Gelecekteki müstakbel eşime mektup

Sevgili gelecekteki eşim; Allah ömür verdiyse 35’li yaşlarında bir Caner’e “evet” demiş bulunuyorsun ve muhtemelen işi resmiyete dökmek üzere son hazırlıkları yapıyorsunuz. Şu anda bunu neden yaptığını bilmiyorum ama fikir yürütecek olursam ya altın kalpli melek gibi bir insansın, ya benimle param için evleniyorsun (malum o yaşlarda çok zengin olmuş olmam gerekiyor) ya da evde kaldın, elinde çok fazla bir seçeneğin bulunmuyor. Ben altın kalpli, melek gibi bir insan olduğun seçeneğine ihtimal vermek istiyorum. Zaten sana bu mektubu da buna istinaden, çok ince bir buzun üzerinde yürüdüğünü anlatmak, yol yakınken bu işten vazgeçmeni sağlamak üzere yazıyorum.

Listın tu mi, beni ne kadar tanıyorsun, ne kadar süredir birlikteyiz bilmiyorum ama şunu bilmeni istiyorum ki ben evlilik müessesesine hayatının herhangi bir kademesinde sıcak bakmış bir insan evladı değilim. Evet kız arkadaşlarım oldu, hatta istemeyerek de olsa evlilik eyleminin dile getirildiği dönemler yaşadım ancak çok şükür 29 yaşıma kadar kazasız belasız gelebilmeyi başardım. O evlilik hayali kuran, alışverişlere giden, ne bileyim çeyizlik meyizlik hazırlayan gençlere her zaman acıyan gözlerle bakmışımdır. Bu müesseseye girmek üzere olan akranlarımı sözde tebrik eder ama içten içe kendilerine yazık ettiklerini düşünürüm. Elime ulaşan düğün, nişan davetiyelerine eldivensiz dokunmam ve bu etkinliklerin tümünden allem eder kallem eder kaçarım. Yapamıyorum, evin bahçesinde günlerce besleyip sevgi bağı kurduğu koyunun kurban edilmeye götürülürken yüreği burkulan çocuğun hissettiği duyguları yaşıyorum, birilerinin göz göre göre evlenmesini izlemeye yüreğim dayanmıyor.

Yaratılışla alakalı bir şey olsa gerek. Kimileri dondurma yiyemez mesela, kimilerinin susama alerjisi vardır, ben de evlilik sevmiyorum. Bu mefhuma ilişkin, diğer herkesin kulağına çok şirin gelen “20 yıl aynı yastığa baş koydular” türü söylemler benim bünyemde rahatsızlık hissi uyandırıyor. 20 yıl aynı yastığa baş koymak nedir ya? Ben iki kişilik yatakta yayıla yayıla tek başına uyumaya alışmış insanım. Gece başını koyduğu yastıkta sabah ayaklarını bulmayınca huzursuz olan insanım. Yan odada uyuyanların gecenin bir yarısı kalkıp gelip “Caner bu horlama değil arkadaş başka bir şey. Senin içinde ya dünyevi aleme geçmek isteyen mistik bir yaratık yaşıyor ya da pancar motoru yutmuşsun.” diyenlerden, o güzelim uykuyu sırf bunu söylemek için bölenlerden hoşlanmayan insanım.

Kendisini hiçbir zaman aile babası olarak hayal edememiş birinden bahsediyoruz bak. Sırf internetten ödenmiyor, fiilen vezneye gitmek gerekiyor diye 3-4 ay boyunca, ta ki kesilene kadar su faturası ödemeyen, gidip sıra beklemeye üşenen birinden bahsediyoruz. Böyle bir adamın veli toplantısı falan söz konusu olunca ne yapacağını var sen düşün. Hem zaten çocuk da sevmem ben. Yani çocuk severim de zahmetini sevmem. Normal insanlar eşlerinin dostlarının bebeklerini görünce özenirler “Anaa ne tatlııı, keşke benim de bir tane olsa” diye düşünürler ya, heh işte bende o hissiyatın karşılığı “Lan acaba bir iki gün sevmelik istesem ayıp olur mu? Hevesimi alırım, kakası neyin gelip huysuzlanmaya başlayınca da geri veririm.” şeklinde. Bebekleri PleySteyşın kolu gibi arkadaştan ödünç alınabilecek şeyler olarak gören birine çocuğunu emanet edip dışarı çıktığını düşünsene. Eve bir geliyorsun herif elinde uzaktan kumanda maç izliyor. “Bebek nerde?” diye soruyorsun “Ha onu bizim Tufan’a ödünç verdim. Heves etmiş çocuk bir iki gün sevip getirecek. Hem iyi oldu be biz de biraz kafamızı dinleriz, bıktım ya sabah akşam ınga ınga…” diyor.

