Belki de Türk reklamcılık tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı absürd reklam kampanyası budur. Murat Serezli’yi, doğal oyunculuğunu ve muhteviyattaki ince esprileri o kadar sevmiş, o kadar beğenmiştik ki kendi aramızda bu reklamdan bahsederken “hani Profilo’nun şu reklamları var ya” yerine “hani Murat Serezli’nin şu reklamları var ya” der olmuştuk. Yani reklam tam anlamıyla markanın önüne geçmişti.
- Her gün üç dört bardak buzlu çay içiyorum. Buz gibi…
- Lüzum yok! Bakın Profilo’da ne kadar güzel çay makineleri var. Alın bir tane “düzgün” çay için. Sıcak sıcak. Oh, mis…

Bugün işten eve dönerken tıklım tıkış otobüste (ki İzmit’te midibüslere otobüs demek gibi yaygın bir alışkanlık var, birileri zamanında bunları çok fena keklemiş ama şimdilik uyandırmıyorum) en arka koltuktayken yanıma golf kulübünden fırlamış gibi görünen iki adam oturdu. Nayk çantalar, adidas ayakkabılar, ütülü sayılabilecek eşofmanlar, bilmem ne marka güneş gözlükleri derken dışardan bakıp “zengin adamlar spordan dönüyor” diyebilelim diye hiçbir masraftan kaçınmamış, konseptle ilgili her markanın en pahalı ürününü tedarik etmişlerdi.
Gelgelelim onlar da benim gibi fakirlerle birlikte Bekirdere Üçyol’a giden otobüsdeydiler ve onlar da sol taraftaki sucuk kokulu amcaya tahammül etmek zorundaydılar, yol boyu bu düşünceye tutunarak içime su serptim.
Biri bu sene de Fransa’ya gidecekmiş, Ramazan’a kadar orda takılmayı düşünüyormuş. Öbürü de zaten bir kaç haftada bir gidip geliyormuş, iyi hoş memleketmiş ama uzun kalmaya gelmezmiş, hani şu bi tane Le’otel varmış ya detoks metoks yapılan, orayı özellikle önerirmiş.
Lan heriflerin muhabbetine öyle bir sinir oldum ki anlatamam, “Artizliğiniz kime p*zevenkler? Gidin zengin muhabbetinizi rotari kulübünüzde yapın!” deyip elimdeki çantayı kafalarına geçirmemek için kendimi zor tuttum. Yazinin devamini okuyun »
Ciddi söylüyorum, siz onları “ders çalışsın, ödevini yapsın” hayaliyle bilgisayar başına oturtup sorumluluğu üzerinizden atmış olmanın sevincini yaşarken onlar milyarlarca kontrolsüz verinin bombardımanında karakterlerini şekillendirmeye başlıyorlar.

Espri sahibi: Sevgili kardeşim Mert

Azman herif. Hayır bir insan kendine bunu neden yapar onu da anlayabilmiş değilim.

Hopen Place House isimli bu saray yavrusunu -üzerinize afiyet- Whipple Russell adında bir hayvan yapmış. Kaliforniya’nın en güzel tepelerinden birine kondurup “şehrin gürültüsünden, kaostan uzaklaşıp huzur bulabileceğiniz bir mekan” diye de tanımlamış. Yani “Olum madem paranız var gelin pis fakirler metrobüslerde birbirlerini yiyedursunlar, kafa rahatlığını, huzuru satın alın” demek istemiş. Onun ben zeminden ışıklı çizim masasına kedi kakası koyayım.
Bir kere evin kendine ait bir ismi var lan. Allah aşkına hangi birimizin evinin ismi var? Benimkine bakıyorum olsa olsa Abdulbaki olur, onu da bizim ev sahibi Ömer Amca harcını falan kendi kararak yapmış, hiçbir dekorasyon dergisine malzeme olmaz yani.
Teyzeoğlumun demo hayatlar süren biz fakirler için güzel bir benzetmesi var, “Bizler kavanozun içindeki hamam böcekleriyiz, kavanozdan yukarı tırmanmaya çalışarak ömrümüzü tüketirken esas hayatı o kavanozun dışındakiler yaşar” der. Aslında böyle yazınca essahtan hepsini tek bir seferde gayet karizmatik bir edayla uzaklara bakarken söylüyormuş gibi oldu ama öyle değil, ben anafikri alıp düzgün bir cümle haline getirdim.
Bu arada başlıkta fazla iddialı olmadım değil mi? Hani okurlar arasında bu eve sahip olabilecek güçte birileri varsa söylediklerimin hiçbiri onlar için geçerli değil bilsinler. Şeyse hani şu bizim Hamilton Pool sponsorluğu olayını konuşabiliriz. Karşılık olarak ben de link veririm. Böyle adamın kendisine link veririm. Yazinin devamini okuyun »

Ya arkadaş gözünü sevdiğimin dünyasında ne güzellikler varmış da haberimiz yokmuş. Aslında hep oradalarmış da (“oradaymışlar” mı demeliydim yoksa? Oradamış (Bergamaca), Oradamışsım (Konyaca), Tey hana (Vanca). Evet sevgili okurlar geldik bir Yurdumuz Şivemiz programının daha sonuna…) benim mi yeni dikkatimi çekmeye başladılar bilmiyorum.
Biz burda Marmara’da fabrika bacalarının sabah akşam itinayla beslediği kirli havayı soluyalım, adamlar Texas’larda Hamilton Pool’larda mis gibi doğanın tadını çıkarsın, sağlık dolsunlar. Hak mı şimdi bu?
Beni bu mekana çok değil 1 haftalığına gönderecek bir sponsor arıyorum, kendilerinin ömür billah duacısı olurum. E oraya kadar göndermişken cebime de biraz para koyarlar herhalde. Bir de 4×4 istiyorum… Hamak, kilim bir de semaver… Olta da istiyorum. Yazinin devamini okuyun »