bu sanmıştım.
– Hayır, yani ona neden BlackBerry veya iPhone alıyorsun?
– Tartışmak istemiyorum…
– Onun bana gelmesi hakkında konuştunuz mu?
– Ava, prenses, babanı görmeye gitmek istiyor musun?
– İPhone istiyorum! Babamı istemiyorum!.. Oraya gitmekten nefret ediyorum! Onu bir daha görmek istemiyorum! İPhone istiyorum! İPhone istiyorum!

Film sırasında konuşmadığın için teşekkürler. Telefonunu kapalı tuttuğun için teşekkürler.

Sizin neslinizin sorunlarından biri de bu, eğer videosu kaydedilmediyse hiç bir şeyden zevk alamıyorsunuz. Sen oradaydın, o anı sen yaşadın, bu bir deneyim olarak yetmiyor mu? Bir dahaki sefere bir şeyi hatırlamak istediğinde cep telefonunu çıkartmak yerine neden beynindeki kamerayla kayıt yapmıyorsun? Ben senin yaşlarındayken kimse tweet atmıyordu ama yine de bir çok deneyim sahibi olmuştuk. Telefon evin duvarında asılı dururdu …

… Tıpkı, Amerikalıların yabancı düşmanlığından para kazanan diğer zengin ve palavracılar gibi kendi amaçlarınız için trajedileri sömürüyorsunuz. Hatta sanki amaç dünyayı canlı canlı haşlasınlar diye hep petrol şirketlerinin haklarını savunmak …

Vay be, tüm şu insanlara bak… Evet, keşke bir AK-47’im (Kalaşnikof) olsaydı.

Adım Frank ama bunun bir önemi yok. Asıl soru sizin kim olduğunuz… Amerika acımasız ve vahşi bir yere dönüştü. En yüzeysel, en aptal, en acımasız ve en gürültücü olanı ödüllendiriyoruz. Azıcık dahi terbiye duygumuz kalmadı, utanma duygumuz kalmadı. Doğru ve yanlış ayrımı yok. İnsanlar arasında en kötü olanları örnek alıp onları övüyoruz. Para kazandığımız müddetçe yalan söylemek ve korku yaymak yanlış şeyler değil. Sloganlarla hareket eden, e-postalarla kin kusan nefret tacirleriyle dolu bir ülkeye dönüştük.

Şefkatimizi kaybettik. Ruhumuzu kaybettik…

Facebook Yorumları

9 Yorum

  1. Byuzun

    Popüler kültür çağımızın büyük bir sorunu ancak sosyal medyanın gücünü de yok sayamayız. Hele ki Arap baharında sosyal medyada paylaşılan iletilerin kelebek etkisi yaparak yayılması ve toplulukları bir anda isyana sürüklemesi gibi örnek gördükten sonra. İyi ya da kötü sosyal medya ve popüler kültür hayatımızda  bir yerlerde ve giderek kontrolsüz bir şekilde büyüyor. Sonunu kestirmek zor.
    Bu filmi listeme ekledim en kısa zamanda izlicem. 
    Medianeras diye bir film vardı onu da tavsiye ederim.

  2. eğer videosu kaydedilmediyse hiç bir şeyden zevk alamıyorsunuz. Sen oradaydın, o anı sen yaşadın, bu bir deneyim olarak yetmiyor mu? mükemmel…

  3. Çok nadir film izleyen ve zor beğenen birisi olarak, bu filme bayıldım. Ne kadar teşekkür etsem az Caner. Filmde çoğu zaman Frank yerinde kendimi gördüm. İnşallah sonumuz benzemez 😀

  4. Korhan

    filme yarısına kadar tahammül edebildim, seninde aktardığın diyalog kısımları hariç işe yarar başka bişey göremedim… netice de ne olursa olsun, “eleştirdiği” pislikten arınmış bi film değil…

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir