Eğer ben dünyayı yönetiyor olsaydım

Buraları hep Türkiye karıştırıyor” ölmeden önce batılı ülkelerden duymayı en çok istediğim cümledir herhalde. Mevlam kime devlet otoritesi verip kime vermeyeceğini biliyor vesselam, iyiki benim gibi kolay öfkelenip her an gemileri yakmaya hazır insanlar ülke yöneticisi olmak yerine bir yerlerde maaşlı olarak çalışıp tırt yaşamlar sürüyorlar. Şahsen ben, hele ki güçlü bir ülkenin başında olsaydım var ya, oy anam oy, yedi düvele kök söktürürdüm yemin ediyorum. Ülkeme de terörist devlet mi derlerdi, güçlü mü veya emperyalist mi derlerdi zerre umrumda olmazdı. Mesela en başta Londra’yı şöyle bol kıvamlı sebze çorbası gibi bir güzel karıştırırdım. Sokaklara dökülüp “İstemeyuuk, istemeyuuk!” diye protesto eylemleri düzenleyen, kendi vatandaşlarıyla çatışıp zıt görüşlere ölümüne düşman bir güruhun gizli finansörü olurdum. Hemen ardından televizyon kanallarında “İngiltere’deki dikta rejiminin halka yaptığı zulmü endişeyle izliyoruz” türü mesajlar yayınlatırdım. Kraliçeyi ve dolayısıyla temsil ettiği İngiliz Halkını olabildiğince küçük düşürmeye çalışırdım. Sonra doğacıymış gibi, çevreciymiş gibi görünen organizasyonlar kurup sevmediğim ülkelere musallat ederdim. İşin en güzel tarafı da o ülkelerde yaşayan insanların bu organizasyonların samimiyetlerinden zerre endişe duymamaları olurdu.

İsrail’e özel ilgi gösterirdim. Öncelikle özgürlük istiyormuş gibi, adalet istiyormuş gibi görünen ve fakat tek amacı benim emellerime hizmet etmek olan, uyuşturucu kaçakçılığı ile maddi gelir elde eden, yeri geldiğinde benim isteklerime ters düşen hareketler yapan İsrail hükümetine göz dağı vermek üzere silahlı eylemler düzenleyen bu grup için dünya kamuoyu önünde “İsrail’in bu özgürlük savaşçılarını muhatap alması gerekir. Ayıptır yahu günahtır…” tarzı yorumlar yapardım. Hele hele benim bir ara demokrasi götürüp çekilmiş gibi yaptığım, fiilen olmasa bile tüm yönetimini kendime bağladığım bir başka tırt ülke ile benden izinsiz petrol ticareti falan yapmaya kalksaydı, onun bölgesinde yeni yapılandırdığım devasa bir terörist organizasyonu üzerlerine salardım. Ya konsolosluklarını basardım, ya yol kesip huzursuzluk çıkarır, bölgede terörün ne kadar güçlü bir etken olduğunu tüm dünyaya göstererek başka kimsenin onlarla ticaret yapmaya girişmeyeceğinden emin olmaya, aynı zamanda güçlerini, inançlarını ve dirençlerini kırmaya çalışırdım. Koskoca diktatör olmuşum, herkesin bana bağlı ve muhtaç olmasını istemek en doğal hakkım değil mi?

Ordan Almanya’ya atlardım. “Almanyacım, ben bir duyum aldım bilmiyorum… %99 doğru deniliyor, dün de yazdı gerçi, siz Fransa ile ticaret yapıyormuşsunuz. Petroldü bilmem neydi alıp satıyormuşsunuz. Yap-ma-ya-cak-sı-nız” derdim. “Nasıl yapmayacağız ya sana ne kardeşim?” falan diye atarlanmaya kalkarlarsa da “Aaa… Senin Birinci Dünya Savaşından sonra imzalanan Hozan’dan haberin yok herhalde. Gizli anlaşmalarımız, mandacılık üzerine yaptığımız ve tarihten sildiğimiz gizli görüşmelerimiz… Hatırlatayım bak bir şeye ihtiyacın olduğu zaman ne üreteceksin ne de başka bir yerden alacaksın, ben sana satacağım. Çok çabuk unutuyorsun bu tür şeyleri çükünü keserim bak senin” diye aklını alırdım “Taam ya taam yapmıyoruz” dedikten sonra, aklı sıra işi kitabına uydurmaya çalışıp, kendi devlet bankaları aracılığıyla gizli gizli ticarete devam ettiklerini öğrenecek olursam da hemen devlet erkanı arasında geçen ve gizlice kaydettiğim sır niteliği taşıyan görüşmeleri ifşa edip “Bak artizlik yaparsan aha da başına bunlar gelir” deyu kabiliyetlerimin sınırı olmadığını gösterircesine göz dağı verirdim. Ha bir de arada çeşitli kasabalarında köylerinde bombalar falan patlatır, halka korku, endişe ve huzursuzluk verirdim, öyle ki kendi devletlerine küssünler, ben istediğim zaman fitillerini yakıp aykalandırabileyim. Haa, hepsinden önemlisi on yıllar boyunca yaptığım gibi bütün bu tırt ülkelerin vatandaşlarını en başta kendi liderlerine düşman ederdim. Hatta medya kanallarını satın alır (belki de kendim kurar), onları esasen milliyetçiymiş gibi gösterir ve sabah akşam aleyhte yayın yaptırırdım. Bir tek Allah’ın kulu da çıkıp “Lan şu gazete vatan haini be” diyemezdi, ya tırsardı ya da kafası basmazdı çünkü büyük bir ihtimalle eğitim sistemlerinin yapılanmasında yine benim payım ve süzgecim olurdu, korkuturdum, korka tırsa ve anlamsız biçimde cesurmuşcasına yetişirlerdi.

Evet evet, tüm bu ülkelerin tarihlerini hep ben yazmış olurdum, sevdiğim kısımları vurgulayıp sevmediğim kısımları traşlardım ne güzel. Geçmişte hepsinin başkentlerini işgal etmiş olurdum ve fakat yeni jenerasyonlarının her şeyden habersiz, küçük dağları biz yarattık edasıyla etrafta dolaşmalarına da izin verirdim. Tarihini bilmeyen bilmem ne olamaz, geçmişi görmeyen gelecek hakkında yorum yapamaz türü söylemlerinin hepsini bir vesile Abidas ile, Feysnuk ile değiştirir, ellerine de çok fazla düşünmeden, eyleme geçme ihtiyacı hissetmeden deşarj olmalarına imkan sağlayacak teknolojiler verirdim. Neticede kölelik sistemi eskisi gibi yürümüyor, ne demiş değerli büyüğümüz Göte; “Kimse özgür olduğunu sanan köleler kadar ümitsizce köleleştirilmemiştir.“, mis. Hepsini olaylardan habersiz köleler haline getirirdim, ülkelerini de “Geel arkadaş gel, cep telefonuna gel, otomobile gel, domatesi bile kendin üretemiyorsun hadi ona da geeel” diye bağırdığım pazarlar haline getirirdim. Onların kaynaklarını ve varlıklarını sömürerek bir şeyler üretir yine onlara çok pahalıya satardım. Muhtemelen o kadar pahalı satıyor olmama ve alım güçlerinin aman aman yüksek olmasına izin vermememe rağmen nasıl olup da hala o şeyleri almayı başardıklarına ben de akıl erdiremezdim ancak devran ne güzel döner giderdi…

Vay arkadaş, elimde imkan olsaydı içten ve dıştan karıştırıp güçsüz bırakacağım ülkeler için yapmayı düşündüklerimin çok çok ufak bir kısmını anlattım ama yemin ediyorum benim bile ruhum daraldı. Bir de bir an için o ülkelerde yaşayıp, yapacağım tüm bu iğrenç kötülüklerin bir şekilde farkına varacak olan insanların yerine koydum kendimi de, onlar için ne acı bir durum ne acı bir his olurdu be. Çok şükür benim gibi diktatörlük potansiyeli bulunan kimseler dünyayı yönetmiyor, öbür türlü yaşanacak gibi bir yer olmazdı yemin ediyorum.

Facebook Yorumları

4 Yorum

  1. Mahmut Yaşar

    Haha ilahi Caner anlatıklarını okudukça kafamda bizim ülke canlanıyor ister istemez 🙂 En sevdiğim kısım:

    Mesela en başta Londra’yı şöyle bol kıvamlı sebze çorbası gibi bir güzel karıştırırdım. Sokaklara dökülüp “İstemeyuuk, istemeyuuk!” diye protesto eylemleri düzenleyen, kendi vatandaşlarıyla çatışıp zıt görüşlere ölümüne düşman bir güruhun gizli finansörü olurdum. Hemen ardından televizyon kanallarında “İngiltere’deki dikta rejiminin halka yaptığı zulmü endişeyle izliyoruz” türü mesajlar yayınlatırdım.

  2. ahmettatar

    Caner MI6 dan mail geldi bana sen de egonomik ziyaretçisiymişsin Ahmet bey söyle bakalım kimdir neyin nesidir bu Caner diyorlar.. Yürüyün gidin lan dedim ama mail yollamaktan vazgeçip bir 00 yollarlarsa hakkındaki herşeyi yumurtlarım abi söyleyeyim baştan haberin olsun..:))

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir