Sıkıldım ulan…


Yemin ediyorum sıkıldım. Size bir malı satana kadar yalakalık yapan, cebinizdeki parayı garantileyene kadar sahte samimiyetler gösteren, yaşadığınız en ufak sorun için yardım istediğinizde suratları bir anda mahkeme duvarına dönen, binbir zorluk çıkarıp sizi hakkınızı aramaktan vazgeçirmeye programlanmış götlek satış elemanlarından sıkıldım. Her gün SMS gönderip sizi ahmak yerine koyan üçkağıtçı bankalardan da sıkıldım. Unuttuğunuz ufak borçları bir köşede yıllarca bekletip üzerine faiz bindire bindire fahiş rakamlara ulaştıran, sonra sanki size iyilik yapıyormuş gibi “Eğer peşin öderseniz yüzde şu kadar indirim fırsatından yararlanırsınız” diyen şerrefsiz kurumlardan da sıkıldım. Kaçak kullanım bedeli, sayaç okuma bedeli, yara kabuğu kaldırma bedeli, memurun yeni ayakkabılarının bağcık bedeli diye dünyanın en saçma kalemlerini faturalara yansıtıp vatandaşın iflahını gevreten orrrrrta yolu bulmaktan uzak, katı kurallı kurumlardan ve en çok tüm bunlara yüzünü çevirip kendi insanının haksızlığa uğramasına seyirci kalan adalet sisteminden sıkıldım.

Parası olana tecelli eden adaletin ben geçmişine geleceğine turp sıkayım. “Eğer davayı kaybedersem mahkeme masrafları üzerime yıkılır, donuma kadar alırlar” diye hakkını aramaktan vazgeçmek ne demektir ya? Halk arasında “Seni mahkemelerde sürüm sürüm süründürürüm” diye tabirlerin ortaya çıkmasına neden olmuş bu kadar adaletsiz bir adalet sistemi daha var mıdır acaba?

Saygısız, kural tanımayan gençlerden de sıkıldım. Bilmiyorum son zamanlarda lise öğrencilerine dikkatle baktınız mı, alayı televizyon tarlalarında yetiştirilip internet ateşiyle kavrulmuş leblebi büyüklüğünde beyinlere sahipler. Hiçbir hayat görüşleri yok, hiçbir konuda fikir veya endişe sahibi değiller. Okula eğitim almaya değil defileye gidiyor gibiler. 14-15 yaşındaki kız öğrencilerin el bezi kadar eteklerle gezdiklerini görünce onları son derece hassas oldukları böyle bir dönemde cinselliğe özendiren sıçık, kokuşmuş örneklerin ve daha önemlisi “insan” yetiştirebilecek donanıma sahip olmayan eğitimsiz ebeveynlerin varlığından nefret ediyorum.

Tartıda sahtekarlık yapmanın en büyük şerefsizliklerden olduğuna inanan biri olarak; insanların akılları karışsın diye özellikle saçma sapan tarifeler üreten ve “Zeytin gözlü yarim tarifesinden bebek pipisi tarifesine geçerseniz 2 TL daha az ödeyeceksiniz” diye açık açık yalan söyleyen GSM operatörlerinden, internet sağlayıcılarından ve sistemi onların tüm bu üstü kapalı üç kağıtlarını haklı çıkaracak biçimde şekillendiren godoşların akşam başlarını yastığa huzur içinde koyuyor olmalarından da sıkıldım.

İnsanların inançları veya inançsızlıklarıyla uğraşanlardan, bunu magazin ve siyaset malzemesi haline getirenlerden, ağzından köpükler saçarak ulvi değerlere saldıranlardan, kendi görüşlerini ısrarla dayatanlardan, zulme seyirci kalan, “Bana ne” diyenlerden, gösteriş meraklısı görgüsüzlerden ve cahillerden çok ama çok sıkıldım.

Artık dünya dürüst insanlar için yaşanabilecek bir yer değil. Hepimiz, minimum rahat yaşamlar uğruna iğrenç bir bataklığın ortasında şahit olduğumuz yanlışları kabullenmeyi öğrenerek, prensiplerimizden ödün vererek, dürüstlüğümüzden her geçen gün bir parça daha kaybederek bitki gibi yaşamaya razı oluyoruz.

İliklerime kadar sıkıldım anasını satayım…

Facebook Yorumları

26 Yorum

  1. Mehmet

    Çiller ve Rahmetli Erbakan’ın koalisyon yaptığı seçimler öncesi köydeyiz… Bir ara kalabalık bir grup halinde Babamın arkadaşları geliyor bahçeye. Bizde fırsattan istifade mola verip hep beraber oturuyoruz vişne ağaçlarının gölgesine. Sohbet ediyorlar, konu belli: önümüzdeki seçimler. Hepsi kendi siyasi tercihleri doğrultusunda fikirlerini söylüyor. Biri seçimlerden A partisi galip çıkar diyor, biri B partisi… Ama biri var ki; arada “Düzen değişecek!” diye bir slogan atıyor ortaya. Malum o dönemde Refah Partisi sloganı… Herkes ona doğru bakıyor arkasını getirsin diye; ama nafile. Adam holigan… Fikir pek oturmamış, sadece sloganı becerebiliyor. Bu olay bir kaç defa tekrarlanınca en sonunda biri dayanamıyor.
    “- Kardeşim ben de biliyorum düzen değişecek, düzülen de değişecek mi sen bana onu söyle…”

    Varacağım sonuç; aslında tam da düzenin değişmesine ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, gelecekten ümidim yok. Düzen değişir değişmesine de; televizyon karşısında batı kültürü bombardımanı altında yetişen nesil bu günleri bile aratır bence.

  2. Muhammet

    Üstümden soğuk bir rüzgar geçti, titredim. Yazı bitti, ekrana bakakaldım. Caner, ben ilk kez bir yazına bu derecede hayran kaldım.

    • Caner
      Yazar

      @Cem tamam abi, bir dahaki sefere “Neden aramadan yazmayayım ki kuru eleştiri gibi görünmesin” diye düşünür hepsini içimde tutarım. Hani en azından yazıyorum, yazabiliyorum diye kendimi de rahatlatmam.

  3. caner seni benim bir parçam oldun arkadaş. kafamda olan herşey bu yazıda var ama toparlayıp yazıya dökecek ne mecalim ne cesaretim var. eline koluna canına sağlık. pesimistiğin nirvanasındayım. kötü değil iyi bişey bence. kabz hali iyidir. iyi eserler hüzünden çıkar zannımca… muhabbetle…

  4. Erdemir

    Caner Seni “Tebrik” ve “Takdir” Ediyorum. resmen içimdeki duygulara tercuman oldu sabahtan beri bende sıkıntıdan geberiyorum dürüstsen yaşamaya hakkın yokmus gibi hissettiren bi dünyadayız . Liseler konusundada hergün işim gereği liselere gidip gelen bi insan olarak gençlik zevki sefa için yaşıyor . hepsinin ağzında “amannnn okulu kim takar ben eğlenmeye geliyorum ” diye bir laf var . Ne diyim . İnsanlık öldü başımız sağolsun …

  5. ali

    ülkenin suyu çıktı. artık gururla “Türkiye’de yaşıyoruz” diyebilmemiz için en ufak bir sebep bile yok.
    Hangi iş mantıklı? hangi yapılan şey mantıklı kaldı şu ülkede?
    güzel ülkemizin bu hallere gelmesinde katkısı olan herkesin Allah belasını versin.

  6. Pınar

    Hayır bir de üstüne yanlış yazmışım hem salçalı kaşarlı tost yiyip hem sıkılıp hem yorum yazarsam ortaya bu çıkar. 🙂

  7. mehmet

    Özümüz İslam’a dönmedikçe ve Kur’an-ı tam anlamıyla yaşamadıkça bu günlere  bile hasret kalacağız.

  8. Cem

    @Caner Yaz Caner yazma demiyorum. Elbette yazacaksın rahatlayacaksın. Benim dediğim böyle bir şey değil. Bende sıkıldım tüm bu bahsettiğin şeylerden. Üstelik yeni değil baya bir oluyor. Eminönü’nde geçti benim çocukluğum. Rahmetli babam ben bir şey almak istediğim zaman kartını verirdi gider alırdım. Kart dediğim kredi kartı değil. Normal bildiğin kartvizit. Telefon bile etmezdi kimse paraysa para ürünse ürün şak diye koyarlardı ortaya. Şimdi Yeşildirek te yürümeye korkuyorum arada bir pantolonu yokluyorum giden bir şey var mı diye.

    Ne olduysa 1987 – 1995 arasında oldu. Ne geldiyse artık milletin başına yüzlerce yıllık güven esasına dayalı ticaret bir anda yok oldu. Ve ticaret pislendikçe ortamda pisleşti. Güzel şeyleri bozmak kolaydır toplum biliminde ama kötü şeyleri düzletmek genelde çok zordur. Nasıl yapmalı sorusu boyumu aşsa da nasıl oldu sorunu hep kendime sorarım. Ve her sorduğumda yeni cevaplar çıkar karşıma. Bana göre nasıl oldu sorusunun cevabı kişiye göre değişen bir şeydir. Bu yüzden sende bu soruyu kendine sormalısın. Aslında bunu toplumun gidişatından memnun olmayan herkes yapmalı.Kim bilir yeterince sorarsak  belki gerçek bir cevap bulabiliriz.

  9. Mert

    Aynen Caner kardeş.Bugün otobüste gidiyorum hemen şoförün önündeki koltukta.Bir insan otobüs sürerken S3 kullanıp facebookta hem mesajlaşıp hem video izler mi ya?
    Tamam normalde olur ama otobüs sürerken hareket halindeyken yapıyor bunu bu şahsiyet.Hemde ne hiç bir korkusu olmadan!
    Bende bu düzenden sıkıldım !
    Takipteyiz …

  10. Tarık

    Bir blog yazarının çıkıp duygularınıza tercüman olduğunu görür kendinizi iyi hissedersiniz. Bu iyi bir şey ve iyi şeyler olmaya devam ediyorsa hala umut var demektir.

  11. Hasan

    Tüm dile getirdiklerine, son paragrafında vurguladığın gibi sadece hüzünlü birer seyirci olabilmekten öteye gidemeyeceğiz maalesef. Ve hüznümüz her geçen gün artacak. Çözümsüzlüğün nedeni de senin cümlelerinde gizli zaten. 

    “Hiçbir hayat görüşleri yok, hiçbir konuda fikir veya endişe sahibi değiller.”, şeklinde ki tanımın bu insanlara tesir edip doğruyu göstermenin neredeyse imkansız olduğuna bir kanıt niteliğinde. 

    Ama biz gençliğimizi bu imkansızlığa kendi ellerimizle sürükledik. Ayıptır diyeni yuhaladık, düşene yardım edeni görgüsüz diye yaftaladık. Evet bunları yaptık ve yeni nesil de bunu övünülesi bir hareketmiş gibi göğsünü gere gere yapmaya devam ediyor. 

    Hatırlayın yakın zaman öncesine ait haberleri;

    Avrupa(vs) da  kaza yapan bir araç gördüklerinde tüm medeni insanlar yollarına devam ederken, bizim insanımız trafiği tıkamak pahasına bir insan hayatı için endişe edip araçlarını durdurup yardıma koşuyormuş ve bu ne kadar medeniyet dışı bir davranışmış.

    Bu tip haberlerle çocukluğumdan beri sürekli karşılaştım ve bu haberlerin aydın tabir edilen insanlar tarafından sahiplenilmesini hayretler içerisinde izledim. Bu olguyu halka indirgediğimiz günden beri de gençliğimiz çırpındıkça daha çok battığı bir bataklık içinde yaşam mücadelesi verir durumda.

    Gençliğin, “Kesin Türktür” kavramını, olumsuzluklara eğlence olarak bakabileceği bir cümle olarak seçtikleri günden beri umudumu yitirdim. 

  12. Yunus Emre ÇETİN

    Şunu söylemek istiyorum. Kısa ve öz biz 23 nisanı ve 19 mayısı kutlayamadık 10 sene öncesini arıyoruz! kim bizi ileri götürücem dediyse geriletti! Akıllı telefon diyip satıkları şeylerle kuyumuzu kazıyorlar. Beats kulaklığı olmayan çocuğun ailesi fakir oluyorsa düzen değişmiş be saten kardeşim 🙁

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir