
Böyle ince hesaplardan oldum olası tiksinmişimdir, gerçi ben bizzat Twitter’dan ve onun gibi popüler kültüre hizmet eden diğer bilimum oyuncaklardan da tiksiniyorum. Bana göre bunlar iletişim araçları olmaktan çok insanları yok yere zaman öldürmeye teşvik eden, iş gücünü örseleyen, verimliliği düşüren faydasız icatlar. Arada devrim falan yapmak için kitlesel iletişim araçları olarak kullanılıyor olmaları zarardan çok fayda sağladıkları anlamına gelmiyor.
Konumuza gelecek olursak: Twitter’ı, 30 yaşına gelmiş olmasına rağmen ergenlikten çıkamamış bir çok insanın aksine özlü söz paylaşmak için değil, sitemi daha çok insana ulaştırmak için kullanıyorum. Bir nevi reklam platformu gibi yani. Hal vaziyet böyleyken ve bu camiada henüz acemiyken sağdan soldan duyduğum “takip edeni takip ederim, kimlerin sizi takibi bıraktığını öğrenin” türü cümlelere acaip ifrit olurdum. “Ulan altı üstü iki sıçmık söz yazıyorsun, on kişi fazla beş kişi eksik okusa ne olur?” diye düşünürdüm. Lakin zamanla öğrendim ki kazın ayağı öyle değilmiş.
Evet, işin içinde yine ince hesaplar varmış fakat bu seferkiler tam olarak benim bam telime dokunan türdenmiş. Uyanık geçinen bazı denyo bireyler ve kurumsal Twitter hesaplarını yöneten bazı sosyal medya uzmanları (!) hızlı bir şekilde insanları takibe alıp kendilerini de takip etmelerini sağlıyor ve bir süre sonra sırayla hepsini takip etmeyi bırakıyorlarmış. Böylelikle ortaya “Sadece 3 kişiyi takip ediyor olmasına rağmen binlerce kişi tarafından takip edildiğine göre bu firma/birey harbiden çok sağlam olmalı” türü bir imaj çıkıyormuş. (Ne kadar çok “takip” dedim değil mi? Evet, benim de midem bulandı).
Yani bu Hattori Hanzo’lar aslında Facebook sayfalarını daha çok insanın beğenmesi için kıçını yırtan, türlü cambazlıklar yapan dev kurumsal firmalarla aynı amaçlar için çalışıyorlarmış: Marka olmak, marka bilinirliğini arttırmak ve değerini yükseltmek. Yazinin devamini okuyun »