Kategori » Makaleler

Bu adamlardaki kafa da, bizdeki saksı mı? (İnternete şekil veren isimler)

Yazar: Caner | 18 Åžubat 2010 PerÅŸembe 13:54








Bu resimdeki adamlar İnterneti şekillendiren, sanal dünyamıza hayat veren güzide kimselerden bazıları. Peki bu adamlara şu an sahip oldukları konum ve imkanları sağlayan, onları bizlerden farklı kılan şey nedir? Onların yapabildiği fakat bizim bir türlü beceremediğimiz, kitleler halinde peşlerinden sürüklenmemizi sağlayan, yazdıkları programlama dillerini öğrenmek için saatlerce göbek çatlatmamıza sebep olan şey nedir? Para mı? IQ seviyesi mi? Şans veya uzaylıların yardımı mı?

PHP’yi ele alalım mesela; her ne kadar bugün gruplar tarafından geliÅŸtiriliyor olsa da vakti zamanında Rasmus Lerdorf isimli tek bir amcanın oturup “ya bu html tek başına yetmiyor, şöyle kendimce bir dil geliÅŸtireyim de iÅŸim kolaylaÅŸsın” fikri üzerine “Personal Home Page” ismiyle hayat bulmuÅŸ web tabanlı bir yazılım dili. Merak ediyorum da bu amca acaba o gün odasında tıkır tıkır bir bu mevzu üzerine uÄŸraşırken ve eÅŸinin “Rasmuus, kaynımlar geldi yemek yiycez hadi…” çaÄŸrılarına kulak asmazken, gün gelipte dünya çapındaki her 10 siteden en az 7’sinin bu dil kullanılarak tasarlanacağını hayal edebiliyor muydu…

En iyisi biz konunun en başına, 1989 yılına dönelim ve tüm bu mevzulara sebep olan esas oğlan kimmiş, ne yapmışta hal böyleyken böyle olmuş onu inceleyelim

Sir Tim Berners-Lee
Kendileri basitçe “dabılyu dabılyu dabılyu” kavramının mimarı. Yani World Wide Web, yani WWW. Sör Berners-Lee kafası feci biçimde çalışan bir bilgisayar profesörü. Her ne kadar o dönemler bilgiyi pek mattah biçimde sayamayan kompüterler üzerinde çalışmış olsa da HTML dili ile Web kavramını yine bu aletler vesilesiyle geliÅŸtirmiÅŸ ve zaten esas övgüyü de bu sayede hak etmiÅŸtir. Bu giriÅŸimin, bugün ÅŸu meÅŸhur karadelik projesi ile ilgili körcahil edindiÄŸimiz bilgilerin kaynağı olan CERN’de, 1989 yılında baÅŸladığı söylenmektedir. Yazinin devamini okuyun »

Wordpress – Tema kullanımı ile oluÅŸabilecek güvenlik açıkları

Yazar: Caner | 14 Åžubat 2010 Pazar 18:15








Sorumuz şu: Sağdan soldan fütursuzca indirilip kurulan Wordpress temaları site güvenliğini tehdit eder mi? Mesela indirdiğiniz bazı temaların kafalarına göre site bağlantılarına link eklediğine şahit olmuş olabilirsiniz. Peki bir temanın site bağlantılarına link ekleyebiliyor olması büyük bir güvenlik tehdidi olarak algılanabilir mi?

EÄŸer bir tema site baÄŸlantılarına yeni bir link ekleyebiliyorsa, bu veritabanına eriÅŸen çeÅŸitli fonksiyonlar içeriyor olabileceÄŸi anlamına gelir ve eÄŸer durum buysa o temanın kafasına göre yeni bir kullanıcı oluÅŸturup ona yönetici yetkisi verebilmesi de gayet olasıdır, bununla birlikte niyet phishing de olabilir ve tema kendi başına yazılarınızın içine çeÅŸitli reklam metinleri, baÄŸlantılar veya trojanlar yerleÅŸtirebilir ki bu olaydan uzun bir süre haberiniz bile olmayabilir. Kısacası veritabanına eriÅŸebilen fonksiyonlar kullanan bir tema, bir yerde sitenizin altın anahtarına sahip olmuÅŸ olur. Yazinin devamini okuyun »

Çalınan MSN hesabı nasıl geri alınır?

Yazar: Cevdet | 20 Ocak 2010 Çarşamba 19:40








Günümüzde internet kullanıp MSN Messenger hesabına sahip olmayan çok az insan vardır. Bazen iÅŸ için, bazen de eÄŸlence için kullandığımız MSN Messenger’a bu sebepten dolayı pek çok farklı yerde girmek durumda kalıyoruz.

İşte risk burada baÅŸlıyor. Kendi bilgisayarınız dışında yabancı yerlerde ne kadar çok Messenger’ı kullanırsanız, ÅŸifrenizi çaldırma ihtimaliniz o kadar çok yükselir. ÖrneÄŸin kullandığınız yabancı bilgisayarda virüs varsa ya da bir internet kafedeyseniz yanınızda oturan kötü niyetli biri, klavye tuÅŸlarınızı izleyerek rahatça ÅŸifrenizi çalabilir.

Genelde insanlar ÅŸifreleri çalındığında yapılacak bir ÅŸey olmadığını düşünüp, yeni bir kullanıcı hesabı açarlar ve o hesap ile devam ederler. Aslında MSN Messenger ÅŸifrenizi geri almak çok basittir. EÄŸer hafızanız bir kuvvetli ve İngilizce biliyorsanız (çevrenizde bilen biride olabilir) birkaç mail atarak ÅŸifrenizi geri alabilirsiniz. Fakat attığınız mailler mutlaka İngilizce olmalıdır. Sebebi ise Microsoft’un hala Türkçe destek birimi bulunmaması. Yazinin devamini okuyun »

Proxy ile yasaklanan sitelere erişmek ve kullanıcı gizliliği

Yazar: Caner | 9 Ocak 2010 Cumartesi 16:33








Proxy sunucuları (vekil sunucular), internet kullanımınının özellikle ülkemiz için daha zevkli hale gelmesine yardımcı olan güzide kaynaklardır. Bu kavramı kabaca ulaÅŸmak istediÄŸiniz site (internet) ile sizin aranızda köprü vazifesi gören aracı bir oluÅŸum olarak ifade edebiliriz, ayrıca “kazanamıyorsan hile yap!” cümlesi de her proxy sunucusu aracılığıyla yasaklı bir siteye eriÅŸim eylemim esnasında aklıma gelen bir oyun sitesi sloganıdır.

Evet proxy kullanımı bir yerde hile yapmaktır, cahil babanın “benim hakkımda kötü konuÅŸtukları için bir daha okula gitmeyeceksin” diye dövdüğü ufak çocuÄŸun üst kat komÅŸusu öğretmenden gizli gizli ders almasıdır. Sizden tek farkları yine sizin onlara verdiÄŸiniz kontrolsüz güç olan cahil kimseler tarafından kafanıza çekiçle vurularak ne yapıp ne yapamayacağınız söylendiÄŸinde en azından karşılık olarak kürdan batırıp rahatsızlık verebilme hakkınızdır. Proxy “I know kung fu (kung fu biliyorum)” cümlesinin vücut bulmuÅŸ halidir, proxy “ilk aÅŸkım sevgilim liselim benim” dir… Yazinin devamini okuyun »

Wordpress – W3 Total Cache ile sitenizi hızlandırın

Yazar: Caner | 6 Ocak 2010 Çarşamba 12:06








Blogunuz yaÅŸlandıkça ve ziyaretçi kitlesi geniÅŸledikçe ihtiyaçları da aynı oranda artmaya baÅŸlar. Önceleri siz blogunuz için bir ÅŸeyler istiyorken bir de bakarsınız isteyen taraf o olmaya baÅŸlamıştır (ete kemiÄŸe bürünüyo ÅŸerefsizler). BaÅŸlarda siz “şöyle ÅŸekilli bi mp3 player plug-ini kurayım, sosyal medya ikonları ekleyeyim, daha iyi bir ziyaretçi deneyimi için ÅŸunu yapayım” derken bir süre sonra bakarsınız ki blog çıkıp “Fatal error: Out of memory, Internal Server Error” türü ifadelerle “bırak çiçeÄŸi böceÄŸi serverın canı çıktı bi el at” demeye baÅŸlar.