Benimle evleneceksen sosyal yaşamı büyük ölçüde unutacaksın. 35 yaşıma kadar ciddi bir psikolojik destek almadıysam hala asosyal biriyim demektir ve muhtemelen en büyük zevkim yine insanlardan uzakta, bilgisayar başında pineklemektir. Öyle kol kola girip sahillerde gezmeler, AVM’lere gidip amaçsızca dükkan dolaşmalar, yüksek sesle Kral FM çalan kafelerde kalabalığın karbondioksitini soluyup gürültü dinlemeyi sosyal aktivite bellemeler kesinlikle bana göre değil. Sessizlik, sükunet aşığı, yalnızlık seven bir insanım ben. Ha olur da “Caner her şeyi arkamızda bırakıp küçük bir köye yerleşelim. Tavuk besleyip taze yumurta tüketiriz. Sen bağ bahçe işleriyle ilgilenirsin ben de tandırda köy ekmeği pişiririm, toprak kokar her yanımız…” dersen her türlü varım o ayrı.

Uyursam gün bitecek, hayatı kaçıracağım, bir şeyler eksik kalacak. 1 saat uyumak yerine şunu da yapabilirim.” gibi hayatı zindana çeviren düşünceler yüzünden gece 3’ten, 4’ten önce yatağa girmeyen ve bu yüzden sabahları acılar içerisinde kıvranarak, hönküre hönküre ağlayarak uyanan biriyim. Yapmak istediğim milyonlarca şey var, projelerim, fikirlerim, işlerim, hayallerim var fakat sahip olduğum zaman hiçbir zaman hiçbiri için yetmediğinden sürekli bastıramadığım bir yoksunluk hissiyle yaşıyorum. İşin aslı evlendiğimiz zaman hala bu duygulara sahipsem ciddi sorunlar yaşayabileceğimizden endişe ediyorum. Çok sevdiğim bir söz vardır: “Aptal insanlar yaşayarak, akıllılar gözlemleyerek öğrenir” diye. Evlenenlerin aptal benimse akıllı olduğumuzu söylemiyorum, üç aşağı beş yukarı benimle ortak hislere sahip insanların evlendikten sonra büyük zorluklar yaşadıklarını defalarca kez gözlemledim. Kendi dünyalarına vakit ayırmaya çalıştıklarında bencil oluyorlar, eşleri ve çocuklarına ilgisiz insanlar haline geliyorlar. Onlarla ilgilendikleri zaman ise büyük fedakarlıklar yapmaları gerekiyor ki bu da önceden beri sahip oldukları o yoksunluk hissinin sürekliliğini sağlıyor. Bilemiyorum belki de annelik-babalık bu yüzden kutsaldır. Büyüklerimiz “Yememek yedirmek, içmemek içirmek” derken bunu kastediyorlardır. Saygım sonsuz, ancak ben en azından şimdilik böyle bir tercih yapmak zorunda kalmak istemiyorum. Eğer yaparsam, o hassas dengeyi tutturamayacağımdan ve ilgisiz bir aile babası olarak anılacağımdan endişe ediyorum. Yani esasen sürekli kendine zaman ayırmak isteyen bencil biri değil, başka insanların sorumluluklarını üstlenecek olgunluğa henüz erişmediğine inanan bir bireyim. İnşallah sen bu satırları okurken hala bu şekilde düşünmüyorumdur.

Gelecekteki müstakbel eşim sana söylüyorum, başta annem olmak üzere ailemin bütün kadınları siz anlayın.

Facebook Yorumları

17 Yorum

  1. remre

    İnsan, akşam olup da eve geldiğinde “Hoş geldin hayatım” diye bir ses duyduğunda anlıyor aslında evliliğin ne kadar güzel bir şey olduğunu.. sıcak, değişik bir duygu.. izahı değil, tecrübesi gerekiyor insana..

    • ahmettatar

      Bana canım denmesi daha sıcak daha samimi geliyor ya.. Bir kız lafın gelişi canım dese bende devreler yanıyor direk platoniğe bağlıyorum..:))

  2. ahmettatar

    Ben de oldum olası bir bebek kucağımdayken sokakta dolaşıyor olduğumu yahut dolmuşa biniyor olduğumu düşünmekten hazzetmem.. Bebek arabası sürerken düşünemiyorum kendimi.. Elimde T cetveli ve parşomenlerle sabahın köründe hergün traş olup işe koştururken de hayal edemiyordum kendimi ki bu yüzden üniversiteyi terk ettim daha bağımsız daha large bir iş bulabilirim diyerekten.. Biriyle yanyana uyurken de hiç rahat edemem yanımda uyuyan rahatsız olmasın diye nefes alıp verirken çıkan soluma sesime dikkat ederim sonra bir süre sonra yanımdakinin soluma sesi beni gıcık etmeye başlar ve eğer yanımdakinin bacakları ve kolları benim üstümde değilse bir şekilde sessizce yataktan kalkıp geceyi mutfakta müzik dinleyerek yahut tv seyrederek geçirdiğim çok olmuştur.. Ama gel gör ki Caner şu an tam bahsettiğin yaşta olan biri olarak söylüyorum bir filmde bir adam sabah yatakta esneyerek uyandığında şöyle demişti..: — \”Kadın parfümü kokusuyla uyanmayalı çok uzun zaman olmuş..\” Bu gerçekten mühim bir ayrıntı oluyor bir erkek için.. Şu anda başedebildiğin cinsel dürtülerin gün geçtikçe daha şiddetli hissedilir hale geliyor bastırıldıkları için.. Başka alanlara kanalize ettiğin enerjin, zamanın gün geçtikçe cinsel açlığa yönleniyor sen farketmeden.. Evlenmek sağlıklı bireylerin yapmaları gerekli olan bir eylem geri kalan hayatlarına sağlıklı olarak devam edebilmeleri adına.. Ama çevresel faktörler, iki kişinin uyum sorunları, maddi ve manevi faktörler çok etkileyebiliyor evli insanların verdikleri kararları.. Önce eş olabilmeyi şekillendirmek lazım kafamızda.. Baba olmayı daha sonra şekillendirebiliriz.. Evliliğin tanımı konusunda birbirleriyle anlaşmaları lazım bence evlenecek olanların.. Kimi için evlilik sadakat ve birine adanmışlık anlamı taşırken , kimi içinse kişisel gelecek planlarını gerçekleştirmesini sağlayacak bir destek anlamı taşır evlilik , kimi gerçekten karşısındakiyle bir olmak ister kimi ayrı dünyalarda yaşayıp sadece bireysel ihtiyaçlarını tatmin etmek için yanyana olur.. Önce evlilik tanımını yapmalı çiftler birbirlerine yani ortak bir evlilik tanımında anlaşabilmeli.. Onun dışında bu aşamaya gelmeden önce gerçekten aşık olabileceği biri olmalı karşısındaki , gözlerini ondan başka herşey için kör edebilmeli karşısındakinin.. Yanında olmadığı her an özlenen aklından çıkmayan biri olmalı mesai bitince koşa koşa eve gitmek istemeli insan sırf onun yanında olabilmek için.. Yemek yerken acaba o da yemek yedimi karnı aç mı diye düşünmeli , kendi için kıyafet beğenirken onun içinde kıyafetler beğenmeli , kendinin uykusuz kaldığını düşünürken onun uykusunu alıp almadığını merak etmeli , kendi başına gelebileceğinden korktuğu şeyler için endişelendiği kadar onun başına gelebilecek şeyler için de endişelenmeli ve bunlara yönelik önlemler alabilmeli.. Üşüdüğünde o da üşüyormu acaba diye düşünebilmeli.. Kendisinden ayrı tutmamalı tutamamalı karşısındaki insanı.. Birbirine karşı böyle hissedebilenler bir arada olmalı yalnızca birbirleriyle olmalı onun dışındakiler yani böyle hissedemeyenler zaten bir arada olamazlar.. Olsalarda birbirlerini kandırırlar , aldatırlar.. İnşallah öyle sevebileceğin biri çıkar karşına Caner.. İnşallah müstakbel yengemiz öyle bir insan olur ki senin gözün ondan başka hiçbirşey görmez ve tabii onun gözü de senden başka hiçbirşeyi görmez inşallah..

  3. Hasan

    Artık evlenmek istiyorum ama bazı mevzular ve geleceğe dair yalnızken daha kolay gerçekleştireceğim bazı meseleler buna engel oluyor ne yapmalıyım bilemiyorum diye haykırıyor sanki mektup 🙂

  4. Korhan

    aga mektup gelecekteki müstakbel eşe, okuyanlar; dostlar kıraathanesi 😀

    yazı program yüklerken çıkan hizmet sözleşmesini anımsattı, “gerçekten evlenmeye devam etmek istiyor musunuz, bu işleme devam etmeden önce hayatınızın yedeğini almanızı tavsiye ederiz, horlamadan doğabilecek sorunlardan sorumlu değiliz.”

  5. Gelecekteki Müstakbel Eş

    Caner,
    Evet haklısın belki hiç çekilecek bir yanın yok. Biliyorum… Biliyorum ama ne bileyim sevdim seni bir kere. Hatalarınla, iyiliğinle, kötülüğünle ben seni sevdim bir kere. Ben.. Bilgisayara saatlerce bakarken gözlerinin altında oluşan morumsu sarkıklarınla sevdim seni… Ben… Saatlerce yazıların için uğraşmanı sevdim bir kere.. Ve yine ben… İki koltuğu sığamayan o koca yürekli adamı sevdim. Kusura bakma… seni sevdim bi kere. Beni affet…
    Kendine iyi bak.
    Elveda…

  6. nurkan

    Kimse kimseye karışamaz sen böyle yaşarsın ben böyle yaşarım ama lakin böyle değildir 🙂

    Şaka bir yana eğer inançlıysan her işi sadece kendi düşüncenle yapamıyorsun. Özellikle hayatını yönlendirecek hususlarda karar verirken dininin bu konuda sana yol gösterici oluyor. Aslında şeriat da bu oluyor. Yani kol kesmek ya da adam asmak değil 🙂

    İslamiyette de evlenmek sünnet hatta kimi zamanlarda farz olduğu gibi bekarlığa da hiç iyi gözle bakılmamıştır. Özel durumlar haricinde ( keyfi meseleler değil ) islam evlenmeyi şart koşuyor. Bununla ilgili birçok ayet ve hadis var ( Al-i İmran suresi, 39 /, Nahl , 72./ Furkan suresi, 74 )

    Tabi evlenmek artık eskisi kadar kolay değil. Okulu bitirmek, askerlik, iş bulmak derken zaten ömrün yarısı geçiyor. Bence insanlar hayatlarını eski insanlar kadar verimli kullanamıyorlar. Hayatlarımız evliliklerimizi geç yaptığımız için çok bereketsiz. Eskiden 40 lı yaşlarda torun seven dedeler şimdi 60 lı yaşlarında çocuklarını evlendirmeye çalışıyorlar.

    • Gelecekteki Müstakbel Eş

      Yaa… Caner duy bunları… Bir genç evlenmek var bir de kocamış olarak evlenmek var. Kocayınca senin bana, benim de sana hayrım kalacak mı? Bir düşün?

      • Caner
        Yazar

        Değerli müstakbelcim, şu bir üstteki paragrafı yazacak niteliklere sahip olma ihtimaline istinaden yazdım zaten bu mektubu. Böyle biriysen ziyan etme kendini, kıyım işlemlerinden önce kaç kendini kurtar istedim. Ne var ki bir paradoks doğuyor burda, öyle biri olsaydın zaten elveda deyip gitmezdin değil mi? 🙂

  7. zeynep

    Caner , evliliğe bir fanusa giriyomuş gibi hissederek bakman normal , insanlar sevgiyi kalıplaştırmak zorunda bu dünyanın düzeni için . buna kimi bünyeler koşulsuz evet derken sen koşullu hayırcılık yapıyorsun hepsi bu. Rahat hayatından vazgeçmek zorunda kalmayacaksın onunla karşılaşınca , muhtemelen o da senin gibi düşünüyor evlilikten bağlılıktan sorumluluktan korkuyor olacak. İki ruh okeyi verdikten sonra bu tip teferruatlar ; biriyle birlikteyim artık herşey bitti hayat bitti yerine – ölümsüzü oynayalım bitmesin sensiz hayat geçer mi – ye dönecek. Daha sını da yazardım ama zaten aylar geçmiş yönlendirici kaçırtıcı yazının ardından 🙂 ne diycem , onunla karşılaşana dek hayırcı olabiliriz , hayat cetvelinde belli dönemlerin fiillerini illa ki programa uymak için yapacak robot kafaya mı sahibiz , yok . o olmadan olmaz.

    • Caner
      Yazar

      Valla çok güzel demişsin, yerinde tespitler yapmışsın Zeynep fakat yetiştirilme tarzından mıdır özgürlüğe düşkünlükten midir neden kaynaklanıyorsa o zıkkım bu evlilik olayına bir türlü boyunduruk altına girmekten farklı bakamadım. Romantik bir tip de değilim belki ondan da olabilir. Böyle diye diye yaş erdi kemale oldu 30. Bana kalsa daha hala evlilik olayından çok uzağım ama ne bileyim nasip kısmet herhalde bu işler 🙂

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir