10,119 yorum yapıldı
RSS Aboneliği
Friendfeed
Youtube
E-posta

Bilim

Dünyanın en çirkin kedisi

Yazar: | 29 Nisan 2012 Pazar 21:17
Kategori: Bilim, Yaşam


Bu heyvan bir kediymiş, yani bizim sokaklarda dolaşanlarla aynı cinsten. Kendisi İngilterede bir hastanede yaşıyormuş ve ebeveynleri de tamamen normal hayvanlarmış. Evine alıp beslemek isteyen olursa hastanenin numarasını verebilirim, ya da vermem ne bileyim. Yazinin devamini okuyun »

Siz hiç gerçek Pokemon gördünüz mü? (Glaucus Atlanticus)

Yazar: | 11 Nisan 2012 Çarşamba 2:08
Kategori: Bilim, Yaşam


Arkadaş bu ne güzel bir hayvandır böyle ya, bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibi mübarek. Latince ismi “Glaucus Atlanticus” imiş, bir çeşit deniz salyangozuymuş, yer yer deniz ejderi (sea dragon) diye çağrıldığı da oluyormuş. Mevlam bunu gördüğü her canlıyı yiyen şerefsiz Çinlilerden saklamış olacak ki çok şükür türünün canlı örneklerini görebiliyoruz.

Nerden buluruz ki bunlardan?

Detaylı bilgi için: http://tr.wikipedia.org/wiki/Glaucus_atlanticus Yazinin devamini okuyun »

Geleceğin kişisel helikopter tasarımı: Zero

Yazar: | 22 Ocak 2012 Pazar 11:02
Kategori: Bilim, Teknoloji


İşte yıllardır beklediğim alet bu. Piyasaya çıkar çıkmaz ilk satın alanlardan biri ben olacağım. İnsanlar otomobil kredisine girerler, ben Zero-kopter kredisi çekeceğim.

Kapınızın önünde bundan bir tane olduğunu düşünsenize, herkes arabasına binerken siz uzaktan kumandasıyla “cuvvk cuvvk” diye öttürüp gökyüzüne doğru basıp gideceksiniz, trafik derdi yok bir şey yok. Benim gibi ruh hastası insanlarla aynı hissiyatlara sahip olduğu için Hector del Amo isimli tasarımcıyı kutluyorum. Yazinin devamini okuyun »

Yıllardır böcek yiyip içiyormuşuz

Yazar: | 19 Eylül 2011 Pazartesi 15:22
Kategori: Bilim, Yaşam


Geçenlerde Sabah gazetesinde Coca Cola’nın içerisinde Cochineal isimli bir böcekten elde edilen bazı renklendiricilerin kullanıldığını okumuştum. Daha sonra öğrendim ki Karmina isimli bu madde; reçellerden meyve pürelerine, sosislerden kozmetik ürünlerine kadar onlarca farklı üründe doğal renklendirici olarak kullanılıyormuş. Hatta sadece Türkiye gıda sektörü bu maddeden yılda 50 ton civarında ithal ediyormuş. Fakat tükettiğiniz ürünlerin jelatinlerinde “karmina” ibaresini aramayın çünkü firmalar bu maddeyi tanımlamak için E120 kod adını kullanmayı tercih ediyorlar.

Konuyla ilgili bilgi almak üzere Sabah gazetesinin haberinde yer alan ithalatçı firma Ünak Gıda‘yı aradım (0232 469 6001 (pbx)), beni İstanbul şubelerinden Gökşin Bey’e (0212 407 0102) yönlendirdiler fakat kendisi dışarıda olduğu için malesef görüşme şansı bulamadım. Telefona bakan hanımefendi ise firma ismi zikrederek sorduğum sorulara yanıt verme yetkisinin olmadığını söyledi fakat “Bu maddeyi verdiğiniz firmalar arasında bildiğimiz, güvendiğimiz gıda firmaları bulunuyor mu? Bu firmalar ürünlerinde karmina maddesini kullanıyorlar mı?” soruma gayet nazik bir şekilde “evet” dedi.

Coca Cola daha önce gönderdiğim hiç bir mesaja dönüş yapmadığı için kendilerine bu konuyla ilgili yeni bir soru sorma ihtiyacı hissetmedim, aslında verecekleri cevap da zerre umrumda olmayacaktı çünkü zaten bir süredir bu firmaya kesinlikle güvenmiyor ve ürünlerini tüketmemeye özen gösteriyorum. Onun yerine müşterilerine ve onların fikirlerine çok daha fazla önem gösterdiğine inandığım Ülker’i tercih ediyorum. İşte Ülker’in, Cola Turka’nın içerisinde karmina maddesi bulunup bulunmadığına dair sorduğum soruya verdiği yanıt: Yazinin devamini okuyun »

17 Ağustos 1999 depremi Amerika’nın marifeti mi? (HAARP)

Yazar: | 17 Eylül 2011 Cumartesi 14:03


Bilenler bilir Amerika’nın Alaska’da faaliyet gösteren HAARP isimli bir araştırma projesi var. Bir çokları bu projenin askeri amaçlara hizmet ettiğini ve çeşitli doğa olaylarını (depremler gibi) kontrol etmek üzere hayata geçirildiğini iddia ediyor, fakat Amerika pek tabi bunu kabul etmiyor ve projenin neden “askeri” koruma altında icraat gösterdiği sorusuna yanıt vermiyor.