Wordpress her ne kadar piyasadaki en süper blog yazılımı olarak ifade ediliyor olsa da siteniz belirli bir tekil kullanıcı düzeyine eriştiğinde (sunucuyu meşgul eden çok sayıda plug-in içerdiğini varsayıp 1.000+ diyelim) en süper sunucu düşmanı blog yazılımı olmaya başlar. Gerçi durumu sadece Wordpress ile ifade etmemek lazım, bünyesinde bu kadar çok işlev ve veritabanı sorgusu bulunduran her yazılım kullanıcı sayısı arttıkça sunucuyu yormaya başlar.

Sistem kaynakları tüketimi

Siteniz için kullandığınız yazılıma bağlı olarak kullanıcı sayınız, hosting firmanızın size sunduğu özellikler ile idare edebilecek düzeydeyken durum kabaca şöyledir:

Kullanıcılar sitenize baÄŸlanır, sunucu sitenizdeki sorguları her kullanıcı için ayrı ayrı çalıştırıp sonuçları yine her kullanıcı için ayrı ayrı anlık olarak döndürür. Yani kullanıcı bir yazıyı okumak için tıkladığında o yazının baÅŸlığı, tarihi, içeriÄŸi ve kaç kere okunduÄŸu bilgileri depolandığı yer olan veritabanından anlık olarak çekilir. Bu iÅŸlemin kaç kullanıcıya kadar yapılabileceÄŸi hosting firmanızın sizin için ayırdığı hafıza ve iÅŸlemci limitlerine baÄŸlıdır, eÄŸer shared (paylaşımlı) bir hosting sahibiyseniz siteniz sizinki gibi onlarca farklı sitenin bulunduÄŸu bir sunucuda barınıyor demektir ve iÅŸlemci ile hafıza kullanım limitleriniz en iyi ihtimalle toplam iÅŸlemci/hafıza limitlerinin %10- 15′i kadar ayarlanmıştır. Yazinin devamini okuyun »

Google Public DNS Hizmeti ve OpenDNS Güvenilirliği

Yazar: Caner | 16 Aralık 2009 Çarşamba 19:14







google-public-dns
Düzeltme – 02 Åžubat 2010
DNS protokolu alan adlarina karsilik dusen IP adreslerini sorgulayan davasa bir databasedir. Diger butun TCPIP protokolleri IP adresi kullanir. IP adresleri de DNS sunucularindan ogrenilir. DNS diger butun protokollerden farkli ve bagimsiz calisan bir katmandir. Sizin gonderdiginiz ve aldiginiz data DNS sunucusundan gecmez. DNS bir TCP gateway degildir. Bu anlamda guvenlidir. DNS sunucusunun sahibi sadece sizin hangi domainlerle ilgilendiginizi ogrenebilir, o domainlerde ne yaptiginizi bilemez.

Bu bilgilendirme için Ali Kaya‘ya teÅŸekkür ederiz.

Bağlantılar:
Google Public DNS Hizmeti
Google Temel DNS Klavuzu

Google Wave izlenimleri

Yazar: Caner | 4 Aralık 2009 Cuma 15:14







google-wave-screen
Google Wave yukarı Google Wave aÅŸağı, artık her yerde bunu duyuyoruz çoÄŸu teknoloji platformunda da “insanların aÄŸzının suyunu akıtacak süper ötesi kominikasyon ÅŸeysi” diye lanse edilip iyice ÅŸiÅŸiriliyor da ÅŸiÅŸiriliyor, haliyle ben de herkes gibi meraklanıp bir an önce davetiyemin gelmesini bekliyordum, geldi. Platforma ışık hızıyla bir dalış gerçekleÅŸtirip sağını solunu inceledim, tanıtım videolarını izledim ve vardığım sonuç kendi adıma fiyaskodan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi.

Fiyasko diyorum çünkü Google dahil oluÅŸumun propagandasını yapan kanallar mereti gözümüzde o kadar büyüttüler ki sonuç olarak bizler de insan ötesi beklentilere giriÅŸtik, hatta okuduÄŸum bir makalede Google Wave oluÅŸumunun cep telefonu tarzı mobil bir cihaz görünümünde ete kemiÄŸe bürüneceÄŸinden (Android deÄŸil) ve bu cihazın herhangi bir GSM ÅŸebekesine baÄŸlı kalmadan internet kanalıyla hareket ederek ÅŸu an kullandığımız cep telefonlarına göre çok daha ucuza -hatta yer yer beleÅŸe- iletiÅŸtireceÄŸinden bile bahsediliyordu. Yazinin devamini okuyun »

Google Chrome OS nedir? (Chromium OS)

Yazar: Caner | 21 Kasım 2009 Cumartesi 21:39







Google Chrome OS (Chromium OS” ya da ben öyle olduÄŸunu zannediyorum) Google’ın son zamanlarda en çok merak edilen, sorup soruÅŸturulan giriÅŸimlerinden biri oldu.


Peki nedir bu Google Chrome OS?
Google’ın söylediÄŸine göre Chrome OS; “Açık kaynak kodlu, verilerinin büyük bir kısmını (veya hepsini) internet üzerinde barındıran, ÅŸimdiye kadar tasarlanmış en hızlı, en basit ve en güvenli iÅŸletim sistemi” imiÅŸ. Tanıtım filminde anlattıklarından anladığıma göre ise insanlar bilgisayarı artık çoÄŸunlukla internete girmek için kullanıyorlarmış ve masaüstündeki onlarca diÄŸer “ÅŸey” gayet gereksizmiÅŸ, bir çok kullanıcı örneÄŸin “Belgelerim” klasörüne dahi çoÄŸu zaman tıklama ihtiyacı hissetmezmiÅŸ. İşletim sistemlerinin zorunlu gerekliliÄŸi olan onlarca diÄŸer zımbırtı da (bios, donanım bilgilerinin iÅŸlenmesi, güvenlik yazılımları, baÅŸlangıçta yüklenen diÄŸer yazılımlar, güncellemeler vs.) sürekli hantallık dolayısıyla can sıkıcı bir kullanım deneyimi yaÅŸatır ve kullanıcıyı canından bezdirirmiÅŸ.

Google’a göre bu sorunun kökten çözümü aradaki tüm bu gereksiz köprüleri kaldırıp kullanıcıyı hiç bir zahmete katlanmak zorunda kalmadan, olabilecek en sade ÅŸekliyle direkt olarak internete baÄŸlamakmış. Bence Google’ın bu “sadelik” kavramına olan aşırı ötesi takıntısı iyice can sıkıcı bir hal almaya baÅŸladı, tamam bir iÅŸletim sistemi için bu düşünce çok çekici olabilir ama her ÅŸey dozunda güzel arkadaÅŸ, yani düşünsenize adamlar “sade anasayfa, sade site, sade tarayıcı…” diye bu kadar kasmasalar da saÄŸladıkları yüz milyarlarca hizmet için ana sayfalarına en azından bir link ekleseler, biz de tüm yeniliklerini/hizmetlerini sürekli alakasız kaynaklardan öğrenip “aa Google’da bu da varmış” ÅŸeklinde ÅŸaşırmasak fena mı olur?  Yazinin devamini okuyun »

Creative Commons Lisansı nedir, ne işe yarar?

Yazar: Caner | 24 Eylül 2009 Perşembe 18:01







Creative Commons LicenceBir çok blogda, web sayfasında garip garip simgelerle “bu sitede yer alan içeriklerin bazı hakları saklıdır” ÅŸeklinde ifadeler kullanılmaya baÅŸlandığı dikkatinizi çekmiÅŸ olabilir. Bu akımın öncüleri, bilinen All Rights Reserved (Tüm Hakları Saklıdır) ifadesine karşı çıkan, daha paylaşımcı fakat yine de fikir/emek haklarına saygı gösterilmesi gerektiÄŸini ifade eden Some Rights Reserved (Bazı Hakları Saklıdır) düşüncesini, uzun zamandır kullanılan ve çoÄŸunlukla kabul görmüş bir ifade olan GNU‘dan (General Public Licence – Genel Kamu Lisansı bkz. “bu içerik beleÅŸtir” demenin bir baÅŸka yolu) feyz alarak hayata geçirmiÅŸlerdir.

Bu akımda hedeflenen ana düşünce “insanlar üretilen içeriÄŸi özgürce paylaÅŸsın, telif hakkı olayına takılmasın ama yine de içeriÄŸi üreten kiÅŸinin haklarına saygı gösterilsin, saygı göstermeyenler yasal yollarla cezalandırılsın” gibi bir cümleyle özetlenebilir. Bu düşüncenin benzerlerini Google’a “çiçek atan tanklar, dünya barışı, ütopya” gibi arama terimleri girerek de rahatlıkla görebilirsiniz (ayrıca bkz. Zeitgeist – Venüs Projesi / Olmayacak iÅŸ)

Creative Commons Lisansı ne işe yarar?
Hiç bir iÅŸe yaramaz. Yani en azından içerisinde bulunduÄŸumuz zaman dilimi itibariyle ülkemizde hiç bir iÅŸe yaramadığını rahatlıkla söyleyebiliriz, ÅŸu an bilinen herhangi bir yasal baÄŸlayıcılığı olmadığı gibi dünya üzerinde bu lisans aracılığıyla hukuki yollara baÅŸvurup sonuca ulaÅŸan kimselerin sayısı da bir elin parmaklarından fazla deÄŸildir. Yazinin devamini okuyun »

Anestezik farkındalık

Yazar: Caner | 22 Eylül 2009 Salı 17:26







anestezik-farkindalikO meÅŸhur filmden sonra (Anestezi / Awake 2007) ben dahil bir çok kimse anestezi/ameliyat olaylarından sırf bu sebeple daha bir tırsar olmuÅŸtur. Aslında uzmanlar anestezik farkındalık olayının çoÄŸu zaman yanlış yorumlandığını belirtmekteler, her 1000 kiÅŸiden 1′inin başına gelmesi istatistiksel olarak olası sayılmakta fakat filmde anlatıldığı gibi hastanın operasyon esnasında acı duyması çok çok düşük bir ihtimal(miÅŸ).

Anestezi nedir?
Farkındalık konusuna girmeden önce anestezi kavramından kısaca özetle gerekirse; anestezi genel, rejyonel ve lokal olmak üzere üç kısma ayrılır, bizi ilgilendiren kısım ise genel anestezi. “Genel anestezi uygulamasında hasta bilinçsizlik ve aÄŸrısızlık durumunda tutulur. Tüm anestezik maddelerin dozu ameliyat boyunca hastayı aÄŸrısız ve blilinçsiz tutacak ve ameliyat bitiminde rahatça ve aÄŸrısız olarak uyandırılabilecek konsantrasyonlarda ayarlanır. (Prof. Dr. İrfan Yorulmaz)

Anestezik farkındalık nedir?
Dr. Ahmet Küçük bu durumu ”Hasta hiç aÄŸrı duymuyor, sadece anestezi seviyesinin yüzeysel olmasından dolayı etraftaki olayların veya konuÅŸulanların farkında olabiliyor. Solunum kas gevÅŸetici ilaçlardan dolayı baskılanmıştır, sıcaklık deÄŸiÅŸmez ama nabız ve tansiyon belki yükselebilir.” ÅŸeklinde ifade ediyor. Yani hasta anestezi esnasında hasta büyük bir ihtimalle aÄŸrı duymuyor fakat ortamda geliÅŸen olaylardan haberdar olabiliyor. Konuyla ilgili kaynaklar anestezi sırasında hastaya dolaşım yoluyla bir takım maddelerin/ilaçların çeÅŸitli oranlarda karıştırılarak verildiÄŸini, hasta kimyasına göre bu maddelerin dozajlarının anestezist tarafından iyi ayarlanması gerektiÄŸini aksi halde hastanın anestezi esnasında farkındalık durumu yaÅŸayabileceÄŸini söylüyor. Bu noktada anestezist unsurunu iyice kavramakta fayda var; ülkemizde anestezist olabilmek için 6 yıl tıp eÄŸitimi üzerine 4 yıl ihtisas yapmış olmak gerekiyor, bu da demek oluyor ki sizin anestezi uygulamanız saÄŸlık ocağında iÄŸne yapan hemÅŸireler tarafından deÄŸil, uzman hekimler olan ve cerrahi operasyon ekibinin hayati unsurlarından olan anestezistler tarafından yapılıyor. Yazinin devamini okuyun »