Türkler neden hiçbir konuda başarılı değiller ve bu gidişle olamayacaklar?

Çok uzun zamandır buna benzer başlıklara sahip yazılar hazırlıyorum, satırlarca, paragraflarca yazıyorum, sonra maksatlarını aşabilecekleri veya yapıcı olma amacı taşımalarına rağmen durduk yere insanları incitebilecekleri düşüncesiyle yayınlamaktan vazgeçiyorum. Emin Çapa isimli bu gazeteci abimizin yukarıdaki TED konuşmasına denk gelince, benimle aynı soruları soran ve hemen hemen aynı frekansta cevaplar veren insanların var olduğunu görüp sevindim. Abimiz konuyu klasik olarak eğitimsizliğe, sistemin çarpıklığına bağlamış fakat benim bu konuda Türklerin iyi kötü verilen eğitimi dahi almak istemiyor olmalarıyla ilgili hafif radikal bir teorim var. Müsadenizle yıllardır içimde birikenlerin ufak bir özetiyle birlikte paylaşayım.

Evet eğitim sisteminin bozuk, yetersiz olduğunu hepimiz biliyoruz ve ben kendi adıma en az 30 yıldır çevremdeki hemen herkesten artık düzeltilmesi gerektiğiyle ilgili yakınmalar duyuyorum. Peki bu bozuk, çarpık sistemi kuranlar, varlığını devam ettirmesini sağlayanlar ve onu bulduğu her fırsatta eleştirenler kimler? Yine bizler, Türkler değil mi?

Uzaydan gelen yaratıklar veya dış mihraklar kurmadılarsa –ki kurdularsa bile– bu sistemin yönetimi bizim elimizde, varlığının mevcut biçimde devam etmesini de yine biz sağlıyoruz. Dolayısıyla “Artık düzelsin” diye yakınmak yerine düzeltmek için ciddi, somut adımlar atmıyorsak bu yine tamamen bizim eşekliğimizdir ve cezasını bizler gibi çocuklarımız da, torunlarımız da çekecektir.

Bir çokları eğitimin okul ve öğretmenlerle alakalı bir kavram olduğunu düşünür oysa eğitim okul, aile ve sosyal çevrenin katkılarıyla, insanın yaşamının sonuna kadar devam eden bir süreçtir. Çarpık olduğundan yakındığımız sistem ise bu bütünün sadece bir parçasını oluşturur, dolayısıyla tüm suçu ona yüklemek işin kolayına kaçmak olur.

Her üç Türkten birinin gittiği Almanya’ya benim de bir şirket gezisi vesilesiyle gitme imkanım oldu. Öncesinde bu gezinin ciddi ciddi bana bir şeyler katabileceğine ihtimal vermiyordum zira adamların yaşam standartlarının bize göre yüksek olduğunu, şehirleşme, sanayi ve teknoloji gibi konularda açık ara ileride olduklarını zaten herkes gibi ben de biliyordum. “Çok gezen mi çok okuyan mı?” sorusuna “Çok okuyan” cevabı vermeyi ise bu geziden sonra bıraktım.

Almanya’da hem kasabaları hem büyük şehirleri detaylı olarak gözlemleme imkanı buldum. Her şeyden önce bizdeki otomobil markalarının bu kadar çeşitli olmasına üzüldüğümü hissettim. Nasıl bir pazar konumundaysak Japon’undan Fransız’ına kadar herkes bize otomobil satarken, Fransa’nın hemen dibindeki Almanya sadece ve sadece kendi ürettiği koyu renkli otomobilleri kullanıyordu. Sokaklarda Peugeot’a, Renault’a rastlamak neredeyse mümkün değildi. Bu arada bizde “Avrupa’nın en iyi ticari aracı” diye reklamlar görürüz ya, heh işte o sözü edilen Avrupa bizim İstanbul’un Avrupa yakasıymış bir de onu öğrendim. Has Avrupa’da o araçların esamesi bile okunmuyor.

Otomobillerin varlıklarından sonra kullanılma biçimleri dikkatimi çekti. Dedim ya kasabalara da gittim büyük şehirlere de diye, eğer kaldırımda yürüyen bir yaya iseniz, yakınlarınızda bir trafik ışığı veya yaya geçidi olmasa dahi ayağınızı yola attığınız anda sizi fark eden bütün araçlar durup size yol veriyorlar. Bunu ilk kez yanlışlıkla yapınca fark ettim, daha sonra “Bu yöreye özel bir durum mu acep” diye farklı şehirlerde de denedim sonuç değişmedi, herkes istisnasız biçimde yayalara öncelik tanıyordu.

O kadar gezdim geldim, inanır mısınız seyahatim boyunca tek ama tek korna sesini memlekete dönüp Sabiha Gökçen Havalimanı’nın dış hatlar kapısının hemen önündeki yaya geçidine adımımı atınca duydum. O sırada yanımda iş arkadaşım Mesut vardı, birbirimize baktık. Böyle küçük bir detaya o kadar içten üzüleceğimizi tahmin etmezdim.

Tüm bunların konumuzla alakasına gelecek olursak; Almanların sürücülere eğitim veren kurumlarında olduğu gibi bizim kurumlarımızda da iyi kötü “Şu şu durumlarda öncelik yayanındır, yol vermek gerekir” diye öğretiliyor değil mi? O adamlar buna kulak asmayı tercih ederken bizim neden zerre iplemediğimiz sorusuna cevap bulabilirsek sorunu kökten çözdük demektir. Eğitimse en salt haliyle eğitim bu işte, fakat biz onu almıyoruz, elin oğlu alıyor biz reddediyoruz. Sürücü kurslarında “haybeden” anlatılan şeyleri ehliyeti cebimize koyuncaya kadar hafızada tutup hemen unutuyoruz, esas eğitimi ise “Çıkar burnunu, kes şu pezevengin önünü… Ohoo böyle enayi gibi beklersen kimse sana yol vermez aslanım” diye akıl veren kimselerden alıyoruz.

İşte biz en kaba haliyle bu şekilde eğitilen bir toplumuz.

Bir ülke düşünün ki gazeteleri “16 Mayıs son gün! Ehliyet almak zorlaşacak şimdiden koşun alın!” diye manşet atıyor olsun ve o manşetleri okuyan vatandaşlar ilk tepki olarak ehliyet sahibi olmayan arkadaşlarını arayıp “Koş lan git sen de al” diye haber versinler…

Memlekette herhangi bir alanda verilen eğitimin az buçuk iyileştirilmesi topluma yön verenler tarafından bile “zorlaştırma” olarak algılanıyor aziz dostum. Bir Allah’ın kulu da çıkıp “Ne güzel trafik kazaları da magandaları da azalacak. Herkes artık daha dikkatli olacak, canlar kaybolmayacak” diye sevinmiyor. Bu bile tek başına neyin ne kadar yanlış olduğunu, algının nasıl işlediğini anlatmıyor mu?

Mektep cehaleti alır merkeplik baki kalır.

Eğitim sistemini düzeltmek elbette çok şeyi değiştirir ancak –konuyu derinlemesine düşünmeden sadece duyduğunu tekrar edenler tarafından– sanıldığı gibi mucize yaratmaz. “Öğretmenim elektrikler kesikti ödevimi yapamadım” bahanesini ortadan kaldırmaz mesela. Böyle böyle bahane üretme konusunda uzmanlaşan bireyi kalan ömründe “Bizim 1. Dünya Savaşında okumuş neslimiz katledildiği için…” veya “Biz aslında yapacaktık ama dış mihraklar var ya…” ile başlayan cümleler kurmaktan, kendi başarısızlığını, kendi tembelliğini bu tür hikayeler arkasına gizlemekten alıkoymaz. Dünyanın en iyi sistemine sahip olsa dahi devlet okullarından insana insan olmayı öğretmesini bekleyemezsiniz. Yukarıda da söylediğimiz gibi, bu farklı bileşenlerin birlikte hareket ederek ortaya koyduğu bir süreç neticesinde meydana gelir.

Gerçekten ilginçtir, onca olumsuzluğa rağmen nüfusumuzun büyük çoğunluğu ülkemizin çok yüksek bir potansiyele sahip olduğuna ve fakat yükselmesine mani olmak isteyen dış güçlerin ayaklarına prangalar vurduğu için pasif kaldığına inanır. Hani o prangalardan bir kurtulsa roket gibi fezaya yükselecektir zaar.

Şaka gibi…

Yahu bizler Behçet’ten başka hangi hastalığa çare bulmuşuz? (Çare bulmamışız, teşhis etmişiz. Düzeltme için Nurten Alan’a teşekkürler) Hangi alandaki araştırmalarımız bilim zirvelerine konu edilmiş veya hangi konudaki hangi çalışmamız, ürünümüz dünya kamuoyu tarafından “İşte bunu da Türkler yaptı” diye parmakla gösterilmiş? Biz paramızın arkasına resmini basacak bilim insanı bulamıyorken bu kafaya nasıl ulaştık anlamak mümkün değil. 80 milyonda bir çıkan deli yürekleri saymazsak profesör dediğimiz adamlar ancak açık oturum programlarında laf ebeliği yapmayı, hiçbir şey için fikir üretmeyi, havanda su dövmeyi biliyorlar. Yurtdışında araştırılıp yazılmış makalelerden kopya çekip ve hatta birebir çevirip “Bilime katkı sağladım ben” diyorlar, memur gibi maaşlı öğretmenlik yapıyorlar. Onları da tamamen suçlayamıyorum zira bir kıymetleri yok, sözleri başka platformlarda değer görmüyor veya kimse onlara filmlerdeki gibi beyaz laboratuvar önlüğü giymeleri, kendi araştırmalarını yürütmeleri için imkan sağlamıyor.

Tüm bunları işkembeden sallamıyorum. İstatistiki veriler bize, ülke tarihimiz boyunca modern çağa, bilime sağladığımız katkıların hepsinin toplamının gelişmiş herhangi bir ülkenin 1 yıllık çalışmaları kadar olmadığını gösteriyor. Aynı şekilde cumhuriyet tarihi boyunca bütün insanlarımızın, kurumlarımızın aldığı patentlerin toplamı Koreli tek bir firmanın bir kaç yılda aldığı patent sayısından fazla değil.

Sezen Aksu’ların, Ajda Pekkan’ların, Erkin Koray’ların ve diğer pek çok ünlü müzisyenimizin aşklarımızın simgesi haline gelen şarkıları araklama, “Memleketim” şarkımız, onu geçtim 10. Yıl Marşımız bile esasen yabancılardan aşırılmış. Telefonu, bilgisayarı Çinlilere ürettiriyoruz, piyade tüfeği yaptık diyoruz Alman bilmem ne firması “Ürünümüzü klonlamışsınız” diye patent davası açıyor. Milli taarruz helikopterimiz, tankımız esasen İtalyanlardan, Korelilerden teknoloji transferi. Medeni kanunumuz bile port bizim arkadaşlar. Fanatik partizan arkadaşlar kızmasınlar ben milli savunma teknolojilerinin gelişimini herkesten çok destekliyorum, benim isyan ettiğim şey 2015 yılında elalem kara maddelerle, atom altı parçacıklarla oyun hamuru gibi oynarken bizim hala tam anlamıyla kendi imkanlarımızla nihai bir cep telefonu bile üretemiyor olmamız. Bizdeki tek potansiyel çalıp çırpma, dümen üzerine, orjinallik sıfır taklitçilik gırla, hiç öyle potansiyel falan diye kendimizi kandırmayalım.

Emin olun dış mihraklar memlekette özgün müzikler üretlmesin diye özel çaba göstermiyorlardır veya siz denk geldiniz mi bilmem, ben hiç “Lan var ya 100 metreyi süper koşuyorum ama dış güçler önümü kestiği için yükselemiyorum” diyen bir sporcuya rastlamadım. Afrika’dan Türkçe konuşmayı bile bilmeyen gariban bir zenci getirip, vatandaşlık verip bizi temsil etsin diye olimpiyat oyunlarına sokmak dış güçlerin oyunu olabilir mi?

Sözün özüne gelecek olursak sevgili dostlar kimsenin bizim yükselmemizi engellediği falan yok önce bunu bir kabul edelim. Biz, bahanelerin arkasına saklanarak alçakta kalmayı seviyoruz, bu halimizden memnunuz çünkü hiçbir şey üretmeyerek her şeyi eleştirmek genlerimize işlemiş. O prangalar ayağımızda değil beynimizde. Kimse bizim eğitimsiz kalmamız için ekstra çaba göstermiyor, eğitimsiz, cahil kalmayı biz kendimiz tercih ediyoruz. Eğer bir şeylerin değişmesini istiyorsak papağan gibi “Eğitim şart, eğitim şart” diyerek etrafta dolaşmak yerine işe kendimizi, ailemizi düzeltmekle başlamamız gerekiyor. Sağlıklı bir toplum istiyorsak önce sağlıklı bireyler yetiştirmemiz lazım. Ortada başarılı olmayı, yükselmeyi amaçlayan azimli ve dürüst çocuklar olmadıktan, mayası sağlam hamur olmadıktan sonra dünyanın en kallavi fırınında bile pişse nefis kokulu bir ekmek elde edemezsiniz. O elektrikler yine kesilir o ödev yapılmaz, dış mihraklar yine ülkeyi “geri bırakmaya” devam ederler.

Facebook Yorumları

40 Yorum

  1. Emre

    Yazıdaki koyu yazılmış kelimeleri birleştirince ortaya garip şeyler çıkıyor. Farkında olmadan bilinç altına mesajlar mı yerleştiriyosun caner hocam 🙂 aksine dile getirilmek istenenlerin hepsini olmasada büyük kısmını dile getirtmişsin. Teşekkürler…

  2. ilyas akkuş

    Ağzınıza yüreğinize sağlık hocam, üzerimizde hakim olan bu dış mihraklar algısı ne zaman kırılır meçhul

  3. hacı ökkeş

    Bence sorunun çözümüne engel teşkil eden en büyük nedenlerden biri de farkındalık sahibi ve bu mesele ile dertli ehil kimselerin bir araya gelme ortak akıl oluşturma çözümü birlikte arama gibi bir çabası olmaması. Yoksa inananın sizin gibi değerli ve bu meseleden muzdarip elini taşın altına koymak isteyen ve ya koyan bir çok kişi var. Ve yine geneli itibariyle ferdi olarak bir şeyler yapma gayretinde olduklarına eminim. Zira böylesine güzel insanlar tanıyorum. Lakin netice itibariyle ortaya külli ve somut bir gayretkeşlik çıkmaması bu işin ferdi çabalarla değil birlikte hareket edilmesi ile olacağını gösterir.

  4. Ceyhun

    Evet tüm yazdıklarınız da haklısınız ancak bu dış mihraklar sözünü ağzından düşürmeyen bir siyasi partiyi desteklemeniz de bu yazının en büyük çelişkisi olmuş. Ayrıca n’oldu ilk yerli içerik yönetim sistemimizi yapacaktınız yalan oldu o iş değil mi? İşte sizde maalesef o yazıda geçen bizlerdensiniz.

    • Caner
      Yazar

      Şimdi ben Bülent Ersoy’un şarkılarını dinlemekten hoşlanıyorum, öte yandan insanların cinsiyet değiştirmelerini de doğru bulmuyorum. Şarkılarını sevdiğim için fanatiği, cinsiyetini değiştirdiği için düşmanı mı olmalıyım? Kendimle çelişmemek için doğrusuna doğru, yanlışına yanlış dememem mi gerekiyor?

      Diğer konuya gelince, evet ilk Türk işi CMS’i yapamadık zira bizler ne yazık ki insanlara, “kendilerine rağmen” iyilik yapabilecek kadar erdem sahibi, fedakar kimseler değiliz. Bize “Hadi yapalım, elimizi taşın altına koymasak da manen destek olalım” demelerini beklediğimiz kimseler “Ne oldu o iş yapamadınız değil mi? Yapamazsınız zaten” dedikleri zaman insan ister istemez kısıtlı zamanı ve enerjisiyle ortaya koyduğu ürünün bu vatandaşlar için gurur, övünç kaynağı olmasını istemiyor.

  5. Muhammet

    Fakat dış mihraklar algısının yalan yanlış kendini avutma bahanesi olduğunu kavrayan kişinin malûm partili olması?

      • Mehmet

        Yukarıda eğitimle ilgili sıkıntılardan bahsederken aşağıda bu sıkıntıların ve bu eğitim alanında en büyük düzenbazlıkları yapanı destekliyor olmanız.

        Yukarıda yerli üretim yapılmamasından yakınırken, yerli üretimi desteklemeyen, üstüne ülkenin en büyük teknoloji kurumunu boşaltıp içini kendi yandaşlarıyla dolduranı destekliyor olmanız.

        Gittiğiniz ülkede insana verilen önemden, önceliğin yayada olduğundan bahsederken, en çok kadın cinayetinin olduğu, tecavüzcülerin serbest bırakılmasında en çok pay sahibi olan malum partiyi destekliyor olmanız?

  6. Neslihan

    Yazınız Engin Çapa’nın konuşmasını tamamlar nitelikte olmuş. Akıcı üslubunuz için ayrıca tebrik ederim.

  7. Gökhan Yetkin

    Tesbitler güzel, yazı akıcı, keyifli.
    Sadece yerli tüfek, helikopter, tank gibi girişimlerin yorumuna milliyetçilik açısından değil, ama zincirleri kırmanın adımları ve yöntemi açısından katılamayacağım.
    Bunlar mutlaka “yeniden” icat edilmesi gereken şeyler değil. Model alınıp üzerinde iyileştirme yapılabilecek uygulamalar.
    Mesafe almanın yolu, bir yerden başlamak.
    Üretimi ve geliştirmeyi sağlayacak olan, halihazırda sahip olmadığımız alanlarda üretim kabiliyetini kazanmaktır. Altyapı olmayan bir konuda geliştirme ve buluş gerçekleşemez. Yani bu örnek “Yapamadık, yapamıyoruz ve böyle giderse yapamayız” ana fikrine ters.

    Yine de zaaflarımızı eleştiren ve bazı algı hatalarımızı ortaya çıkaran, bir çırpıda okunan bir yazı olmuş.
    Selamlar

  8. Nurten Alan

    Behçet hastalığının çaresini bulmamışız, hastalığın kendisini bulmuşuz bu arada. (Zaten çaresi de yok bildiğim kadarıyla.)

  9. Selin Guventurk

    Merhaba,
    Oncelikle yazinizi akici dili ve guzel fikirleri icin takdir ediyorum. Hakli oldugunuz bircok nokta var, dis mihraklar ve egitim anlaminda devletin sagladigi kismin yeterli olmamasi ozellikle. Ancak benim takildigim nokta sizin elestirdiginiz seyi yapiyor oldugunuz imajini vermeniz. Siz de bu yazida bilincli ve guzel bir dille olsa da sadece sikayet ediyorsunuz. Bir seylerin degismesi icin bir aksiyonda bulunuyor musunuz, ya da bir oneriniz var mi bilmiyorum( varsa kusura bakmayin) ama siz de kolay olan seyi yapiyorsunuz. Tabii ki ozgurluk cercevesinde fikirlerinizi beyan etmeniz oldukca guzel ve dogal ancak beyan edis tarziniz ve yaptiginiz genellemeler sizi biraz klise yapiyor. Siz de almanyaya gitmis, sisteme hayran kalmis ve turkiyedeki bu kafaya hayret ederek donmus , icindekileri bosaltmak isteyen bir kisi dahasiniz. Bir kere insanlari irklariyla genellemek bana kalirsa hic hos degil. Turkler degil Turkiye deseydiniz belki daha dogru olurdu. Her insan toplulugu gibi ulkemiz de gelismek ve bir seyler yapmak icin yeterli zekaya ve anlayisa sahip bireyler barindirmakta, bunu ulkemizin adini duyurarak ya da duyurmayarak yapmalari onlarin takdirine kalmis (bu bir suclama degil kendilerine saglanan kosullar cercevesinde yapmamalari icin oldukca hakli sebepler olmus olabilir). Ulkemizde basarisizliklari icin egitim kurumlarini devleti dis gucleri suclayan insanlar oldugu kadar bunun bilincinde olan bircok insan da var. Ben bir universite ogrencisiyim ve okulumdaki bircok profesor kendi isleriyle yurtdisinda duyulmus, takdir goren, bircok isin yani sira ogretim gorevliligi yapan insanlar ve yurtdisina gitmeyip Turkiyede kalma ve egitimimize katki saglamayi tercih ettikleri icin cok mutluyum. Tercih etmeyip yurtdisinda kalanlara da saygi duyuyorum, tamamem bireysel kararlar. Elestirdigim sey bu insanlari tamamen yok sayan ve bireysel degil irksal olarak saldirida bulunan fikirleriniz. Tabi ki ben de bir insan olarak, ve gencligimin verdigi tecrubesizlik dolayisiyla yanlis bir sey soylemis olabilirim, oyleyse sizin cevabiniz ve elestiriniz benim icin degerlidir. Ama zaten yaptiginiz genellemenin bir patlama sonucu bu kadar negatif oldugunu umuyorum. Iyi gunler

    • Caner
      Yazar

      Vakit ayırıp değerli görüşlerinizi paylaştığınız için ben teşekkür ederim.

      Öncelikle verdiğim örnekler yurtdışından hayranlıkla dönmemle değil, varacağım sonucu tecrübelerimle somutlaştırmak istememle alakalı. Aksi halde yabancıların, özellikle batının bizden pek çok konuda ileride olduğunu zaten bizim burada her kahvehanede, berberde duyabilirsiniz. Böyle yapmasaydım yazım alelade bir kahvehane sohbetinden farklı olmayabilirdi.

      Yazımdaki “Türkler” bizi, yani “Türkleri” ifade ediyor. Kafkas asıllı bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu birleştirici ifadeyi kullanmakta ben hiçbir sakınca görmüyorken sizin de altında farklı şeyler aramamanızı tavsiye ederim.

      Toplum bilimci, psikolog veya sosyal mühendis değilim. Ne var ki bu, gözlemlediğim eksiklikleri dile getirmeme, kendi doğrularım ışığında çözüm önerilerinde bulunmama mani değil. An itibariyle onlarca akademisyenle, yazarla, sanatçıyla ortak paydalarda buluştuğumuzu görüyor ve mutlu oluyorum, iyi ki böyle yapmışım diyorum.

      Çözüm önerimi ise zaten yazımın son paragrafında paylaştım. Bunun yanında birey olarak ne yapıyorum diye soracak olursanız, babamın bana nasihat ettiği üzere her ne iş yapıyorsam en iyisini yapmaya çalışıyorum. Uzmanlık alanım web geliştiricilik, yani bilişimciyim. Ülkemizi elimden geldiğince bu alanda temsil ediyorum ve aşağıdaki örnekte olduğu gibi takdire şayan ürünler ortaya koymaya çalışıyorum:

      • Selin Guventurk

        Oncelikle yazinizi yeterince dikkatli okumadigim icin ozur dilerim, cozum onerilerinizi gormemis olmakla birlikte bireysel olarak neler yaptiginizi bilmiyordum. Kendiniz ve ulkeniz icin boyle degerli seyler yapmakta oldugunuz icin cok sevindim, umarim hep basarili olursunuz. Almanya ornegini tabi ki somutlastirmak icin verebilirsiniz, sadece ben kisisel olarak Almanya Turkiye karsilastirmalarindan bunaldigim icin klise buldum kusura bakmayin. Sizinle cogu noktada ben de ayni paydada bulusuyorum, zaten yukarida tedtalkunu paylastiginiz Emin Capa’yi da okulumuzda bir seminerde izledigimden beri takip ederim. Turkler deyiminizin altinda kesinlikle bir anlam aramiyorum, anlamadiginiz nokta su ki asil elestirdigim sey toplum olarak bir sey basaramadigimiza dair elestirilerinizin cok genelleyici olmasi. Siz de dahil olmak uzere yorumumda bahsettigim gibi oldukca basarili ve yurtdisinda da adini duyurmus pek cok insanin bu genelleme altinda haksizliga ugradigini dusunuyorum sadece. Evet ulkemizde bireysel gelisiminin sorumlulugunu ustlenmeden baska faktorleri suclayarak varligini surduren cok insan var, ama bana kalirsa pesimist tavriniz bu yaziyi bir cozum yazisiyken bir sikayet yazisina donusturmus ve sizi olaylara yukardan ve soyutlanmis bir sekilde bakiyormuscasina gostermis. Ama tabi ki begenen bu kadar insan var, bu sadece benim gorusum. Kendinizi daha iyi ifade edebilmeniz adina yapici bir elestiri yapmak istedim sadece. Tesekkur ederim cevapladiginiz ve zaman ayirdiginiz icin.

  10. Emre

    Size ve tabiki de tüm takipçilerinize de bu konuyla ilgili olarak bir tavsiye de bulunmak isterim.Fakat bunu kesinlikle partizanlık ya da siyasi propaganda olarak algılamayın.

    Ülkemizin yetiştirdiği nadir insanlardan prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Davam isimli bir kitabı var.Bu kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ederim.Kitapta tamda yazınızda belirttiğiniz hususlara vurgu yapılıyor.

  11. oguz

    Öncelikle saygılar.Sizin yazınızda bahsi geçen Hulusi Behçet’in evinden Istanbul tıp fakültesinden mezunum.evvelinden belirteyim iyi niyetli olduğunu yapıcı olduğunu iddia ettiğiniz ve ben araştırdım diye de notları eklemiş olduğunuz yazının doğruluk payı vardır.Ama Hulusi Behçet o hastalığı nasıl keşfetmiş?Avrupalı önüne nasıl zorluklar çıkartmış iyi biliriz.Mazhar Osman kimdir,tevfik sağlam kimdir?rudolph nissen kimdir?prinzmetal angina neden ali ekmekçi nin angina sı olamamıştır?Açıkçası bir doktor olarak sizin gibi milletini aşağılayıp komplekse kapılmış ve kendini otoriteymişçesine haklı kabul eden ben araştırdım bizden adam olmazcılara çok rastladım madem yapıcısın o zaman klavyede değil laboratuvar “full time”çalış

  12. Himmet

    Peki bu Aselsan’daki mühendis ölümleri için neler düşünüyorsunuz ? Dış mihraklar muhabbeti tabiki herşeyi etkilemez fakat ülkemizde birşeyler araştırmakla uğraşan ve bu konuda çaba sarfeden insanlar Aselsan örneğindeki gibi “intihar” ediyor. Bu konudaki düşünceniz nedir ?

  13. Yasin

    Sağlıklı bir toplum istiyorsak önce sağlıklı bireyler yetiştirmemiz lazım. Ortada başarılı olmayı, yükselmeyi amaçlayan azimli ve dürüst çocuklar olmadıktan, mayası sağlam hamur olmadıktan sonra dünyanın en kallavi fırınında bile pişse nefis kokulu bir ekmek elde edemezsiniz. O elektrikler yine kesilir o ödev yapılmaz, dış mihraklar yine ülkeyi “geri bırakmaya” devam ederler.

    Bu sözü yetersiz buluyorum. böyle deyip geçiştirip geçmememiz lazım!
    Sosyal medyada çok iddialı bir video ve yazı hazırlamalı twitter’da en üst toplistlere çıkmalı, hükümetin bir şekilde duyarak bu kötü eğitim sistemine el atmasını sağlamalıyız. Bu ülkede birşeyleri değiştirmemiz bizlere bağlı.
    Eğitim paradan, evden, arabadan ve diğer herşeyden daha kıymetlidir. lütfen herkes bunu sorumluluk gibi üzerine alıp her türlü desteği vermelidir.

    Saygılarımla.

  14. Alper

    “Tarihi savaşı kazananlar yazar.” Uygarlık tarihinin özeti budur. Konuşmacı, tam da eleştirdiği sistemin kurbanı ve failidir kanaatimce. Zira uygarlık tarihi, antik yunan ve ronesans arasındaki zaman diliminden hiç bahsetmez. Kimse de farkına bile varmaz bunun. (Ya da merak etmez). Eğer biraz merak edilirse rönesansın temellerinde haçlı seferleri olduğunu görecektir. Mesela matematikteki meşhur “X” neden bilinmeyen olarak kullanılır? Merak eden oldu mu? Ya da ingilizcedeki “AL” ile başlayan kelimelerin neden “AL” ile başladığı? Algorithm, Algebra, Alchemist gibi… Tesadüf olabilir mi? Zinc nedir mesela bilir misiniz? Hegel’in Spinoza’nın Descartes’ın felsefelerine bakın. İbn Rüşd, İbn Haldun İbn Arabi’yi gorursunuz. Asıl soru şu; Barı medeniyetini var eden o parıltı, neden kayboldu?

  15. gulnur

    Yukarida yazinin hemen altindaki bazi yorumlari okuyunca cok uzuldum..bazi insanlar bu kisiyi ona bir seyler baglayip yargilamaktan oteye gidememisler..halbuki o ne kadar acik ve net olarak bir mesaj veriyor burada..ama hala birileri anlamamakta ve onu yargilayip karalamakta israr ediyor..yahu kardesim: neden su gercegi kabul etmek istemiyorsunuz? beyniniz, egitiminiz, birikiminiz ve kavrama kabiliyetiniz bu kadar NET ve acik olan bir mesaji KABUL EDEMIYOR. INKAR etmek ve tu kaka demek daha kolayiniza gidiyor..Iste bu o genlerimizdeki uzerine olu topragi serpilmis, basiret bagliligi..bunu yikamiyoruz..SORGULAYAMIYORUZ. O yuzden ulkece ve milletce B** icine batik durumdayiz. Cunku dusunme yetimiz baglanmis. Bu adam oyle birisi degil..FARKINDA. Ve bunu herkesle paylasiyor..Neden bunu bir firsat ve sans olarak gormuyor ve neden lanetliyoruz? Adama tesekkur edin yereceginize.

  16. Gazanfer Mengeloğlu

    Merhaba;ben yaziniza baska bir acidan bakmak istiyorum;belki de tam da sizinle ayni paralelde bulusacagiz.Bazi durumlardaki tepkilerimiz ne oldugumuzu,nasil bir toplum oldugumuzu gosteriyor.Ornegin;taraftari oldugumuz takimin bir oyuncusu eliyle gol atinca havalara zipliyoruz!Herkese durustluk dersleri veren o abiler,mac izlerken bi felaket!Ya da,bir soygun haberi izledigimizi farz edelim;eger yuklu bir meblag kaldirmislarsa “helal olsun herife” diyoruz,haram oldugunu bile bile,adeta harami helale donusturur gibi…Cocugumuz eline bir kitap alsa “Dagitma lan ortaligi,basimiza alim mi kesileceksin” diye payliyoruz.Eve,mobilylarin rengine uyan bir kac kitap alinirsa aliniyor,o kadar.Bilgi ve bilgi sahipleri hic bu kadar hayatin disina itilmemisti.Rusvet almayan memurlarin basina neler geldigini bazi filmlerde de olsa izleyip ” enayi” demiyor muyuz?Yani,bilgi sahipleri ve tertemiz kalmak isteyenler bu toplumda sevilmiyor,sayilmiyor.Tam tersine,toplumumuz adeta guce ve gucluye tapar gibi oldu.Kısıtlama ve baskı cogunlugun hosuna gidiyor.Artık “hakka saygı ” bitti.Mesela,dunyada hirsizlik en fazla oranda bizdeyse,;tecavuz,dayak,gasp gibi vahsetlere bir kismimiz makul gerekceler bulabiliyorsa,temelde hakkina razi olmamak yatiyor.Hakkimiza razi degilsek,hakkimiz olmayana yani baskasinin hakkina elimizi uzatiriz.Hic lafi gevelemeyelim;mesru yollardan bir emek harcamadigimiz hic bir sey hakkimiz olmaz.Toplumumuz ne yazik ki hakka,yani emege saygisini yitirdi.Baskasinin hakkini gasp etmek “uyaniklik-gozu aciklik” sayiliyor,trafikten en basit banka kuyruguna kadar bu boyle.Bence bu boyle giderse,toplumuzu hayirli gunler beklemiyor.Hakka karsi secdeye variyorsak,hakka da saygi gostermeliyiz.

  17. Demet

    Yazınızı okudum, hatta paylaştım facebook da.önce bizim eğitim sistemimizin hersene 3 amerikalı 2 türk den oluşan bir topluluk tarafından gerçekleşir, ABD karar verir siz değil araştırın lütfen.yurtdışı ile ilgili deneyiminize gelince, yurt dışında trafikte özellikle cezalar çok ağır. Tr de çarpıp adam öldürün yarın serbestsiniz yani caydırıcı değil cezalar hiç bir alanda, bakın siz inanmiyorsunuz öyle anladim fakat ulkemizle ilgili hiç bir şeye biz karar veremiyoruz çünkü Atatürk gitti şimdi sizi de benide Başbakanida kimse takmıyor, ben söylerim sen yaparsın okadar diyor dış güçler hani şu inanmadiginiz.iyice bir araştırın derim.Sevgiler

  18. Atra

    Sevgili arkadaşlar, Türkiye’de büyümüş, yurtdışında yaşayan biri olarak böyle umutsuzluk dolu yazıları okumak üzücü geliyor. Öncelikle dedikleriniz genelde doğru ancak Avrupa dediğiniz kadar harika değil, turist olarak objektif bir gözlem zor. Almanya’nın hatta avrupanın başkenti Berlinde tren bazen gelir, bazen nedensiz gelmediği olur. Havalimanı yapacaklardı, 10 sene sonra bir köşesini yanlış yapmışlar, şimdi başa döndüler. Yabancının olmadığı şehirlerde ırkçılar sokaklara çıkar, protesto yaparlar. Başka ülkelerde politikacilar açıkça ırkçı mesajları yayınlarlar ki, boylesini Türkiye’de asla okumamissinizdir. O araba durma olayında çok az şehirde tavsiye ederim, çoğu yerde yaşamınıza mal olur. Öncelikle demek istediğim Avrupa sandığınız kadar harika değil. Bu noktayı vurgulamamin nedeni avrupaya bu kadar subjektif idealizm etmenin moral bozucu etkisi olacağını düşünmem. Ozellikle şu an Avrupa insanı tamamen gelecek korkusu ve karamsarlık içinde iken onlara bu kadar hayranlık tehlikeli. Ben durumumuza yeni bir tez getireceğim: bizim en büyük sorunumuz sabırsızlık. Yakınan bütün yazılar birden büyük bir gelişme bekliyor. Sanayimiz egitimimiz neden bilmiyorum sıfırdan en yüksek noktaya birden zıplamali, yoksa büyük hayal kırıklığı oluyor. Ama Avrupa’dan öğrenmemiz gereken asıl nokta başarının uzun zamanlı çalışmalar sonunda gelmesi. Sabır etmenin önemini anlayınca bu kadar kötümser olmanın da mantıklı olmadığı ortaya çıkıyor. Kimse yardım etmeden neden uçak yapmıyoruz? Niye uzayda üstümüz yok? Şakayı bırakalım inovasyon aslında devamlı öğrenme demektir. Birileriyle ortak olma ya da kopyalama birer adımdır. Eğitim sisteminde de birden bire zıplayarak ziyade düzenli bir ilerleme daha da önemlidir. Türkiye’nin en iyi Üniversitesi’nde okudum, Avrupa’nın en iyilerinden birine gittim. Arada biraz fark vardı sahiden, ama yakınacak kadar değil kesinlikle. Sevgili arkadaşlar, inşallah yakında Türkiye’ye döneceğim, sizinle beraber adım adım Türkiye’yi dünyanın en ileri ülkesi yapacağız. Ama bu bir gunde olmayacak, adım adım ilerleyeceğiz. Lütfen küçük adımları küçümsemeyin, bu sabırsızlık Avrupa’dan en buyuk farkımız bence. Türkiye’nin umut veren noktalarına da ilerde değinmek isterim ama cep telefonu ile yazmak zor oluyor.

  19. Ayse

    Ozellikle trafik konusunda bir şeye değinmek istiyorum. Gittiğim hiç bir ülkede İstanbul’daki kadar korkunç bir trafiğe rastlamadım. Kalabalıklıktan bahsetmiyorum, dörtlü yakıp her yerde duranlar, park edilmez yere parkedenler, şeridinde gitmeyenlerden bahsediyorum. Bunların başka yerlerde olmamasının sebebi çok sıkı polis kontrolü. Yani evet o insanlar bizden daha çok saygı kavramını benimsemiş durumdalar ama düzgün kullanımda çok sık kesilen ve yüksek cezaların da çok etkisi var. İnsan her yerde insan ceza almayacağını bilen alman da sağı kontrol edip dönülmezden dönüveriyor. Bizde sayı olarak polisler çok yetersiz, problemin büyük kısmı buradan kaynaklanıyor bence.

  20. yasingun

    Ne kadar fikir görüş tespit olumlu olumsuz eleştiri çıkmış 🙂
    Başını okuyunca devamını okumayı bıraktığım o kadar yorum var ki.
    neyse herkese hayırlı işler
    Zaten oturduğumuz yerden yazmayı iyi öğrendik .
    Fikir var beyin yok

  21. Uğur

    Yazdığınız çoğu şeye katılmak ile birlikte bazı noktalarda yeterli araştırma yapmadan sıkma yeteneğinizi kullanmanızı doğru bulmadım.
    Örneğin, profesörlerin çoğunu genellemiş herhangi bir araştırma yapmadıklarından bahsetmişsiniz. Sizin okuduğunuz üniversite ve bölümde nasıl bilmiyorum ama sağlık alanında eğitim gören ve tıp fakültesinden hocalarla projelere katılan bir öğrenci olarak durumun farklı olduğunu biliyorum. Enteresandır ki şu an Behçet Hastalığı üzerine bir projede yer alıyorum. Bilmediğiniz konu şu ki Behçet Hastalığı aynen şeker hastalığı gibi kronik ilerleyen bir hastalıktır. Nasıl ki alıp başını giden bilim hala Diabete net bir tedavi yöntemi bulamadıysa maalesef Behçet hastalığı için de kesin bir tedavi yoktur. Tedavisi Amerikada da aynıdır Almanyada da aynıdır Tükiyede de aynıdır. Bilim dünyasında yapılan çalışmalar da genellikle ortak bir şekilde yürütülür, milliyetçi bir rekabet yoktur.
    Gene de bir çok noktada haklı olduğunuzu düşünüyorum, benzer düşüncelere sahibiz. Fakat unutmayın ki eleştirmek kolaydır, çözüm sunmak zordur. Kafası çalışan herkes eleştirebilir fakat çözüm sunmak için zekanın yanında bilgi ve birikime de sahip olmak gerekir.
    Yine de bir yazar olarak araştırmalarınızı daha dikkatli yapmanızı ve daha yapıcı olmanızı beklerdim.

  22. Altan

    Merhaba herkese,
    Ben yurt dışında yaşıyorum. Eğitimimi Türkiye’de yüksek düzeyde tamamladım. Yurt dışında büyük projelerde görev aldım. Aynı zamanda aktif bir sanatçıyım. Bunları açıklamama sebebim ise hangi profilin yorum yaptığını anlamanızı istememdir.
    Yorumuma gelirsek, iki insan ele alalım, biri spor yapan, sağlıklı beslenen ve kendine önem veren biri olsun diğeri ise sağlığına ve yediklerine önem vermeyen biri. Haliyle hepimiz spor yapanı takdir eder ona özeniriz. Ara sırada bu iki bireyi kıyaslar kendini salıvermiş olanı eleştiririz. Bu doğal olarak gelişen bir bakış açısı, daha doğrusu mükemmeli arayışımızın dilimize vurmasıdır. Burada benim aklıma hemen bir soru gelir “takdir görmeyen birey neden diğeri gibi olmak için çabalamıyor?”. Ama bu bir yargılama değil gerçekten anlama isteğiyle sorulmuş bir sorudur.
    Kendi çapımda yaptığım küçük araştırmalar neticesinde şöyle bir sonuç çıktı; O bireyin öyle bir kaygısının olmadığı”
    Hatta kendisi bile durumundan rahatsız olduğunu söylediği halde, aslında öyle bir kaygıyı çok taşımadığını anlamış oldum ve insanları veya toplumları bu tip konularda eleştirmeyi tamamen bıraktım.
    Ben Türkiye’yi artık hiç bir şekilde eleştirmiyor ve bu tür konularda didiklemiyorum. Burasıda böyle bir yer ve insanlarda gördüğüm kadarıyla mutlu. Eğer bir gün ihtiyaç duyarlarsa veya beklenmedik durumlar oraya doğru yönlendirirse bir şeyler yapmak için mücadele edeceklerdir. Eğer kişisel olarak bunun eksikliğini çekiyorsak -ki bu iyi bir şeydir- şahsi mücadelemizi vererek sonuçlarıyla diğer insanlara da ilerleme gücü verebiliriz.
    Ama hepsinden önemlisi, lütfen ve lütfen başkalarının da düşünceleri olduğunu kabul edelim ve bize aykırı bile olsa varlıklarına saygı duyalım. Yorumları okuyunca insanların sert tavırlarını nereye koyacağımı bilemiyorum ve kimseye de olumsuz bir şey yakıştırmak istemiyorum.
    Herkese güzel bir gün dilerim,
    Saygılarımla,
    Altan

  23. Arzu Ceyhan

    Avrupa diye Avrupa’li diye yıllardır insanlar konuşur Avrupa’yı geldikçe dünyayı geldikçe ve gördükçe daha iyi anladım
    1 Avrupa ülkelerindeki cezalar ve uygulamaları ülkemizde yoktur.
    2 insanlar insana hayvana verdiği degeri vermez ilokuldan itibaren sömürme öğretilir sanırsınız dünya onlardan ibarettir.
    3 İnsan yerine kedi köpek büyütürler.
    4 Kadınlar ikinci sınıf vatandaştır Turkiye’deki kadınlar birçok hak daha once Atatürk tarafından verilmiştir(hiç söylenmez)
    5 Ayıp diye birşey olmadığı için cinsel eğitim verilir(çocuk gelin onlardada coktur)
    6 tarih deseniz binalar yüzyıl oncesinden kiliseler harika hayran kalmamak mümkün değil (elinizde köle olunca işçilik kolay)
    7 bütün bu insanlar günü kurtarmak zorunda degiller, sömürü ülkelerinden geçindikleri için sanat yspmak kokay olmuş.
    8 çocuk 2 yaşından itibaren devlet egitiyor ailenin isteğine kalmamış gondermezse cezası var
    Bizim ülkede Bakan bizden bilim adamı çıkmaz diyor alkışlanıyorlar. Vs vs vs uzar gider
    Birde bu taraftan bakiniz.

