yunus-emre

Ben bir garip derviş olsaydım…

Dervişlik dedikleri, hırka ile taç değil. Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil.

Yunus Emre ile arkadaş, yoldaş olmak isterdim. Sohbetlerde “Evet erenler çok haklısın. Bence de, başka türlüsü düşünülemez zaten…” diyerek kendisini onaylamak isterdim. O nasıl bir gönül gözüdür, o nasıl bir yardan, serden geçmektir Allah’ım!

Keşke ben de öyle olsaydım…

Derviş olsaydım, “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendin bilmez isen ya nice okumaktır” deyip kendimi yollara vursaydım. Aşk’ı arasaydım. Kredi kartı ekstrelerini, otomatik ödeme talimatlarını, likit kristal ekranlı monitörleri arkamda bırakıp “Dört kitabın manasını okudum tahsil ettim. Aşka gelince gördüm, bir uzun hece imiş.” kemaline erseydim.

Dünya malını mı çok seviyorum yoksa ay sonunu getirebilme mücadelesi mi önümdeki engel? Koçtaş’tan aldığım elbise dolabının, hemen hiçbirini iki üç kereden fazla kullanmadığım mutfak malzemelerinin kölesi miyim, nedir? Her “Dur lan şunu da bir halledeyim, şunu da bir atlatayım hele…” dediğimde, aslında “dark side” ile olan sözleşmemi mi yenilemiş oluyorum? “Ana rahminden geldik pazara, bir kefen aldık döndük mezara” ise hayat, ben neyin telaşesindeyim Ya Rabbi?

Sular hep aktı geçti, kurudu vakti geçti,
Nice han nice sultan tahtı bıraktı geçti,
Dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti…

Hey gidi, heyler gidi…

Facebook Yorumları

2 Yorum

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir