10,119 yorum yapıldı
RSS Aboneliği
Friendfeed
Youtube
E-posta

Cesur Bölge

Bugün tüm dünyaya uçak satıyor olabilirdik

Yazar: | 12 Mayıs 2012 Cumartesi 23:55


2012 yılında kendi otomobilini üretmekten aciz memleketimin teey geçen yüzyılın başlarında uçak fabrikasına sahip olduğunu, birfiil uçak ürettiğini ve hatta ürettiği uçakları yurt dışına satmaya başladığını bilmeyenler var. Canları sağolsun. Onların feysbukta daha fazla vakit geçirip; beyin, ahlak, hoşgörü, merak, inanç, saygı, milli duygular gibi tüm kavramlardan arınmak ve bu vesileyle hiçbir şeyi dert etmeyen nesiller yetiştirmek gibi bir misyonları var. Bin yıllardır gördük ki her şeyi merak edip sorgulayan basiretli insanlarla bu devran dönmüyor, belki dünya barışı denen ütopya onların yetiştirecekleri çocuklar sayesinde gerçek olur.

Tüm bu laf sokmaların konuyla ne alakası var diye soracak olursanız hemen izah edeyim efenim: Memlekette henüz adam akıllı bir ekonomi bile yokken ileri görüşlü bazı insanlar çıkmış ve “İstikbal Göklerdedir” sözünü de arkalarına alarak uçak üretmeye başlamışlar. Bunu devlet kademesinde resmi kisveyle yapanlar olduğu gibi farklı zamanlarda tamamen şahsi kaynaklarını kullanarak yapmaya çalışanlar da olmuş. Şöyle düşünün, günümüzde Başbakan memleketin girişimcilerine “Otomobil üretin, biz de destek olalım” deyince, hemen hepimizin evlerine gerek beyaz eşya gerekse başka teknolojik cihazlarla girmeyi başarmış olan, bir günlük televizyon reklamı harcamaları sokaktaki girişimcinin bütün sermayesinden daha büyük olan firmalar “Hadi canım kolay bir iş mi o?” diyorlar. Adamlar ise daha Cumhuriyetin ilk yıllarında uçak fabrikası kurmuşlar, hem de birden fazla.

Zamanla birileri bu durumdan rahatsız olmaya başlamış zaar, gavuru olsun ecnebisi olsun resmi ve gayri resmi ziyaretlerle bu uçak fabrikalarını incelemişler. Evlerine döndükten sonra da “Ya hacılar siz bu uçak işleriyle falan çok uğraşmayın, zaten adam gibi bir sanayi altyapınız yok elinize yüzünüze bulaştırırsınız. Gelin siz bu işten vazgeçin biz de size kendi kullanmadığımız külüstür uçakları verelim” demişler.


ABD’nin 50′li yıllarda Türkiye’yi anlatmak için hazırladığı bir video. Kimileri için modernlik ve çağdaşlık adına Türkiye’yi özellikle ABD’nin ağzından bu şekilde duymak gurur verici, bana göre ise yüzyıllarca dünyaya kök söktürmüş bir medeniyetin torunlarından “yeni yeni emeklemeye başlayan küçük çocuk” edasıyla küçümseyerek bahsettiği için rahatsız edici. Konuyu dağıtmayalım, videoyu özellikle 3:10′dan itibaren daha dikkatli izlemenizi rica ediyorum.

Şu anda düşününce akıl dışı gibi görünen bu teklif o dönem bizim baştakilere pek mantıklı gelmiş olacak ki tereddütsüz kabul etmişler. Aralarından “S*ktir et zaten uçak üretip ne yapacaz uzaya mı çıkacaz sanki” diyenler olmuş mudur bilmiyorum ama (tarihimizde “asmayalım da besleyelim mi?” diyenler olduğuna göre bu da pek tabi olabilir) şu veya bu şekilde bütün fabrikaları kapatıp, bütün şahsi girişimlerin de önüne taş koymak için beş dakika beklememişler. İşlerini bitirdikten sonra teklifin sahibi dış mihraklarla kol kola girip memleketi teknolojik açıdan en az 60 yıl geride bırakmanın tarifsiz sevinciyle halaya durmuşlar mıdır bilmiyorum. Yazinin devamini okuyun »

İşte gözü kapalı güvendiğimiz sahtekar gıda üreticileri

Yazar: | 14 Nisan 2012 Cumartesi 20:25


Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı web sitesinde bazı gıda üreticilerinden aldığı çeşitli ürün numunelerini (salam, sucuk, peynir vb.) analiz ederek ortaya çıkan şok edici sonuçları kamuoyuyla paylaşmış. Buna göre her gün market raflarında rastladığımız, güvenilirliğinden en ufak bir şüphe duymadan satın alıp çoluğumuza çocuğumuza yedirdiğimiz gıdaların içlerinden şunlar çıkmış:

Apikoğlu Kangal Sucuk “%100 Dana Eti”: Kanatlı eti (Tavuk, hindi, martı vb.)
Etsan Gıda Sanayi A.Ş. İstanbul

Uludağ Soyulmuş Sosis: Yabancı doku, iç organ
Karizma Beşler Et Tesisleri İstanbul

Kocaeli Efraim Usta Lokantası Pişmiş Dana Kavurma Tek tırnaklı eti (Eşek eti, at eti)

Güldemce Yağlı Tulum Peyniri: Bitkisel Yağ
Güldemce Gıda İnş. Otomotiv San. Tic. Ltd. Şti. Konya

Yalçıntepe Tam Yağlı Tulum Peyniri: Bitkisel Yağ
Birsen Güven Gıda San. ve Tic. A.Ş. Kayseri

Hasan Dede Yağlı Tulum Peyniri: Bitkisel Yağ ve Nişasta
Akgökseller Gıda ve Süt Mam. Tar. Ürn. Canlı Hay. Oto. Taş. San ve Tic. Ltd. Şti Konya

Bal Teknesi Süzme Çiçek Balı: Sahte
Marmaratürk Bitkisel ve Organik Ürünler Yazinin devamini okuyun »

Van depremi Amerika’nın saldırısıydı. İşte kanıtları (HAARP)

Yazar: | 7 Kasım 2011 Pazartesi 17:38


Van’da gerçekleşen depremleri harita üzerinde inceleyen uzmanlar merkezlerin muazzam şekilde birbirlerine paralel olduklarını ve böyle bir şeyin doğal yollarla gerçekleşmesinin imkansız olduğunu söylüyorlar. Bu videoyu kesinlikle izlemenizi ve eğer hakkında hiçbir fikriniz yoksa Amerika’nın HAARP teknolojisini araştırmanızı tavsiye ediyorum. Ayrıca taşları yerine oturtmak için lütfen 17 Ağustos 1999 depremiyle ilgili tesbitlerime de göz atın.


Sanki memleketin üzerinden barkod tarayıcısıyla geçilmiş gibi. Ayık olun millet, neyle karşı karşıya olduğumuzu bilin.

- Şu sistemin uyumuna bakın!
- Beni şaşırtan sürekli tekrarlanıyor olması.
- Bu doğal değil
- Hayır değil, doğal olan hiçbir tarafı yok
- Bu kasıtlı
- Bu bir ülkeye saldırı!
- Evet bu bir saldırı. Tornadoların, tsunamilerin saldırısına uğruyoruz. Artık bombalar kullanmıyorlar tektonik silahlar kullanıyorlar.

Kurtlar Vadisi Filistin filmindeki işaretler

Yazar: | 7 Ekim 2011 Cuma 15:12


Kurtlar Vadisi Filistin’i izlediniz mi? Üçgen içinde “C” (veya hilal) işaretleri, gözler mözler havada uçuşuyor, daha doğrusu bu simgeler özellikle gösteriliyor. Nedir şimdi bu, üçgen içinde “C” nin bizim bilmediğimiz özel bir anlamı mı var? Veya filmi yapanlar birilerine “sizin üçgen içindeki gözünüzü çıkarır yerine hilal koyarız” gibi bir mesaj mı vermeye çalışmışlar? Aha da ben deliyim, bu da kuyuya attığım taş, buyrunuz. Yazinin devamini okuyun »

İfade özgürlüğü bu mu yani?

Yazar: | 28 Eylül 2011 Çarşamba 20:03


Penguen Dergisi çizeri Bahadır Baruter köşesinde yer verdiği bu karikatür dolayısıyla mahkemeye verilmiş ve 1 yıl hapis istemiyle yargılanacakmış. Konuya düz mantıkla yaklaşan sözlük kafalılar bunun düşünce ve ifade özgürlüğüne vurulan bir darbe olduğundan bahsetmişler.

Bahadır Baruter’in inançlı insanları olabildiğince çirkin, itici ve üçkağıtçı tipler olarak çizdiğini biliyoruz, bu aslında onun kendisi gibi düşünmeyen insanları nasıl gördüğünün bir göstergesi. Bu düşüncedeki birisinin namaz kılan insanların önüne “Allah yok din yalan” metnini gizlemesi ve tepedeki avizeleri kasıtlı olarak prezervatif gibi çizmesi bana göre hiç bir şekilde ifade özgürlüğüyle alakalı olamaz.

Eğer ifade özgürlüğünden bahsediyorsak bu vatandaşın çıkıp açık yüreklilikle “Allah’ın ve dinin var olduğuna inanmıyorum” demesi gerekirdi ve inanın kimse onu bu sözleri yüzünden mahkemeye vermezdi. Ben bu tabloda inançsız bir insanın samimi biçimde kişisel görüşlerini dile getirdiğini görmüyorum, benim gördüğüm inançlara ve inançlı insanlara düşmanlık besleyen birinin kendi düşüncelerini sinsice empoze etmeye çalışması.

Karikatürün mizahi boyutundan bahsetmeye gerek bile duymuyorum zira ne tür bir amaca hizmet ettiği her halinden belli. Bu seviyedeki esprileri artık ilkokul çocukları bile yapmıyor.

Eğer inançsız biriyseniz bu memlekette kimse sizi bu yüzden yargılamaz, yok eğer “benim gibi düşünmeyen gerizekalıdır” gibi bir düşünceden hareketle din düşmanlığı besliyor ve şu veya bu şekilde insanların manevi değerlerine saldırıyorsanız kusura bakmayın ama kıçınızı da yırtsanız bu davranışınızı “ifade özgürlüğü” maskesi altına gizleyemezsiniz. Hintli ineğe tapıyorsa ineğe tapıyordur, bu size yanlış ve hatta akıl dışı gelebilir fakat ona kendi doğrularınızı zorla kabul ettirme hakkı vermez. Yazinin devamini okuyun »

Illuminati Türkiye’ye “Göz” koymuş

Yazar: | 25 Eylül 2011 Pazar 16:36


Milliyet Gazetesi’nin haberine göre siyahi manken Naomi Campbell, güzel memleketimizin topraklarından Sedir Adası’na “çevreci” bir süper villa yaptırmış (veya yaptırıyormuş).

Villa Eski Mısır’da eşitlik, adalet ve sağlık simgesi olan Horus Gözü‘nden ilham alınarak tasarlanmış, pek güzelmiş çok şirinmiş bik bik. Biz de yedik. Ben de bunu anlamıyorum arkadaş, dünyada zirilyarlarca simge olmasına rağmen bu ünlüler niye her nanede illaki Horus Gözü’nü kullanmayı tercih ediyorlar?

Bir de sit alanı değil mi oralar? Nasıl satıyorlar? Yazinin devamini okuyun »

Gerçekten “uyanmaya” hazır mısın? (Illuminati Gerçeği: Bölüm-1)

Yazar: | 12 Eylül 2011 Pazartesi 8:41


Yeni Dünya Düzeni yani New World Order, Illuminati, Siyonizm, Masonluk, Deccal… Son zamanlarda çoğumuz bu gibi tabirlerli sıkça işitmeye başladık. Kısa bir süre önce ben de bu mevzulara “Müzik sektörü şeytana mı hizmet ediyor?” başlıklı yazımla inceden bir giriş yapmıştım, şimdi biraz daha derinlere inmenin zamanının geldiğini düşünüyorum.

Kırmızı hapı seçmeye hazırsanız başlayalım.

Yaşamakta olduğumuz memlekette bazı tesirli akımlar müşade ediliyor. Bunlar, edebiyatımızda, eğlencelerimizde ve sosyal hareketlerimizde göze batan bir bozulmaya sebep oluyorlar. İş hayatı ise alışılagelen eski emniyetini kaybediyor, velhasıl, her sahadaki benimsenmiş ölçülerde düşüş kaydediliyor.”

“İnsanlar etraflarında dönen tesirlerin membaını teşhis etmesini öğrenirlerse bu kafidir. Duçar olduğumuz halin; tabii bir dejenerasyon değil de evvelden hesaplanmış bir tahrip olduğunu Amerikan Halkı anladığı an kurtulmuş demektir.”

Henry Ford – “Beynelmilel Yahudi” kitabından 1 yıl sonra, 1922′de yayınlanan “Hayatım ve Eserim” adlı kitabından

Az buçuk kafası çalışan, düşünen ve araştıran insanlar biliyorlar ki dünya insanlığı, içerisinde; yozlaştırılma, ahlaksızlaştırılma, manevi değerlerden arındırılma gibi daha bir çok amaç barındıran sinsi bir planın hedefinde. Peki soru şu: Kim, hangi amaca hizmetle böyle bir plan kurmuş olabilir? İnsanları yozlaştırmak, onları ahlaki ve manevi değerlerinden uzaklaştırmak kimin işine gelebilir? Popüler düşünce bu soruya Illuminati isimli şeytana taptığı söylenen gizli bir örgüt cevabı veriyor, hem de bugün her on kişiden sekizinin ismini bildiği, filmlere konu olan bir örgütün ne kadar gizli olduğunu hesaba katmadan.

Peki bu gerçek mi?

Yıllarca “cadı bu” diye insanları yakan, cennetten tapu satan kilisenin bu ve benzeri abuk subuk uygulamalarına isyan eden bir grup bilim adamı, 1700′lü yıllarda toplanarak “aydınlanma” anlamına gelen Illuminati isimli gizli bir örgüt kuruyor.

Öncelikli amaçları bilimin ışığında ilerlemek ve o zamana kadar söylenmeyenleri söyleyerek insanları kilisenin akıl dışı uygulamalarına karşı aydınlatmak iken bir süre sonra ne oluyorsa oluyor ve bu vatandaşların şeytana tapan kafirler oldukları söylenmeye başlıyor. Bu söylentilerin mimarı elbette tahrif edilmiş kutsal kitaplarındaki sözleri işlerine geldiği gibi yorumlayan ve bu sözlere karşı çıkan herkese anında “kafir bu, şeytana tapıyor” yaftasını yapıştıran kilise. Galileo gibi bilim adamlarını dünya yuvarlaktır dedikleri için yargılayan, maneviyatla uğraşmayı bırakıp siyaset arenasında kendi katı kurallarıyla sonuna kadar varlık gösteren ve hatta savaş başlatma gücüne sahip olan kilise.

Illuminati Tanrı’nın kilise aracılığıyla yaptırdıklarına kırılıp “madem öyle biz de gider şeytanla anlaşma imzalarız” demiyor, adamlar, her türlü bilimsel aktivitenin önüne dini bahane ederek taş koyan, insanları hurafe manyağı yapan yozlaşmış kiliseye isyan ediyor ve bu kilisenin kendi çıkarlarına göre yorumladığı Tanrı figürünün varlığına inanmayı reddediyor. E peki Tanrı’yı yok sayan bir zihniyetin şeytanın var olduğuna inandığını söylemek nasıl bir mantığın ürünü?

Kilise kendisi için tehdit oluşturan bu “kafir” örgütün şeytana hizmet ettiği düşüncesini öyle bir yerleşik hale getiriyor ki, gelecek bir kaç yüzyılın en popüler kötü amaçlara hizmet eden gizli örgütü, kirli işlerin maşası ve günah keçisi adayı Illuminati oluyor. Belki de adamlar gerçekten zamanla abuk subuk eylemlere girişmişlerdir bilemiyoruz ama sonuç olarak insanlık vuku bulan büyük ve kötü olaylar için suçlayacak nur topu gibi bir gizemli kötü güç sahibi oluyor.

Zaman geçiyor, dünya küçülüyor. İletişim hızlanmaya, eğitimli insanlar çoğalmaya başlıyor, her söylenene inanan insanlar azalıp sorgulayan insanlar artmaya başladıkça dünya daha zor yönetilen bir yer halini almaya başlıyor. Bu durum taleplerin ve haliyle dengelerin değişmesine neden olurken dünya daha önce görmediği büyüklükte savaşlar ve yıkımlarla tanışıyor. Derken tarih sahnesi Hitler isimli dediğim dedik bir diktatöre merhaba diyor. Kim veya kimler tarafından desteklendiği, hangi güçlerce finanse edildiği sorgulanmamış olan bu adamın gözleri saf ırk düşüncesiyle o kadar boyanmış oluyor ki, bu amaca hizmetle zavallı Yahudi’leri katlederken dünya insanlığına aslında ne kadar büyük bir kötülük miras bıraktığını fark etmiyor bile.

Sen benim cenk topuzum ve harp silahımsın, seninle milletleri kıracağım ve seninle ülkeler helak edeceğim … Ve seninle erkeği ve kadını kıracağım, ve seninle kocamış adamı ve genci kıracağım, ve seninle genç adamı ve ere varmamış kadını kıracağım. Ve seninle çobanı ve sürüsünü kıracağım, ve seninle çiftçiyi ve çiftini kıracağım. Ve seninle valileri ve kaymakamları kıracağım

Tevrat, Yeremya Kitabı, Bab: 51 Cümle: 20-23

Yazinin devamini okuyun »

Hayatım boyunca izlediğim en güzel konuşmalardan biri

Yazar: | 4 Eylül 2011 Pazar 22:19


Ohhhhhhh şöyle içimin yağları erisin. Konuş Ahmet Davutoğlu konuş, artık ayakları yere basan bir devlet olduğumuzu işitsin herkes, kimsenin önünde el pençe divan durmayacağımızı, dünyanın yanacağını bilsek ciğerimizi yakanların yüzüne tüküreceğimizi söylerken bunu sadece kendimize gaz vermek için yapmadığımızı anlasınlar.

Bugün Türkiye İsrail büyükelçisini kapı dışarı edip tüm askeri anlaşmaları durdurduğunu söyleyebiliyorsa ben tamamım arkadaş, bu saatten sonra ölsem de gam yemem gayri.

3. Dünya Savaşı çıkacak zemin hazırlanıyor diyor birileri, çıksın anasını satayım. Oyuna geliyoruz aman sessiz kalalım diyor ötekileri, sessiz kalanın geçmişine tüküreyim. Ne lan bu, herifler suçsuz günahsız insanlara zulmettikleri yetmiyormuş gibi bir de uluslararası sularda terör estirecekler, insanları katledecekler, hesap sormaya kalkınca da “biz kendimizi savunuyorduk onlar askerlerimize saldırdılar” diyecekler, yok ebesinin nikahı artık. Bir de mazlum rolü oynayıp akıl dışı açıklamalarla dünya insanlığını aptal yerine koymaya çalışmıyorlar mı yemin ediyorum kan beynime sıçrıyor.

Olsun ama devir değişiyor çok şükür, uzun süredir uyuyan dev nihayet uyanıyor ve anlaşılan o ki dünya arenasında söz sahibi olmaya hiç olmadığı kadar hevesli.

Bu soluduğunun hava olduğunu mu sanıyorsun?” diyordu Morpheus reis, hatırladıkça benim de sebepsiz yere “Bu saldıranın PKK olduğunu mu sanıyorsun?” diyesim geliyor.

Peki sen İsrail, işler hala eskisi gibi mi yürüyor sanıyorsun? Aha bak.

Müzik sektörü şeytana mı hizmet ediyor?

Yazar: | 9 Ağustos 2011 Salı 4:01

Son zamanlarda müzik endüstrisindeki aşırı yozlaşma üzerine çeşitli konuları inceliyorum. Ezelinden beri yerli ve yabancı kliplerde topluma empoze edilmeye çalışılan lüks, şehvet ve para düşkünlüğünü irdeler, insanların bu tür görüntüleri neden yadırgamadıklarını, niçin olduğu gibi kabul ettiklerini merak eder dururum. Yani düşünsenize son derece küfürlü, sert sözler içeren bir rap şarkısının çıplak kızlarla dolu klibini hangi toplumda yaşıyor olursanız olun oturup ailenizle birlikte izleyemezsiniz. Ne var ki bütün ulusal televizyon kanallarında bu tür klipler sıradan hayatın bir parçasıymış gibi yayınlanır.

Yukarıdaki görsele gelince; bildiğiniz üzere Sertap Erener 2003 yılında Every Way That I Can parçasıyla Eurovision birinciliği kazandı, bu görsel de parçanın final sahnesinde sergilenen kareografiye ait. Bu karede dikkatinizi çeken bir şey var mı?

Bu kareografide, Amerikan Dolarının üzerinde de yer alan “her şeyi gören göz” ikonuna benzeyen bir şekil oluşturulmuş. Bu ikonun genellikle Masonlar ve İlluminati isimli, şeytana hizmet ettiği söylenen gizli bir örgüt tarafından haberleşmek ve insanların bilinçaltına çeşitli mesajlar iletmek için kullanıldığı iddia ediliyor (bkz. subliminal mesajlar). Not: Masonluk, siyonizm, satanizm ve İlluminati bugün tamamen birbirine karışmış, akıl karıştırıcı kavramlar ve hepsi bambaşka birer araştırma konusu, biz şimdilik bu yazının var olmasına neden olan İlluminati örgütünden ve onun müzik sektörü üzerindeki etkilerinden bahsedeceğiz.

Rihanna’nın Umbrella isimli parçasının klibinin bir bölümünde ekrana çok kısa bir süre boyunca aşağıdaki görüntü yansıyor:

Bu sahnenin şeytanı tasvir etmek üzere kasıtlı olarak düzenlendiği ve üstbilinç ile algılanamayacak bir süre gösterilerek insanların bilinçaltına mesaj göndermek için kullanıldığı savunuluyor. Lenon Honor isimli vatandaşın bu kare ile ilgili detaylı analizini şu bağlantı aracılığıyla izleyebilirsiniz.

Her şeyi gören göz‘e dönecek olursak; Amerikan müzik endüstrisinin ürünü olan hemen her beş klipten en az bir tanesinde bu temsile açık veya üstü kapalı biçimde yer veriliyor. Bununla İlluminati’nin varlığının veya eylemlerinin tam anlamıyla gerçek olduğu sonucuna varamasak da, buna dayanarak müzik sektöründe biz sıradan insanların algılayamadığı gizli kapaklı bir şeyler döndüğünü sanırım rahatlıkla söyleyebiliriz. Yazinin devamini okuyun »

Teröristleri çoban zannettik…

Yazar: | 21 Haziran 2010 Pazartesi 20:45


Önce Prof. Dr. Önder Aytaç’tan alıntılar:

Bir uçuşta 400 km alanı tarayan bu uçaklara bakan Batman’da görevli Albay, Heron’daki görüntüleri görünce komutanlarına ‘Bunları şimdi vurmayacağız da ne zaman vuarcağız?‘ demiş, kafasını duvara vurmuştur. Hafızaları silinmeyen Heron’ların son iki haftalık hafızasına bakarlarsa, sınırdan giren 150 teröristi görecekler. Bu kayıtlar saldırıların nasıl arttığını, Mehmetçiğin nasıl öldüğünü ortaya koyacak

Kimse bu saldırıları ABD ile ortak bilgi paylaşımına, İsrail’e bağlamasın, bölgede kaosun devamı için çalışan gruplar var. Bu demokratik açılımı önlemeye ve kaos oluşturmaya yönelik, komplodur.

Güvenlik uzmanı, yazar Emre Uslu da TSK yetkililerinin “operasyona eğitimli ekiplerin gönderildiği” şeklindeki sözlerinin doğru olmadığını belirterek “Eğitimsiz çocukları ağaç gibi oraya dikiyorlar. Doğrudan ihmal var. sorumlular hesap ermeli” dedi.

Kaynak

ardından gazeteci Ömer Oğuz’un soruları:

Saldırıya uğrayan Tekeli Taburu’ndan sorumlu Tümgeneral Gürbüz Kaya’nın bölgeye giden Başbakan Erdoğan’a verdiği brifing zaafları ortaya koydu. Geriye bu sorular kaldı:

»Genelkurmay, saldırıların olacağını açıklamasına rağmen 23.30’da görülen PKK grubu nasıl “kaçak” sanıldı?

»O grubun nereye doğru ilerlediği nasıl anlaşılmadı?

»PKK’lıların görüldüğü anla saldırı anı arasında iki buçuk saat geçtiği anlaşılıyor. O iki buçuk saatte olası baskına karşı önlem mahiyetinde neler yapıldı?

»Eğer zamanında önlem alınsaydı bu saldırı gerçekleşir miydi?

»Genelkurmay, PKK’lı grubun 57 kişi olduğunu, saldırıyı ise 23 kişinin gerçekleştirdiğini açıkladı. 23 kişi hem taburu ateş altına alıp hem de ötedeki birliğe nasıl saldırdı?

»500 kişilik tabur nasıl oldu da 23 kişilik PKK saldırı grubunu geriletip ölen askerlerin yardımına gidemedi?


»Neden pusuda beklerken pusuya düşen askerler saatlerce süren çatışma sırasında kurtarılamadı?

»57 kişilik PKK grubu nasıl oldu da sınırda fark edilemeden geçti?

»TSK, sınırda yapılacak ‘sızmalara’ karşı hiç mi önlem almamıştı?


»Bu sızma harekâtı önlenemediğine göre, bundan sonrakiler de önlenemeyecek mi?

» Öldürülen askerler tecrübeli miydi? Hangi eğitimden sonra en tehlikeli bölgede yalnız bırakıldılar?

»Genelkurmay çatışmalardan ne zaman haberdar oldu? Ne emir verdi?

Kaynak

Yazinin devamini okuyun »