Film izlemenin eskisi gibi zevkli olduğu bir dünya istiyorum

Artık film izleyemiyorum. Tamam zaman bulamıyorum falan ama esas sorun bu değil, adam akıllı izlenebilecek bütün filmleri tükettim. El oğlu gider eşine dostuna “Hacı bana şöyle güzel bir film öner Pazar akşamı keyiflen izleyeyim” der, benim ise bu lüksüm gizemli bir güç tarafından hüp diye çekildi alındı. İğrenç bir durum, karşımdaki, danıştığım vatandaşa birkaç olumsuz cevap verdikten sonra “Yok abi onu da izledim…” diyemiyorum, utanıyorum. Gözlerindeki o yardıma muhtaç birini yüzüstü bırakmış olmanın verdiği üzüntüyü görünce “Hıı bak bu ilginç bir şeye benziyormuş, bir bakayım” deyip yine şansımı Google Amca vesilesiyle deniyorum.

Yeterince film izledikten sonra bilim kurgusu olsun, korkusu olsun, bütün türlerin senaryo matematiklerini çözüyorsunuz, işin zevki de kaçmıyor değil. En basitinden süper kahramanlı filmlerde iş bölüm sonu canavarına gelince uçan kaçan esas oğlanın elden ayaktan kesilecek olması, süper güçlerinin anca %20’sini kullanarak çarpışacak veya tamamen öldü sanılıp X faktörün gazıyla tekrar hayata dönecek olması klişe haline geldi. Tamam geçtiğimiz 50-60 sene boyunca bu olay işe yaradı, seyirciyi heyecanlandırdı ama artık yeni, farklı şeyler bulmak lazım. Buradan Marvel’e sesleniyorum: Bölüm sonu canavarıyla tam kapasite kapışabilecek nitelikte süper kahraman yapana kadar sizin filmleri protesto ediyorum arkadaş. Zaten olayı artık iyice diziye bağladınız, daha ikinci filmi çekerken üçüncünün yolda olduğunu söylüyorsunuz ne heyecan kalıyor ne bir şey.

Hatırlar mısınız eskiden ne güzel izlerken gerildiğimiz, gerçek anlamda ürpertici korku filmleri olurdu. Artık olay öyle değil, tüm korku filmlerinde hep sanayi tipi hayaletler, fabrikasyon doğa üstü güçler kullanılıyor. Film şirketi Paramount olsun Warner Bros olsun, senaristi erkek olsun kadın olsun, istisnasız bütün gizemli güçler o tırsınç eve girilen filmin %75’ini vazo devirmek, ne bileyim ahşap zeminde ayak sesleri falan çıkarmak gibi küçük hesaplar peşinde koşarak geçiriyor. Sen hayaletsin arkadaş, “Esas oğlanı / kadını bir süre ufak ufak tırsıtıp kulak memesi kıvamına getirmeden kendini göstermek olmaz, bize yakışmaz” diye düşünmek nedir? Senin bu anlamsız davranışın yüzünden biliyoruz ki filmin ilk yarısında yüksek gerilimli fon müziği eşliğinde gerçekleşen tüm enteresan olayların; ağaç dalı, pardesü gölgesi, ne bileyim açık kalan camdan içeri girip perdeleri havalandıran rüzgar gibi mantıklı açıklamaları olacak. Perşembenin gelişi Çarşambadan belli. Sinema bölümünden mezun olup ilk iş olarak korku filmi çekmeyi düşünen arkadaşlar varsa hemen kalem kağıt çıkarsınlar, 21. yüzyılda korku filmi çekmenin 3 ana kuralını söylüyorum: “1.Doğaüstü yüksek bir sesle mutfak dolaplarından fırlayan kediler 2.Camlara çarpan kuşlar 3.Çatı katlarında dolaşıp eşyaları deviren fareler” bunları yaptıktan sonra içiniz rahat olsun, filminizin yarısı kafadan hazır demektir.

Komedi filmlerine gelince, bana soracak olursanız günümüzde artık malesef komedi filmi diye bir kavram yok, onun yerine benim “Aptal Amerikan Komedisi” dediğim bir iğrençlik var. Nedir bu Aptal Amerikan Komedisi diyecek olursanız: Bolca kadın, cinsellik, küfür, uyuşturucu ve çılgınca eğlenilen partilerin, aralarına herhangi bir anlam ifade etmesi gerekmeyen, mizahi değerleri tartışılır textler serpiştirilerek elde edilen “soft porno” tadındaki makara ziyanları diyebilirim. Yozlaşmış Amerikan Kültürünün ve bu kültür içerisinde yetişen gençlerin şahsen moronca bulduğum mizah anlayışlarının ne yazık ki bütün dünyanın ilgi alanına girmesi bekleniyor (daha doğrusu dayatılıyor). Hatta işi artık “Uncensored / Uncut Edition” diye öyle bir abarttılar ki cinsel organların havalarda uçuştuğu sahneleri görünce “Lan bu nasıl komedi anlayışı, bunlar nasıl insanlar arkadaş” diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Bu kulvarda yerli yapımlardan bahsetmeye gerek var mı bilemiyorum çünkü bir iki istisna haricinde –affınıza sığınarak– “Bokum geldi” gibi repliklerle, osuruk sesleriyle güldürmeyi amaçlayan, insan zekasına hakaret filmlerimiz var. Bu filmleri çekenlerin esasen ticaret peşinde olduğunu ve genel olarak bu tür işlerin para ettiğini, izleyici beklentilerini karşıladığını düşününce kime kızmak gerekir onu da bilemiyorum tabi.

Sanatsal, toplumcu gerçekçi veya dramatik filmleri ise mecbur kalmadıkça izlemiyorum. Hatta eğer bir filmin afişinde Cannes gibi bir festivalden ödül aldığını belirten o yaprakları, çelenkleri görürsem çaktırmadan oradan uzaklaşıyorum. Evet sevenleri var ama sanat filmleri bana hitap etmiyor. Yani loş aydınlatılmış bir odada konuşmadan oturup sigara içen çiftin iç dünyalarındaki isyanları, çatışmaları, ne bileyim arka fondaki sarı renkli perdenin ilişkinin sessiz çığlıklarını ifade ediyor olması falan zerre ilgimi çekmiyor. Bir de o malum “Yönetmen burada şunu anlatmaya çalışmış, şu mesajı vermiş” şeklindeki yorumlar var tabi. Yönetmen, fakir ve üstü başı kirli bir boyacı çocuğu özellikle daha dramatik görünsün diye siyah beyaz biçimde filme alıyor. Arka fonda yağmurun ve arabaların sesi oluyor, izleyenler de “Yönetmen çocuğun gözlerindeki çaresizliği ele almış, efendime söyleyeyim toplumun bireylerine olan ilgisizliğini şöyle şöyle eleştirmiş. Çok şahane mesaj vermiş çok” diye yorum yapıyor. Ulan yönetmene bakıyorsun boynunda fuları elinde şarap kadehi kokteylde misafir ağırlıyor, yorumu yapanlara bakıyorsun, dokunsan “Bizim osuruğa gülenlerden farkımız var, ne kadar sıkıcı olursa olsun 3 saat boyunca duvara asılı bir saatin farklı açılardan çekilmiş görüntülerini izleyip içinden şahane mesajlar çıkarabilecek zeka kapasitesine sahibiz. Nasıl ki Ramazanda televizyonlardaki dini programları izleyenler kendinlerini sevap işlemiş gibi hissediyorlar, biz de ne kadar uzun ve sıkıcı bir festival filmi izlersek kendimizi o kadar kültürlü hissediyoruz.” diyeceklermiş gibi duruyorlar. Amaç sürekli mesaj alıp vermek ama esasen boyacı çocuk hiçbirinin umrunda değil. Ben bu durumu samimiyetsiz buluyorum. Bilmiyorum, bana ait olmadığım bir burjuva kültürünün parçasıymış gibi geliyor…

Özetle film izlemek istiyorum sevgili dostlar, o eski güzel günlerdeki gibi film izlemek istiyorum. Şöyle kıyıda köşede kalmış, gözden kaçmış, keşfedilmeyi bekleyen sürükleyici bir film bulsam, cipsimi kolamı alıp akşam vakti keyifle izlesem ne güzel olur be.

Facebook Yorumları

26 Yorum

  1. Pilot Binbaşı Rıza KÜÇÜKDURMAZ

    önceden işin bir asilliği ayrıcalığı vardı film var var dendiği zaman eş dost akrabalar börek çörek yapar mısır patlatır doluşurdu hengameyle şimdi aç ayfonu aç izle

  2. Beyza

    Aynen katılıyorum. Şahsen epeydir film izleyemedim. Hem vakit yok, hem de sıkılırım endişesi var. Son izlediğim film galiba “Pi’nin Yaşamı”ydı.
    Onda da görsellik güzeldi fakat ya hikâyeden ya da işlenişten, sıkıldım yine. “Bitse de gitsek” duygusu oluyor hep. Süreleri uzun desek, mesela Ben-Hur’u 3-4 günde izlemiştim, çok da keyif almıştım. Yani uzun desek, günlere yayarız, yine izleriz. Fakat sorun sürelerden çok hikâyelerin tökezlemesinde.

    Mesela şahane animasyon filmler yapılıyor. Fragmanını izleyince bir an için “Bunu muhakkak izleyeyim” diyorum ama bir an için. Çünkü sonra yine aynı şey olacak, diye aklıma geliyor, çizgi filmlerin, 3d animasyon filmlerin hikâyeleri hep aynı. İçlerindeki dram dozu, mizah dozu, mesaj dozu, gürültü-şamata dozu… hep hesaplı. Her bir tür için, romantik komediler olsun, animasyonlar olsun, kahramanlık filmleri-tarihi filmler olsun, sanki aynı birkaç hikâye farklı kostümlerle sahneleniyor.

    Aslında belki de sinema sektörü hep aynı; eskiden de aynıydı da izleye izleye biz tükettik, tüketiyoruz; bu da bir ihtimal olarak aklıma geliyor. Yani eski kült filmlerin yeni nesiller için son teknolojilerle ve gündemdeki popüler yıldızlarla çekilmesi gibi. Bu filmler, ilklerini izlemeyenlere yeni geliyor, halbuki izleyenler için tekrar.

  3. EyyuBi

    Eskiden tv de ertesi günkü yazılıya çalışmadığınım filmler olurdu bee şimdi nerdee. Ver Allah dizi ya

  4. Yılmaz Tek

    Sizin sıkıntınız bence tam olarak o değil, bu işin yegane sahibi olan ABD film piyasasının senaryo sıkıntısı. Sonra biz de nerede o eski filmler diyoruz. Çünkü iş öyle bir noktaya vardı ki, bir yandan seri üretim filmler bir yandan dizi bombardımanı izlemediğimiz konu kalmadı. Kalmayınca da hepsi aynı gibi geliyor artık. Holivud bu konuda çok ağır depresyonda çünkü remake yapmaktan adamlar yamuldular. Daha dün çekilen örümcek adam’ın baştan tekrar çekilmesi, süperman’in bilmem kaçıncı baştan hikayesi, hızlı ve öfkeli gibi abuk bir filmin 6 kere çekilmesi daha sayarımda gerek yok, onlarca örnek var. Biz bile buna merak saldık, Evim sensin gibi bir facia, aslında kore yapımı über bir yapımın berbat bir kopyası sadece. Yani günümüzde filmler ya remake yapılıyor ya da uzakdoğu sinemasından aynen alınıp tekrar kullanılıyor. İş artık o kadar komediye döndü ki size iki film vereceğim, bunlar bu sene art arda gösterime giren filmler, fakat sorun şu ki iki filmde aynı… http://www.imdb.com/title/tt2302755/ http://www.imdb.com/title/tt2334879/

  5. Muhammet A

    Lisedeyken okullar tatil olunca ya da okul zamanında önüme hangi film çıkarsa izliyordum. Yani artık IMDB’de ya da diğer sitelerde sırayla filmleri geçmeye başladığımda izledim-izledim-izledim-izledim şeklinde gide gide kaliteli filmlerin/duyduklarımın %95’ini izledim. Daha sonra diğer filmlere baktığımda her birinin bu filmlerden aşırılma/aynı konu olduğunu görünce film izlemeyi bıraktım. Uzuuuunca bir süredir de ne film ne de dizi olarak ilgimi çeken bir şey var. Acayip sıkıldım, zevk vermiyor filmler. Sanki film için doyuma ulaşmış gibiyim.

    Belki de insanların hayaldünyasının sonu gelmiştir. Hep aynı film, hep aynı film nereye kadar ?
    Vampir olur sadece aşk ve cinsellik üstüne kurulu bir film olur vampirlikle uzaktan yakından alakası olmaz.
    Eğlence filmi denir, komedi filmi denir yine cinsellik üstüne kurulu olur.

    Yani artık yapımcılar da farkındalar zevkli film yapamadıklarının ve bundan dolayı işi hep cinselliğe ve duygu sömürüsüne bağlıyorlar. Artık biraz hayal dünyasını aşan filmler yapılmalı ki biz de şaşırıp izleyelim. Senaristlerin kişisel fantezilerini görmek istemiyorum filmlerde. Filmi görmek ve o filmden zevk almak istiyorum. Eğer evde izliyorsam gerekirse bittikten sonra yeniden başa sarıp izleyebileceğim bir film lazım.

  6. ahmettatar

    Konu kalmadı diyenlere yok efendim hep aynı konular işleniyor diyenlere her senaryo birbirine benziyor diyenlere katılmıyorum tüm senaryolar birbirinin aynı olsa da yorumlanmaları farklı farklı mesela Jim Carrey\’nin başrolü oynadığı Aman Tanrım filmi ile Salman Khan\’ın başrolü oynadığı Aman Tanrım filmi arasında dağlar kadar fark var konu aynı senaryo tüme yakın aynı ama farklı kültürlere hitaben farklı etnik unsurlar kullanılarak çekilmiş iki farklı film çıkıyor ortaya aynı diyemiyorsun iki filme.. Salman Khan\’ın başrol oynadığı Partner filmi ile Will Smith\’in başrol oynadığı Aşk Doktoru adlı filminin senaryo ve konuları birbirinin aynı ama gelin görün ki izlerken farklı şeyler hissediyorsunuz.. Karate Kid filmi kaç defa çekilmiş hepsi de birbirinden güzel bence.. Superman kaç defa yinelendi dizi olarak film olarak bence hepsinde iyi işler çıkardılar hiçbirine birbirinin aynı yapımlar diyemem hepsinde farklı beğeni unsurları önplana çıkarılmış bu arada Superman Man Of Steel (2013) yakında sinemalarda gösterime girecek fragmanları muhteşem bence.. Yapsınlar bence her eski filmi birdaha yeniden farklı yorumlarla çeksinler her defasında daha gelişmiş bir teknoloji kullanılacağından her defasında daha keyifli yapımlar ortaya çıkacaktır.. Eğlenceli, aksiyon dolu yahut dramatik filmler hep yapılıyor ama biz giderek daha tatminsiz hale geliyoruz bizim tatminsizliğimiz filmlerin iyi yapımlar olmadığı gibi bir hisse kapılmamıza yol açıyor.. Beklentilerimizi yüksek tutarak izlemeye başladığımız filmler beklentilerimizi karşılamadığı için yetersiz gibi geliyor bize ama düşük beklentilerle izlemeye başladığımız daha az performansa sahip yapımlar bize keyif verebiliyor.. Pamuk Prenses ve Avcı filminin tanıtım videosunda Florence adlı ses sanatçısının seslendirdiği (Breath of Life adlı eser) fon müziği bile büyülemeye yetmişti beni öyle büyük beklentilerle izledim ki sonunda hüsrana uğradım keşke öyle çok şey beklemeseydim dedim kendi kendime sonrasında ama iş işten geçmiş bulundu.. Oysa hiç bir beklentim olmadan izlediğim Hint yapımı filmler o kadar keyif verici geliyor ki bana anlatamam.. Barfi, Agent Vinod, 3 idiots, Wanted, Ek Tha Tiger, Ra One, Ghajini, DON 1, DON 2, Ajab prem ki Ghazab kahani, Veer, Rachcha gibi filmler inanılmaz keyif verici herkesin mutlak izlemesi gerektiğini düşündüğüm filmlerden aklıma gelenler.. Hint yapımı filmler daha sıcak daha etkili geliyor bence çünkü kültürel benzerlikler var Caner Endirhan robot filmi için yok artık falan der Amerikan yapımı filmde ama kadın komşusunun yanında iç çamaşırlarını değiştirince yuh demez.. İşte öyle komşu hadisesindeki gibi bizim kültürümüze ters düşecek şeylerle karşılaşmadım ben izlediğim Hint yapımı filmlerde o yüzden gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum adı geçen filmleri ma\’aile keyifle izleyebileceğiniz filmler hepsi..

  7. Ertan

    O zaman sizi kore dizi ve filmlerinin sıcaklığına,ictenligine doğru alalım. Ne tür film seviyorsunuz,tavsiyede bulunayım.

  8. Furkan Özden

    Hocam durumu çok iyi anlatmışsın tebrik ederim. Sonuna kadar keyifle okudum. Baktınız izleyecek film yok. Beğendiğiniz bir aktörün ya da yönetmenin filmini izleyin. Kötü olsa bile keyif verir. Mesela filmin kapağına bakıp o filmle ilgili hemen bir önyargı oluşur bende ama bunun asılsız birşey olduğunu da bilirim. Sırf bu yüzden birçok başyapıtı izlemedim. Ama artık böyle değil. Kaliteli film yapan belli başlı yönetmenler var. Kaliteli oyunculuklar sergileyen oyuncular var. Bunları takip etsem yetiyor. Ayrıca size şuradan film önersem sağdaki çubuk küçülür gider. O yüzden getglue hesabımı takip etmenizi öneririm. İzlediğim filmlerin hepsini tavsiye ederim. Furkan | GetGlue

  9. Egehan Güney

    Bu aralar Güney Kore yapımı filmlere merak saldım. Beklemediğim mükemmellikte filmlerle karşılaşıyorm, mesela Castaway The Moon’u mutlaka izleyin. (İki versiyonu var siz Güney Kore yapımını izleyin.)

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir