
Sene bilmem kaç, memleket darbeden yeni çıkmış, tüp kuyrukları var, ekmek felan hep karneyle dağıtılıyor… Derken teyzeoÄŸlu ve bir iki arkadaÅŸla birlikte bir haftasonu etkinliÄŸi kapsamında Bakırköy Galleria’nın yolunu tuttuk. Konumuz malum; sinemaya girilecek, çıkışta bir kaç maÄŸaza gezilecek ve zaman kalırsa cafelerden birine oturulup kahve & tütün tüketilecek (o zamanlar bilmem kaç sayılı kanun yüzünden insanlara “burda zuÄŸara üçemessüüün” türü baskılar yapılmıyor tabi).
Sinema ve alışveriÅŸ yapmadan maÄŸazaları gezme kısımlarını geçtikten sonra kendimizi cafenin birine attık. Çaylar kahveler söylendi, muhabbet hoÅŸ sohbet derken gözüme bir afeti alem takıldı. O an sanki birileri kafatasımın içine bir kepçe daldırdı da “beyin” kabul edilebilecek organ ve organımsıların hepsini söküp çıkardı. Galleria’nın göbeÄŸinde, posamla (beyinden arındırılmış vücut) öylece kalakalmıştım. O dakika maÄŸazaları dolaÅŸan herhangi birini çevirip “ÅŸu çocuk hakkında ne söyleyebilirsiniz?” diye sorsanız, hiç düşünmeden “bence cezai ehliyeti yok” felan derlerdi. Sonraları teyzeoÄŸlundan öğrendiÄŸime göre “o da bana karşı boÅŸ deÄŸil” türü abuk cümleler kurmaya çalışıyor, ancak konuÅŸma yetim beyin sapımla beraber alındığından baÅŸarılı olamıyormuÅŸum.
O gün Galleria’daki tablo şöyleydi: O sıralar yeni çıkan bir gıda maddesi (ÅŸu kupada satılan mısırlar veya bardaÄŸa doldurulan sıvı çikolatalar olabilir, tam hatırlamıyorum) Cennetten kovulan bir melek tarafından tanıtılıyor -ki o meleÄŸin cennetten kovulmak için ne tür bir günah iÅŸlediÄŸi ayrı bir merak konusu- ve o melek her ne hikmetse onca insan arasından liseyi yeni bitirmiÅŸ, ÅŸarkı türkü iÅŸleriyle uÄŸraÅŸan Caner ile bakışıp adrese teslim gülücükler gönderiyor. Yazinin devamini okuyun »