HAARP projesinin marifetlerini (veya onun marifeti olduğu iddia edilen olayları) Google’ın görsel arama bölümünden inceleyebilirsiniz.

İşin beni kıllandıran kısmına gelince, HAARP’ın resmi sitesinde her gün o güne ait benim ne olduğunu anlayamadığım bazı hareketliliklerin grafik raporları yayınlanıyor (belki iyonosfer hareketliliğinin, bilemiyorum).

Bu raporların bulunduğu sayfada bir de tarih girme kısmı var, yani dilediğiniz herhangi bir tarihi girerek o tarihe ait grafik raporuna ulaşabiliyorsunuz. Evet, tam olarak aklınızdan geçen şeyi yaptım ve bu alana 17 Ağustos 1999 tarihini girdim, karşıma şöyle bir şey çıktı: Yazinin devamini okuyun »

İlk Türk helikopteri “Atak” havalandı

Yazar: | 13 Eylül 2011 Salı 0:26


Haberi az önce teyzeoğlum vesilesiyle duydum ve helikopterin %100 yerli üretim olduğunu düşünüp inanılmaz bir heyecan yaşadım, fakat ufak bir araştırma yapınca Atak, yani T-129 ismiyle anılan helikopterin aslında İtalyan üretimi olan A-129′un geliştirilmiş bir versiyonu olduğunu öğrendim. Bu bilgi heyecanımı birazcık burukluğa dönüştürmüş olsa da, en azından bilgisayar sisteminin Aselsan tarafından geliştirilmiş olması ve Roketsan tarafından üretilen silahlarla donatılacak olmasına sevindim.

Olsun, değişim ve gelişim birdenbire olmaz, memleketçe büyük, zorlu bir kalkınma sürecinden geçiyoruz ve bu gibi mevzularda önemli olan bir yerlerden başlamak. Ben bu ülkenin çok uzak olmayan bir gelecekte tam anlamıyla kendi helikopterini, kendi uçak gemisini ve kendi uydusunu üretecek güce kavuşacağına inanıyorum, yeter ki yılmadan çalışalım.

LEGO ile yapılan 3 boyutlu torna tezgahı

Yazar: | 23 Ağustos 2011 Salı 22:02

Çok Acayip Teknolojik Uçan Bi’şey (ÇATUB)

Yazar: | 13 Haziran 2011 Pazartesi 8:09


Bu zımbırtıya “Çok Acayip Teknolojik Uçan Bi’şey” yani ÇATUB ismini verdim, (Unidentified Flying Object -> UFO hesabı). Evet kabul ediyorum bu tip şeylerde Türkçe isim ve daha kötüsü Türkçe kısaltma kullanınca ortaya pek havalı sonuçlar çıkmıyor.

Neyse esas mevzuya gelecek olursak; bu cihaz nedir diye soracak olursanız; ne bileyim nedir… Adamlar Japonca konuşuyor. Yazinin devamini okuyun »

Bu belgeseli mutlaka izlemelisiniz: Aptallık Çağı (The Age of Stupid)

Yazar: | 3 Haziran 2011 Cuma 6:14
Kategori: Bilim, Sinema, Yaşam


Bu gece şimdiye kadar nasıl olupta gözden kaçırdığıma anlam veremediğim 2009 yapımı bir başyapıtla tanıştım. Amerika’nın her türlü naneyi yedikten sonra dünya kamuoyunun gazını almak için hazırladığı / hazırlattığı günah çıkarma niteliğindeki filmleri artık ayırt edebildiğime inanıyorum ve tüm samimiyetimle bu belgeselin o filmlerden biri olmadığını söyleyebilirim. Bu belgeselin arkasında gerçekten duyarlı ve bilinçli insanlar olduğuna inanıyorum çünkü vizyona girmesinin üzerinden 3 koca sene geçmiş olmasına rağmen benim gibi bir sinema / belgesel tutkununun kulağına gelmemiş olmasının mantıklı başka bir açıklaması olamaz.

Belgesel için “küresel ısınmadan bahsediyor” gibi sığ bir tanımlama yaparak zaten bu tür konulara zar zor kanalize olan ilginizi daha 2. paragrafta yok etmek istemem. Belgesel özetle biz insanların aslında kurbağalardan farklı olmadığımızı söylüyor. Hani kurbağalarla ilgili meşhur bir bilimsel olay vardır; bu hayvanlar biyolojik yapıları nedeniyle geniş zamana yayılan sıcaklık farklılıklarına tepki vermezler. Bu yüzden eğer bir kurbağayı soğuk su dolu bir tencereye koyup ısıtmaya başlayacak olursanız; su kaynayacak, hayvan diri diri pişecek ancak buna rağmen hiç bir tepki göstermeyecektir. İşte Aptallık Çağı‘nı izlerken aklıma gelen hikaye bu oldu. Yazinin devamini okuyun »

Uzaylıların efsanesini anlatan esrarengiz diskler: Dropa Taşları

Yazar: | 15 Mayıs 2011 Pazar 2:44
Kategori: Bilim, Tarih, Yaşam


Dropa Taşlarının alışılmışın dışında, esrarengiz bir uzaylı-dünyalı hikayesi var. Bugüne kadar öyle aman aman popüler olmamalarının nedeni bilimum uzaylıların inme potansiyeli bulunan Amerika yerine Çin’de keşfedilmiş olmaları olabilir.

İddaya göre bu taşlar 1938 yılında Çinli bilim adamı Chi Pu Te tarafından yine Çin’in Baian Kara Ula dağlarında yürütülen bir arkeolojik araştırma esnasında bir mağaranın tabanında tesadüf eseri bulunmuş. 10.000 ila 12.000 yıl yaşında olmalarına rağmen hepsi inanılmaz bir kusursuzluğa sahip ve yıllarca süren araştırmalar neticesinde çözülen şifrelerine göre gemileri Çin’e düşen uzaylıların yerli halka yaşadıkları “sıkıntıları” anlatıyorlar.

Dropa hikayesi 12 bin yıl sonra aynı yerden yeniden başladı fakat bu kez takvimler 1938 yılını gösteriyordu. Olayların cereyan ettiği yer tam olarak Çin ve Tibet sınırlarındaki Baian Kara Ula dağlarıydı. Pekin Üniversitesi arkeoloji profesörlerinden Chi Pu Tei bir grup öğrencisiyle Himalayalar’daki mağaraları inceliyordu, mağara duvarlarında diğer tarih öncesi mağara resimleriyle hiç alakası olmayan çizimler vardı. Bu mağara duvarlarındaki güneş ay ve yıldızların çok gerçekçi çizimleri bulunuyordu. En şaşırtıcı keşif ise Dropa taşlarıydı. İlk bulunan taş öğrencilerden birinin ayağına takılınca ortaya çıkmıştı, taş bir disk şeklindeydi. Disk o kadar simetrikti ki biri tarafından ustalıkla şekillendirilmiş olmalıydı. Yaklaşık 30 santim çapındaki diskin tam ortasında bir delik vardı. 10 ila 12 bin yıllık olduğu tahmin edilen taş Mısır piramitlerinden bile eskiydi.

Araştırma devam ettikçe toplan 716 disk bulundu. Her taşın üstünde hiyeroglifler vardı. Ancak mikroskop yardımıyla seçilen harfler yeryüzündeki hiçbir dile benzemiyordu. Taşlar kazı alanındaki diğer bulgularla birlikte Pekin Üniversitesi’nin arşivine kaldırıldı. Batı dünyası Çinli bilim adamının keşiflerini ciddiye almadı.

1962’de taşların kaderi değişti. Tarih Akademisi’nden Prof.Dr. Tsum Um Nui disklerin üzerindeki yazıyı deşifre etmeyi başardı. Yazılar kafa karıştırıcıydı. Profesörün araştırmasını yayınlaması yasaklandı fakat Nui 1964’te araştırmasını ülkeden kaçırarak bastırmayı başardı.

1964 yılında araştırma sonuçları yayınlandığında tek bir bilim adamı bile Nui’nin araştırmasını ciddiye almamıştı. Anlatılanlar bilinenlerden çok farklıydı. Eğer bu hikaye gerçekse bütün insanlık tarihinin baştan yazılması gerekirdi.

Dropa taşlarının üzerinde yazılanlara göre uzak bir gezegenden gelen bir uzaylı kabilesi mekiklerinin bozulması yüzünden günümüzden 12 bin yıl kadar önce Himalayalar’a iniş yapmak zorunda kalmıştı. Dropa kabilesinden gelen uzaylılar mecburen dağların içinde bulunan mağaralara sığındılar. Barışçıl olmalarına rağmen o sırada komşu mağaralarda yaşayan ilkel bir insan kabilesi olan Hamlar tarafından düşman kabul edilmişlerdi. Ham kabilesi üyeleri Dropalıları esir alıp bazılarını öldürdü. Nui’nin tercümesinden bir pasaj şöyle: “Dropalılar bulutların arasından inen ışıklı bir küre içinden yeryüzüne indiler. Kadınlar çocuklar ve erkekler olmak üzere bütün Dropalılar çevredeki mağaralara sığındılar. İnsanlar en sonunda Dropalıların işaret dilini çözünce niyetlerinin savaş olmadığını anladılar.” …

Yazinin devamini okuyun »