  24. Arzu Ceyhan

    Utandigım bir geçmişim yok atalarım kimseyi gaz odalarında katletmedi gurula Türk’üm diyebiliyorum.
    onlara verilen destek ülkedeki çocuklara kadınlara verilse Türkiye uçar.

  25. Esat

    Caner yine karıştırmışsın ortalığı!!! 🙂 Uslu dursana kardeşim 🙂 hahaha bayağıdır girip bir şeyler okumuyordum sitende açtım bunu okumalıyım dedim. Hocam, sen de sormuşsun, diğer arkadaşlarda sormuş ama işte ben sadece bu sorudayım artık. Madem bu kadar çok insan bu sorunu görüyor neden düzelmiyor? Çünkü önce kendimizi düzeltmiyoruz, önce kendimizden başlarsak, sonra çocuğumuz, sonra torunumuz bir 100 yıl sonra bir şeyler düzelir, diğer türlü bu tip değişiklikleri yapmanın tek yolu maalesef devrim tarzı şeylerdir ki bu da bizim toplumsal yapımıza çok uzak bir durum. Bu devrim kelimesinden siyasi anlamlar çıkartmayın yalnız, kast ettiğim şey bu değil.

    Bu konuları insanlar ile yüz yüze konuşmayı seven bir adamım, izleme ve etüt yeteneği fena olmayan biri olarak 5 yıllık AB hayatımda bu kıyasları fazlası ile yaptım ve bir takım sonuçlara da ulaştım ama ulaştığım çözümler maalesef yeni bir nesil oluşturmadan olacak şeyler değil. Döneli 2 yıl oldu, ben hala kavşaklarda yayalara yol veriyorum, ışıkta duruyorum, markette günaydın, iyi günler diyorum, ama karşımdaki insanlar değişiyor mu? Maalesef.

  26. Çağrı Yalgın

    Bilim insanlarıyla ilgili kısma, bir bilim insanı olarak şöyle bir itirazım var: Genel görünüm konusunda haklısınız. Ancak bu kurala istisnalar “80 milyonda bir” diye geçiştirilecek kadar az ve önemsiz değil, daha fazlası var. Mesele şu ki çoğumuz bu insanların sesini duymuyoruz, hatta duymaya çalışmıyoruz.

    Mesela, Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Turgay Dalkara bir araştırmasını daha iki yıl önce dünyanın en önemli bilim dergilerinden Science’ta yayınladı. Bu herhangi bir Batı üniversitesi için bile önemli bir olay, bırakın Türkiye’yi, ama çok az duyuldu. Muhtemelen siz de duymamışsınızdır. Aynı başarı seviyesinde değilse bile iyi, geçerli bilim yapan akademisyenlerimiz var ve desteği hak ediyorlar.

    Ama tabii araştırması olmayıp da siyasi veya ideolojik sebeplerle (ki bu her görüş için geçerli) akademik unvan sahibi olanları televizyonda, gazetetelerde görebilirsiniz. Gerçi bunlara “bilim insanı” demek bile işin tanımına aykırı. Onları okumamakla, dinlememekle kalmayın, gerçekten bilim yapan insanları arayın, bulun. Sandığınızdan fazla olduğunu göreceksiniz.

    Kendi adıma ben Açık Bilim sitesinde yaptığım “cepyayın” söyleşilerle bu insanların sesini duyurmaya çalıştım. Oraya bakarak başlayabilirsiniz. Saygılarımla.

    • Erol Kethüda

      Çağrı Bey, Turgay hocamızın yaptığı çalışmaları millete duyurmamak devletin, Türkiye cumhuriyeti devletinin görevi ! Yaklaşık 5 yıldır yazıyorum, devleti, anayasayı, partileri, tbmm yi, tüm dernekleri, toplulukları vb.. Aklınıza ne geliyorsa.. Hepsini tamamen ortadan kaldırmamız gerekiyor.. Şaşırtıcı gelebilir ama eğer Türkiye gelecekte var olabilmek istiyorsa bugüne dair gördüğünüz ne varsa ortadan kaldırılmalı.. Bu yapıldıktan sonra da yeni bir düzen, yeni bir sistem oluşturulmalı.. Allah’ın emir/yasaklarından çıkmayan, haksızlığa sebep olmayan.. Neyse uzatmayayım.. Sonuçta Türkiye cumhuriyeti devleti var olduğu sürece bu topraklarda bilimi ancak hayal edersiniz.. Ki buna milyonlarca kanıtım var.. Herkes görebilir..

      Not : Seçimlerde oy kullanmayarak ve kimseye oy kullandırtmayarak bana yardım edebilirsiniz..

      • Altan

        Erol arkadaşım yanlış anlamadıysam Atatürkün kurduğu Türkiye Cumhuriyetini kaldırıp yerine islami bir sistem mi kuralım diyorsun? Eğer bunu demek istiyorsan bize bu sistemle başarıya ulaşmış, bilim, sanat ve medeniyette örnek bir ülke gösterebilir misin lütfen. Veya islami rejimle yönetilen ülkelerin son 200 hatta 300 yıldır insanlık adına buldukları keşifleri burada sıralayabilir misin.
        Bir de kimseye oy kullandırmamak kısmını anlayamadım. Kullanmak isterlerse ne yapmayı düşünüyorsun kendi rejim kurallarınla?
        Bilesin diye söylüyorum Erol kardeşim, eğer bu dünyadaki en güzel örneği görmek istiyorsan Güney ve Kuzey Kore ülkelerinin yakın tarihlerini oku derim. Yurtdışında yaşayan biri olarak sana tavsiyem, atı alan üsküdarı çoktan geçti.. Belli ülkeler yeni dünya oluşumunun öncülüğünü ellerine aldılar ve hızla ilerliyorlar. Fark o kadar açıldı ki Türkiye’nin çağ atlaması için o kulvarlarda koşma hayalini bırakıp tarım, hayvancılık ve balıkçılık gibi sektörlerde ilerlemesi lazım. Bu da diğerleri kadar önemli ve ulaşılması daha gerçekçi duran bir hedef.

        • Erol Kethüda

          Altan Bey, Atatürk çok doğru mu yaptı diyorsunuz yani ! 😀 Mevcut düzen çok mu doğru diyorsunuz ! Siz dahil her insan hemen her gün sorunlardan söz ediyor, sıkıntılar dile getiriyor.. Çözüm Altan Bey ? Aslında elbette 8 000 000 000’lık dünyada insanların sorunlarını çözmek imkansız ama olay da burada işte : Bu sorunlar Allah’ı tanımamaktan, O’nu yok saymaktan çıkıyor.. Peygamberleri iyi tanımamaktan çıkıyor.. Ve bilimi hayatın temeline koymamaktan çıkıyor.. Benim önerim her insanı içine alan, gelecek bin yıllarca, milyon yıllarda geçerli olacak bir yaşam şekli.. Ben günümüzdekinden binlerce kat hızlı bir sistem öneriyorum.. İslami bir sistem değil ! 😀 Hangi dine mensup olursa olsun Allah’ın bizim için söylediği şeylerden çıkmasın.. Örnek mi : İsrail Filistin’de, Batı Şeria’da çok sayıda insana zarar verdi ! Tarihe çok girmeyeyim.. Mesela 1958’de mi başladı buna.. İsrail bir Filistin’li mi öldürdü.. İsrail devletini yok edecektiniz..

          😀 Şimdi durum uzayacak ama kısa keseyim. Örnekler sayısız.. Herhalde bir kaç trilyon x trilyon adet örnek çıkar.. Her yerde imansızlık, her yerde haksızlık, her yerde eşitsizlik gördüğüm için.. Erol dünya bu, olacak diyebilrisiniz.. İşte bu da imansızlığın bir örneği !

