Mükemmel bir Türk-Japon ortak yapımı film geliyor: Ertuğrul 1890

Bir fragmanın beni bu denli etkileyeceğine ihtimal vermezdim. Hem bir Türk hem de sinemasever olarak böyle bir yapımla buluşacak olmak beni gerçekten heyecanlandırıyor. Bir çoğumuzun bildiği üzere Ertuğrul Fırkateyni‘nin acıklı bir hikayesi var. Hatta bu hikayeyi 2010 yılında Ceyhun Yılmaz’ın az biraz subjektif anlatımıyla “Ertuğrul Fırkateyni’nin yürek burkan hikayesi” başlıklı yazımda paylaşmıştım.

Olayın beyazperdeye taşınacağını daha önce duymuştum ancak işin aslı böyle büyük bir prodüksiyona girişileceğini tahmin etmiyordum. Kamera arkası görüntülerine bakınca (yazının en altında) işin içinde Japon parmağı olduğu zaten anlaşılıyor. Tahmin ediyorum ki Japon ve Türk milletleri arasındaki köprüyü daha da sağlamlaştıracak olan bu film Türk Sineması için de dönüm noktalarından biri olacak.

Film 25 Aralık‘ta vizyondaymış, kısmet olursa ben gideceğim, sizlere de kaçırmamanızı tavsiye ederim.

Filmin künyesi ve içerdiği tarihi olaylar

1887 yılında bir Japon heyetinin İstanbul’a gelmesinin ardından, iade-i ziyaret olarak Osmanlı fırkateyni Ertuğrul’un Japonya’ya gönderilmesi kararlaştırıldı. Sultan II. Abdülhamit’in doğuya açılma siyasetine hizmet edecek böyle bir gemi ziyareti, geminin uğradığı limanlardaki insanlara da Osmanlı’nın hâlâ bir cihan devleti olduğunu ispatlamış olacaktı.

Gemi, 14 Temmuz 1889 tarihinde çoğunluğu Harp Okulu öğrencisi, subay, erbaş ve erler
olmak üzere 600’ü aşkın mürettabatı ile yola çıktı. Gemide, Japon İmparatoru Meiji’ye sunulmak üzere bir Osmanlı imtiyaz nişanı ve pek çok kıymetli hediye bulunuyordu. Ertuğrul, rotası üzerinde bulunan birçok limana uğradıktan sonra Yokohama Limanı’na ulaşıldığında takvimler 7 Haziran 1890’ı gösteriyordu.

Ertuğrul, üç ay boyunca Japonya’da kaldı. Personel, her limanda olduğu gibi burada da
büyük ilgi gördü ve resmî görevler yerine getirildi. Ancak kolera salgını, geminin yakasını
bırakmıyordu ve bu defa ciddi karantinalar gerektirecek boyutlara ulaşmıştı. Nihayet Eylül ayı ortasında dönüş için yola çıkılmasına karar verildi. Bu tarih, Japon sularında fırtınalar
mevsiminin ortasıydı. Nitekim gemi yola çıktıktan bir gün sonra şiddetli bir fırtına baş
gösterdi. Dalgalar, gemiyi bordadan dövmeye başladılar. Bir ara, grandi direği çöktü. Derken, kömürlükler su aldı. İki gün boyunca dalgalar üstündeki mücadele devam etti. Artık ne geri dönebiliyorlar, ne ileri hareket edebiliyorlardı. Sürüklenen gemi, Kashinozaki’ye doğru yöneldi. Gemide bulunanlar için bir umut belirmişti. Gitgide sahile yaklaşıyorlardı. Ancak sürüklendikleri bölge, kayalıkların tam ortasında bulunuyordu ve gemidekilerin bundan haberleri yoktu. Nihayet bütün gün sularla boğuşan Ertuğrul fırkateyni, saat 21’de bütün şiddetiyle kayalıklara bindirdi. Personelin çoğu, bu çarpma esnasında şehit oldu. Kazadan kurtulanların sayısı, ancak 69 kişiydi. Sonradan 150 kadar şehidimizin cansız bedenine ulaşıldı ve fener yakınına gömüldüler. Bugün bu fenerin yanında, Türk-Japon dostluğunu simgeleyen bir anıt mevcuttur.

***

Yıllardan 1985’tir. İran-Irak savaşı sürmektedir. Bir gün Saddam Hüseyin’in emriyle, 24 saat sonra Tahran hava sahasının sivil uçaklar için dahi güvenli olmayacağı ilan edilir. Yani Irak, Tahran havaalanını vuracaktır. İran’da vatandaşları bulunan tüm Avrupa ülkeleri, derhal uçak göndererek vatandaşlarını 24 saat içinde Tahran’dan tahliye eder. İran’da çalışan Japonlar’ın yanında bir de otuz kişilik yaşlı turist grubu vardır. Japonya, bu süre içinde vatandaşlarını aldırmak için uçak gönderemeyecektir. Japonya’nın İran Büyükelçisi, olan biteni ümitsizlikle yakın arkadaşı olan Türk Büyükelçisi’ne aktarır, o da durumu Ankara’ya bildirir ve haber anında, dönemin başbakanı Turgut Özal’a ulaşır. Aynı anda, Itochu şirketinin eski Türkiye yetkilisi ve Özal’ın şahsi yakın arkadaşı Bay Morinaga da Özal’ı telefonla arayarak yardım ister. Düşünecek vakit yoktur, Özal hemen THY’ye talimat verir ve bir uçak, derhal hazırlıklarını yapıp sabaha karşı havalanarak Tahran’a iner. Burada 215 Japon vatandaşı vardır. Saddam Hüseyin’in tanıdığı sürenin dolmasına dakikalar kala Türk uçağı İran hava sahasına girer. Kaptan pilot Orhan Suyolcu, ikinci pilot Ali Özdemir ve uçuş ekibi, “Yüzyılın Kurtarma Operasyonu”nu gerçekleştirirler.

Bu hadise, Türkiye’de pek çok kişi tarafından Ertuğrul’un şükran borcu olarak değerlendirilir.

Tarihin sayfaları içerisinde yer alan bu iki olayın bir sinema filmi ile yeni nesillere aktarılması ve böylece birbirinden binlerce kilometre uzakta bulunan iki ülkenin kadim dostluğunun hatırlatılması projenin çıkış noktası oldu.

Kamera arkası görüntüleri

Filmin web sitesi: http://www.ertugrul1890film.com/

Facebook Yorumları

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir