Veindir.comGoogle Chrome, Bearshare, Ares gibi daha bir çok popüler programı ve ayrıca oyunu tek bir merkezden indirebileceğiniz, indirmeyi düşündüğünüz programların kendi alanlarındaki alternatiflerine kolaylıkla ulaşabileceğiniz bir program indirme sitesi.
İster masaüstü ister mobil işletim sistemi kullanıyor olun, site sayesinde ihtiyaç duyduğunuz tüm programlar hakkında detaylı açıklamalara, değerlendirmelere ve kullanıcı yorumlarına ulaşabilir, beğendiğiniz veya hoşnut kalmadığınız programlar hakkında düşüncelerinizi diğer kullanıcılarla paylaşabilirsiniz.
Belki de Türk reklamcılık tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı absürd reklam kampanyası budur. Murat Serezli’yi, doğal oyunculuğunu ve muhteviyattaki ince esprileri o kadar sevmiş, o kadar beğenmiştik ki kendi aramızda bu reklamdan bahsederken “hani Profilo’nun şu reklamları var ya” yerine “hani Murat Serezli’nin şu reklamları var ya” der olmuştuk. Yani reklam tam anlamıyla markanın önüne geçmişti.
- Her gün üç dört bardak buzlu çay içiyorum. Buz gibi…
- Lüzum yok! Bakın Profilo’da ne kadar güzel çay makineleri var. Alın bir tane “düzgün” çay için. Sıcak sıcak. Oh, mis…
2012 yılında kendi otomobilini üretmekten aciz memleketimin teey geçen yüzyılın başlarında uçak fabrikasına sahip olduğunu, birfiil uçak ürettiğini ve hatta ürettiği uçakları yurt dışına satmaya başladığını bilmeyenler var. Canları sağolsun. Onların feysbukta daha fazla vakit geçirip; beyin, ahlak, hoşgörü, merak, inanç, saygı, milli duygular gibi tüm kavramlardan arınmak ve bu vesileyle hiçbir şeyi dert etmeyen nesiller yetiştirmek gibi bir misyonları var. Bin yıllardır gördük ki her şeyi merak edip sorgulayan basiretli insanlarla bu devran dönmüyor, belki dünya barışı denen ütopya onların yetiştirecekleri çocuklar sayesinde gerçek olur.
Tüm bu laf sokmaların konuyla ne alakası var diye soracak olursanız hemen izah edeyim efenim: Memlekette henüz adam akıllı bir ekonomi bile yokken ileri görüşlü bazı insanlar çıkmış ve “İstikbal Göklerdedir” sözünü de arkalarına alarak uçak üretmeye başlamışlar. Bunu devlet kademesinde resmi kisveyle yapanlar olduğu gibi farklı zamanlarda tamamen şahsi kaynaklarını kullanarak yapmaya çalışanlar da olmuş. Şöyle düşünün, günümüzde Başbakan memleketin girişimcilerine “Otomobil üretin, biz de destek olalım” deyince, hemen hepimizin evlerine gerek beyaz eşya gerekse başka teknolojik cihazlarla girmeyi başarmış olan, bir günlük televizyon reklamı harcamaları sokaktaki girişimcinin bütün sermayesinden daha büyük olan firmalar “Hadi canım kolay bir iş mi o?” diyorlar. Adamlar ise daha Cumhuriyetin ilk yıllarında uçak fabrikası kurmuşlar, hem de birden fazla.
Zamanla birileri bu durumdan rahatsız olmaya başlamış zaar, gavuru olsun ecnebisi olsun resmi ve gayri resmi ziyaretlerle bu uçak fabrikalarını incelemişler. Evlerine döndükten sonra da “Ya hacılar siz bu uçak işleriyle falan çok uğraşmayın, zaten adam gibi bir sanayi altyapınız yok elinize yüzünüze bulaştırırsınız. Gelin siz bu işten vazgeçin biz de size kendi kullanmadığımız külüstür uçakları verelim” demişler.
ABD’nin 50′li yıllarda Türkiye’yi anlatmak için hazırladığı bir video. Kimileri için modernlik ve çağdaşlık adına Türkiye’yi özellikle ABD’nin ağzından bu şekilde duymak gurur verici, bana göre ise yüzyıllarca dünyaya kök söktürmüş bir medeniyetin torunlarından “yeni yeni emeklemeye başlayan küçük çocuk” edasıyla küçümseyerek bahsettiği için rahatsız edici. Konuyu dağıtmayalım, videoyu özellikle 3:10′dan itibaren daha dikkatli izlemenizi rica ediyorum.
Şu anda düşününce akıl dışı gibi görünen bu teklif o dönem bizim baştakilere pek mantıklı gelmiş olacak ki tereddütsüz kabul etmişler. Aralarından “S*ktir et zaten uçak üretip ne yapacaz uzaya mı çıkacaz sanki” diyenler olmuş mudur bilmiyorum ama (tarihimizde “asmayalım da besleyelim mi?” diyenler olduğuna göre bu da pek tabi olabilir) şu veya bu şekilde bütün fabrikaları kapatıp, bütün şahsi girişimlerin de önüne taş koymak için beş dakika beklememişler. İşlerini bitirdikten sonra teklifin sahibi dış mihraklarla kol kola girip memleketi teknolojik açıdan en az 60 yıl geride bırakmanın tarifsiz sevinciyle halaya durmuşlar mıdır bilmiyorum. Yazinin devamini okuyun »
Hopen Place House isimli bu saray yavrusunu -üzerinize afiyet- Whipple Russell adında bir hayvan yapmış. Kaliforniya’nın en güzel tepelerinden birine kondurup “şehrin gürültüsünden, kaostan uzaklaşıp huzur bulabileceğiniz bir mekan” diye de tanımlamış. Yani “Olum madem paranız var gelin pis fakirler metrobüslerde birbirlerini yiyedursunlar, kafa rahatlığını, huzuru satın alın” demek istemiş. Onun ben zeminden ışıklı çizim masasına kedi kakası koyayım.
Bir kere evin kendine ait bir ismi var lan. Allah aşkına hangi birimizin evinin ismi var? Benimkine bakıyorum olsa olsa Abdulbaki olur, onu da bizim ev sahibi Ömer Amca harcını falan kendi kararak yapmış, hiçbir dekorasyon dergisine malzeme olmaz yani.
Teyzeoğlumun demo hayatlar süren biz fakirler için güzel bir benzetmesi var, “Bizler kavanozun içindeki hamam böcekleriyiz, kavanozdan yukarı tırmanmaya çalışarak ömrümüzü tüketirken esas hayatı o kavanozun dışındakiler yaşar” der. Aslında böyle yazınca essahtan hepsini tek bir seferde gayet karizmatik bir edayla uzaklara bakarken söylüyormuş gibi oldu ama öyle değil, ben anafikri alıp düzgün bir cümle haline getirdim.
Bu arada başlıkta fazla iddialı olmadım değil mi? Hani okurlar arasında bu eve sahip olabilecek güçte birileri varsa söylediklerimin hiçbiri onlar için geçerli değil bilsinler. Şeyse hani şu bizim Hamilton Pool sponsorluğu olayını konuşabiliriz. Karşılık olarak ben de link veririm. Böyle adamın kendisine link veririm. Yazinin devamini okuyun »
Bu heyvan bir kediymiş, yani bizim sokaklarda dolaşanlarla aynı cinsten. Kendisi İngilterede bir hastanede yaşıyormuş ve ebeveynleri de tamamen normal hayvanlarmış. Evine alıp beslemek isteyen olursa hastanenin numarasını verebilirim, ya da vermem ne bileyim. Yazinin devamini okuyun »
Hayvanların lüks zevkleri tatmin etmek için vahşice katledilmelerine, mezbahalarda işkence yapılarak öldürülmelerine ve eğlence sektörüne malzeme haline getirilmelerine karşıyım. Bu bağlamda Kürke Hayır platformunu sonuna kadar destekliyorum, siz de destekleyin.
Tarayıcı savaşlarının hiç olmadığı kadar kızıştığı bir dönemde yaşıyoruz ve internet kullanıcılarının bir çoğunun aklında aynı soru var: Hangi tarayıcıyı tercih etmeliyim?
Uzun yıllar Internet Explorer’ın kölesi olmuş ve hatasını geç farketmiş bir kullanıcı olarak bugün bilgisayarımda Safari’den Maxthon’a kadar bilinen bütün tarayıcıları bulunduruyorum. Bunda tasarımlarımı farklı tarayıcılarda test etme ihtiyacımın da etkisi var tabi. Fakat hem işimi yapmama olanak sağlayan hem de kullanım alışkanlıklarımı değiştirmemi beklemeden gündelik hizmetime amade olan tek bir tarayıcım var: Mozilla Firefox
Firefox ve kankası Firebug olmadan benim için her şeyin biraz eksik olduğunu söyleyebilirim. Bunlara son zamanlarda bir de 3 boyutlu görünüm özelliği eklendi ve bu üçlü artık tam anlamıyla vazgeçilmezlerim arasında yer alıyor.
İster acemi olun ister ileri düzey bir internet kullanıcısı, siz de yolunuza kaprissiz, kişisel bilgilerinizi toplamakla ilgilenmeyen, tek amacı size daha gelişmiş bir web deneyimi sağlamak olan bir tarayıcıyla devam etmek istiyorsanız Firefox’a terfi etmeyi düşünebilirsiniz. Yazinin devamini okuyun »
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı web sitesinde bazı gıda üreticilerinden aldığı çeşitli ürün numunelerini (salam, sucuk, peynir vb.) analiz ederek ortaya çıkan şok edici sonuçları kamuoyuyla paylaşmış. Buna göre her gün market raflarında rastladığımız, güvenilirliğinden en ufak bir şüphe duymadan satın alıp çoluğumuza çocuğumuza yedirdiğimiz gıdaların içlerinden şunlar çıkmış:
Apikoğlu Kangal Sucuk “%100 Dana Eti”: Kanatlı eti (Tavuk, hindi, martı vb.) Etsan Gıda Sanayi A.Ş. İstanbul
Adamlar Belçika’da küçük bir kasabanın meydanına üzerinde “Push to add drama” yazan bir buton koymuşlar ve birilerinin gelip bu butona basmasını beklemişler. Daha sonra neler olduğunu mutlaka izlemenizi tavsiye ederim, yeminle söylüyorum çok hoşuma gitti.
Bizim memlekette kimse böyle muziplikler yapmaz tabi.
Arkadaş bu ne güzel bir hayvandır böyle ya, bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibi mübarek. Latince ismi “Glaucus Atlanticus” imiş, bir çeşit deniz salyangozuymuş, yer yer deniz ejderi (sea dragon) diye çağrıldığı da oluyormuş. Mevlam bunu gördüğü her canlıyı yiyen şerefsiz Çinlilerden saklamış olacak ki çok şükür türünün canlı örneklerini görebiliyoruz.
Konuyu bana Umut paslamış, mevzumuz izlediğim diziler üzerine. Aslında ben de herkes gibi çayımı kahvemi alıp televizyon başında vakit öldürmekten devamı»
İnsanlığı açacak arama derdinden kurtaracak harika bir icat bu. Hatta gazoz kapakları en başta böyle olmalıydı. Arama Terimleri: facebook kapak devamı»
“Toplum eğitilmelidir” diyen top sakallı çerçevesiz gözlüklü entel zihniyetten her daim tiksinmişimdir. Her ot bok olaydan sonra toplumun eğitimsizliği cahilliği devamı»