          Ben insanlar refah içinde yaşasın diye, kimse kimsenin hakkına tecavüz edemesin diye yazıyorum, uyarıyorum.. Devletler insanları şeytana tapmaya zorlayan yapılar-dır.. Böyle dır deyince içi boş kalıyor, farkındayım. Kanıt lazım değil mi.. Az önce dedim ya, kanıtım çok !

          Kore örneği vermişsiniz ! Şu satırları yazdığım gün içerisinde Kore’de binlerce- yüz binlerce haksızlık yapıldı.. Kore’de çok sayıda hırsızlık meydana geldi, gereksiz harcamalar yapıldı, gereksiz tartışmalar oldu, amaçsız sohbetler yapıldı… Kore yönetimi ( her kim ise önemli değil ) kurulduğundan beri kendini – farkında olsun/olmasın insanların üstünde gördü ! Görmeye devam ediyor.. Tekrar yazayım : Farkında olup veya olmayıp… Bu önemli..

          Ben bunları yıllardır kimseya anlatamadım, burada size bir iki cevap ile anlatamam elbette.. Ama gelecek çok çok kötü.. Bunun için mümkün olduğunda şiddetli şekilde uyarıyorum ki icraate geçelim.. Kore çok güzel şeyler yapmış, evet.. Çok iyi takip ediyorum, 10-15 yıldır.. Ama en mükemmel diyeceğiniz ülkelerde size sayısız yanlış şey söylerim.. Allah’ın onaylamayacağı şeyler.. İnsan için iyi olmayan şeyler.. Şimdi Allah deyince şeriatçı gibi sanıyor bazıları 😀

          Neyse, bir kaç yıl içinde bir kitap yazmayı düşünüyorum.. Kimsenin anlayacağını da düşünmüyorum açıkçası ! Anlasa bile çözüm ! Devleti yok etmek için ne yapabilirim.. Sizin var mı öneriniz.. Tek başımayım.. İnsanları uyarıyorum.. İyi bir “şey” yapmak istediğimde devlet önüme dikiliyor ! Polisi ile askeri ile, yasaları ile.. Ben insanın iyiliğini istiyorum.. Örneğin Marmara üniversitesi fen bilimleri enstitüsü astrofizik ve kozmoloji bölümü isimli bir face sayfası açmıştım, 3 yıl kadar önce.. Uzun hikaye ama kısa keseceğim. Bölüm gerçekte yok yani enstitüde eğitim verilmiyor. Bilinç oluşsun diye açtım sayfayı. AKtif olarak insanları uzay bilimleri konusunda bilgilendiriyordum.. ( yine anlaşılmayacak ama yazayım ).. Enstitünün mevcut müdürü ( müdür, ne komik kelime ! ) sayfayı kapatmazsam beni mahkemeye vereceğini söyledi !

          Ben insanlara iyilik yapmak için, insanları bilgilendirmek için uğraşayım, sen kalk beni devletin gücü ile tehdit et ! 😀 Tabi hiçbir şeyden korkmayan bir insan olarak ( Allah hariç ) çok güldüm, eski hocamın tepkisine.. Kendisi de fizikçidir.. Profesördür ( devletten alınan belgeler ile prof olmuş ).. Benim düzenimde kimse profesör değil.. Kendisi devletten aldığı destek ile , para ve güç ile – her meslektaşı gibi profesör olduğunu düşünüyor ! Neyse.. Bu ayrı bir yazı konusu..

          Yazdığım her kelime için milyonlarca kanıtım var.. Hiç kimse yazdığım hiçbir şeye itiraz dahi edemez.. Çünkü bu yazılarda çıkar yok, üstünlük taslama yok, para yok ( paranın bir an önce kaldırılması gerekiyor ).. Küfür yok, hakaret yok, yalan yok, kandırma yok.. Yok da yok.. Ben sadece geleceğe insanlar sorunsuz şekilde ulaşsın istiyorum.. Bunun da devletler ile mümkün olmadığını söylüyorum..

          Sonuç : Sorunların kaynağı devlet.. Devletler var olduğu sürece insanlık yok olmaya mahkumdur ve bu inanılmaz hızlı bir şekilde gerçekleşecektir.. Devletlerden kastım aslında tüm yönetimler, yönetim biçimleri..

          ANlaşılmadı tabi ! Örnek vereyim yine – aslında sadece bu örnekleri yazdığım şöyle bir 100 000 sayfalık bir kitap yazmalıyım.. Ya da ciltler dolusu bir kitaplık mı olsa ! Yetmez ki.. Her yerde yanlış var çünkü !

          Örnek şu olsun : GreenPeace olumlu işler yapan bir örgüt değil mi ! ( örgüt, topluluk, dernek, kurum, kuruluş.. adı ne ise artık, benim için değeri yok ).. Gerçekte de değeri yok.. Greenpeace devletlerin etkisinde kalmış, insanların parasını ç-almak için kurulmuş sözde çevreci bir örgüt ! Vikipedi ( Wikipedia ) ‘de öyle.. Özgür ansiklopedi ! 😀 Karaelmas üniversitesinin adını ateist örgüt ( yani devlet ) Bülent Ecevit olarak değiştiriyor.. Sen kalkıp üniversiteye ait sayfanın adını Bülent Ecevit olarak değiştiriyorsun.. Tüm uyarılarıma rağmen.. Wikipedia’nın “bürokratları” ile iki hafta yazıştım, uyarmadığım adam kalmadı.. Dinlemediler.. Eveet.. Ne güzel… Onlarca kişi doğrudan, 80 000 000 + 7 920 000 000 insan dolaylı yoldan kul-yetim-şehit hakkı yedi Altan Bey… Buna ne diyeceksiniz.. Anlamadıysanız bende trilyonlarca örnek var.. Yazacak vaktim yok hepsini..

          Sorunu açayım ! Karaelmas ZOnguldak’ın simgesidir.. Kömürü ifade eder.. Kömür çıkarmak için canını feda eden binlerce maden şehitini ifade eder.. Kara elmas boşuna söylenmemiştir.. Kömür karaelmastır.. Bunu hiçe sayan, anlayamayan tbmm adlı örgütteki ateist milletvekillerinden 3 tanesi zevkleri istedi diye üniversitenin adına Bülent Ecevit demişler.. Bir de Altan Bey devletin yani dinsiz örgütün bir resmi gazetesi varmış !! ( resmi ne demekse ).. Burada yazılanları uygulamak mecburi imiş..

          Not : Ben 29 yaşında yaşlı bir adamım Altan Bey, insanlara ve hayata dair önemli olupta bilmediğim şey neredeyse kalmadı.. Hayır, kendimi yüceltmiyorum ! Olan bitenin farkındayım.. “resmi” ne demek çok iyi biliyorum.. !

          İşte devletteki bu adamlar istediğini bu şekilde – bir şekilde size, bize yaptırıyor Altan Bey.. Ne diyorsunuz…

          Ankara’ya gidip Türkiye büyük millet meclisini uyardım.. ! Devleti her yerde her şekilde uyardım.. Dinlemediler.. Pekala o halde.. Allah’a emanet ediyorum hepsini, herkesi.. Kul hakkı – üstelik burada şehit hakkı, maden şehitinin hakkı yemek isteyen buyursun yesin.. Ben insanım, süper kahraman değilim..

        • Erol Kethüda

          Bir de şu var.. Korku ! İnsanlar inanılmaz korkuyor Altan Bey.. Cehalet, imansızlık her tarafı sarmış.. Ahlaksızlık gırla.. Allah adı tamamen ( burası önemli tamamen ) iş olsun diye ağza alınıyor.. Sadece bu korkunç örnek bile yeter ama işimiz çok !

          İnsanlar devletlerden yani polisten, askerden, devletin gücünden inanılmaz korkuyor.. çevremdeki herkes sus, yazma, bunları konuşma vb şeyler söylüyor.. Bazıları beni dövmekle bile tehdit etti ! Bazıları bana psikolog önerdi ! Altan Bey siz siz olun çevrenize uymayın !

          Bu yüzden bunları artık konuşmak yerine yazıyorum..

          Şölye bir şey de var : ben çağımın çok çok ötesinde görüşe, fikre ve bilgi birikimine sahibim Altan Bey.. İnsan kendini bilir.. Bu yazılmaz ama ben bunu yazmak zorundayım çünkü neredeyse kimsenin farkında olmadığı bazı şeyleri fark ediyorum.. Çok rahat şöyle diyebilirsiniz : Senden önce çok insan bunu gördü Erol, kendini farklı zannetme ! Peki, gördü, neden bir “şey” yapmadı.. Yapmaya çalıştı Erol… Acaba !! 😀

          Devletin sebep olduğu trilyonlarca sorundan bir iki tanesini “hukuk” ( ki böyle bir şey yoktur ) ile çözmek asıl sorunu ortadan kaldırmıyor.. Sen sadece 2, 14, 79 sorunu çözersin.. Sen sadece 292, 3902, 12082 sorunu çözersin.. Ben hayatı baştan aşağıya değiştirmeye, insanın değerini ortaya çıkarmaya çalışıyorum.. Bunu ölene kadar tek başıma yapamayacağım elbette.. Belki ben öldükten sonra – bir kaç yüz yıl sonra dünya savaşlarından sonra birileri çıkıp yazdıklarımı okur… Ama bunun için de bunları derleyip kitap olarak basmam lazım değil mi ! Tabi 2508 yılında o zamana kadar tahminimce 100 000 000 kitap olacak insanoğlunun kütüphanesinde.. Belki daha fazla !

          Biraz fütüristlik tarafımı azdırırsam gelecekte devletlerin gücü elinde tutacağını düşünüyorum – maalesef.. İnsanlar belki günümüzdekinden daha beter “köle” olacaklar.. Çünkü.. Durun.. ALın size örnek : Üniversiteler ne için var Altan Bey .. Bilim.. Keşif.. Matematik, fizik vb.. Yapılan çalışmalar kimin kontrolünde : Devlet.. Yani bugün üniversitelerde yapılan doktoralar, akademik çalışmalar devletin gözetiminde.. Yüksek teknoloji ile deney mi yaptınız. Bunun uygulaması önce askeri sanayiye aktarılır.. Yani üniversiteler devletlerin askeri gücünü destekleyen en önemli yerlerdir ! !!

          Türkiye’deki ateist örgüt yök adlı örgütün alt birimini bu yüzden lağvetmedi, benim 2011’de lağvetmemi de dinlememişlerdi.. İnsanlar da dediklerimi umursamadı !

          Görüldüğü gibi devlet insanları her alanda her yerde her şekilde kullanıyor, sömürüyor.. Ben şu milletvekili şu kadar para almış, peşkeş çekmiş, zengin olmuş cümleleri ile ilgilenmiyorum.. Öteki tarafta hesabını Allah’a verir.. Allah’a inanmadıkları için buna şaşırmıyorum.. Bahsettiğim Allah tek olan yaratıcıdır…

          yök ün kaldırılması demek devletin üniversiteler üzerindeki etkisinin, gücünün bir nebze de olsa yitirilmesi demek Altan Bey..

          Devleti sadece tbmm olarak düşünmeyin.. Ya da devleti partiler olarakta düşünmeyin.. Devlet milyonlarca insandan oluşan kocaman bir yapı.. Bu yapının içerisine girmiş olan birisi için artık geri dönüş imkansızdır Altan Bey.. Karadelik gibidir devlet.. İçerisinde düşerseniz asla geri dönemezsiniz.. Ya şunu diyeyim : Annem der bunu arada bir : Devlette çalışıyorsan ( mesela öğretmensen, avukat isen vb ) devlete karşı yapılan eylemlere vb gidemezsin, katılamazsın… !! 😀 Yani devletin kul-yetim hakkı yesin, sen de göz göre göre sesini çıkarma.. Devletin her kötülüğü yapsın ses çıkarma.. Burada herkes meydanlara çıkıp hükümete saldırsın demiyorum elbette 😀 Ben kaosu değil düzeni arıyorum.. Eğer insanlar anlayabilirse…

          Olması gereken şu.. Partilerin tamamı kapatılacak.. Aynı gün içinde.. Partiler ile ilgili her şey ortadan kalkacak.. yök, seçim kurulu ( bunlarla ilgili her şey ) yok edilecek.. Tüm evraklar yakılacak, binalar yok edilecek.. Şaşırtıcı gelebilir ama devlete ait tüm yapıların ortadan kaldırılması çok önemli çünkü yeni sistemi arıyoruz değil mi.. Siz yıllarca başkasının yattığı bir yatakta uyumak ister misiniz.. Üstelik o yatağa imansızlık sinmişse !

          Devletin tüm kurumları yine tamamen yok edilecek.. İnsanlar değil elbette 😀 Anayasa tamamen yok edilecek.. Hukuk sistemi tamamen çökertilecek.. ne kadar itiraz ederseniz edin, eğer bunlar yapılmazsa gelecekte keşke yapsaydık diyecek, ülkemin güzel insanları… Diğer topluluklar ortadan kaldırılacak.. Dernek mi diyodunuz ( hani şu bir kısmında terörün beslendiği, bir kısmında kumar oynanan, bir kısmında başka pis şeyler yapılan ).. Altan Bey… Değil mi.. Topluluk, Vakıflar, örgütler.. Devlete bağlı olsun olmasın tüm her şey yok edilmeli.. Devletten söz ediyorum ama devleti bir ada gibi düşünün.. Suyun üzerinde kalan kısmı görürsünüz ama adalar okyanus tabanına yayılmış dağlardır.. yani devleti ada olarak düşünürseniz ucu uzaklara gider.. Yani etkisi büyüktür.. Bu yüzden devlete laf ederseniz ayıplanırsınız… Siz kim oluyorsunuz da ( kim olmalıyız ) devleti kötülüyorsunuz.. Oturup şükretmeliyiz ( ne için acaba ).. 😀

          Türkiye’de rahatız, savaş yok ( acaba ), kıtlık yok.. Evet, ülkemiz bir süredir gelişiyor.. Ama diyot üretemedik daha.. Teleskop üretmiyoruz, gözlemevleri aç-a-mıyoruz, fizik bölümüne yeterli kaynak ayırmıyoruz, ağaçları katlediyoruz, yediğimiz çilek eskisi gibi kokmuyor… Sayısız örnek, tekrar yazıyorum.. Örnek bitmez.. Bilinçsizce çoğalıyoruz.. İnsanoğlunun geleceğini insan sayısının çokluğu kurtarmayacak..

  27. Gökberk Emre

    Aslında gelişebiliriz ama bu gerici zihniyete bir dur dememiz gerekli özellikle teknolojide ülke olarak gelişmek önemli bunun için de okullarda yazılımcılık dersi verilmesi için bir kampanya oluşturulmuş.
    Destekleyelim, destekletelim.
    chn.ge/1QHwfwm

    • Erol

      Gökberk Bey.. Güzel kampanya.. Binlercesi gibi ! Aslında geçenlerde ilköğretime kodlama dersinin koyulduğunu duydum. ne kadar doğrudur bilmiyorum. Hiç bakmadım.. Bana kalsaydı 20 yıl önce filan yapmıştım, neyse.. Konum bu değil..

      Çünkü buna gelmeden önce yapmam gerekenin Türkiye’deki cumhuriyeti, devleti, hükümeti, anayasayı, partileri vb tamamını yok etmem gerektiğini biliyorum.. Çünkü bahsettiğiniz kampanya dahil, benzeri milyonlarca önemli işin hiçbirinin gelecek 1000 yılda, milyon yılda devlet tarafından yapılmayacağını biliyorum.. İnsanların da bunu anlamasını istiyorum.. Deli diyorlar, saçmalık diyorlar.. Elbette böyle düşünenleri de anlamak lazım 😀

      Devlet benim gibi değildir. Beyin yıkar, uyutur, aldatır.. Soyar, kandırır.. Yanıltır, kazıklar.. Tehdit eder, korkutur ! 😀

      İnsanda Allah korkusu da yoksa ne kötüdür..

      Bunları şunun için yazdım, cevap olarak.. Çok güzel, çok olumlu şeyler düşünüyorsunuz, düşünüyoruz ama.. Ama… Bunlar gerçekleşmeyecek.. Gerçekleşse, yapılsa bile %1’i önümüzdeki 1000 yılda ancak yapılacak.. Bu yüzden önce önümüzdeki engeli yok etmeliyiz.. Eğer devletleri, mevcut düzendeki tüm öğeleri tamamen ortadan kaldırmazsak hayallerimiz asla gerçeğe dönüşmeyecek..

      Hani adam olmak, insan olmak diye bir tabir vardır.. Evet, insan sevilir, ne güzeldir.. Ama devletin yok edilmesi gerektiğini bilen ve bunun için uğraşan insan da en iyi insandır 😀 Bundan daha büyük bir iyilik olur mu.. Şeytana karşı koymak, Allah’a yaklaşmak..

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir