2016 yılına girerken hatırladığım: Susam Sokağı

Zaman ne kadar hızlı geçiyor dostlar. O kadar hızlı geçiyor ki “Zaman ne kadar hızlı geçiyor dostlar” ifadesi karşısında insanın “He lan, hakkat” refleksiyle hak verme isteği “Lan bu kadar da klişe bir yazı girişi olmaz ki” türü serzenişlerde bulunma isteğinin önüne geçiyor.

Hayatta bizim sandığımızın aksine hiçbir şeyin hiçbir garantisinin olmadığının birkaç kez farkına varmış biri olarak, 2016 yılından şöyle beklentilerim var, böyle beklentilerim var diyerek havanda su dövmeyeceğim. Allah hepimiz için her şeyin hayırlısını versin demek kafi bence.

Nereden esti bilmiyorum, yeni bir yıla girerken ve ben 32. yaşımın arefesindeyken (oha lan, şimdi fark ettim de bu blogu açtığımda 25 yaşındaydım) aklıma Susam Sokağı geldi. Çocukluğumu hatırladım. Yüzümde tebessüm oluşturması umuduyla Yutup’un tozlu sayfaları arasında bulduğum giriş jeneriği sandığımın aksine hüzünlenmeme neden oldu. Hatta daha samimi olmam gerekirse baya gözlerim doldu. Aşırı duygusal şey oldum diye düşünüyordum ki videonun altındaki yorumları okuyunca, ortak çocukluk anılarına sahip olduğumuz kimselerin benzer ruh hallerine büründüklerini ifade ettiklerini gördüm.

Hayat o siyah önlüklü çocuk deli gibi koştururken, Minik Kuş gelene geçene saçma sapan sorular sorarken, fıçıda yaşayan Kırpık olur olmaz sinirlenirken daha mı güzeldi ne? Yoksa hakkatten biz büyüdük ve kirlendi mi dünya?

Sanırım “Sev dünyayı, açılır her kapı” diyerek hepimizi kandırdılar, burukluğumuz biraz da bu yüzden. Biz dünyayı sevdikçe, dostluk, iyilik, güzellik peşinde koştukça, ellerini ovuşturarak bu halimizi sömürmeyi bekleyen kimselerin köleleri haline geldik. Her sınavdan kötü not aldığımızda, her kredi kartı ekstresine baktığımızda, her benzinliğe girdiğimizde, işsiz kaldığımızda, ev, araba taksidini denkleştiremediğimizde içimizdeki küçük çocuk “Hani lan sevince açılıyordu her kapı?” diyerek isyan etti ve fakat biz ona kulak asmayacak kadar Susam Sokağı’nın öğretilerini uygulamakla meşguldük. Yumuşak başlı, iyi huylu, uyumlu olmaya çabalıyorduk.

Çocukluğumuza sadece çok güzel anılar barındırdığı için mi bu kadar özlem duyuyoruz? Bence hayatlarımızın; alttan alttan haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz mücadeleler vermek zorunda kalmadığımız, hasta ruhlu insanların kurdukları düzenlerin omuzlarımıza bindirdiği devasa yüklerin altında ezilmediğimiz yegane döneminin çocukluğumuz olmasının bu özlemle doğrudan alakası var.

Bür gün dünyanın, insanlara çocukluklarını özletmeyecek kadar güzel bir yer olması temennisiyle, iyi seneler.

Bonus: “Arada Kaldım

Facebook Yorumları

2 Yorum

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir