10,119 yorum yapıldı
RSS Aboneliği
Friendfeed
Youtube
E-posta

Tarih

Avustralya’ya savaş açan iki çılgın Türk

Yazar: | 14 Mayıs 2012 Pazartesi 22:32


Elin ecnebisi Cesi Ceyms’ler, Kalamiti Ceyn’ler gibi soygunculardan, haydutlardan çakma kahramanlar yaratıp şerit şerit filmlerini çeker, bizim yapımcıların gerçek kahramanlarından haberleri yok. Al sana cillop gibi film senaryosu. Günün birinde sinema sektörüne el atarsam mutlaka bu olayın filmini çekerim, çok da pis çekerim hani.

Bugün tüm dünyaya uçak satıyor olabilirdik

Yazar: | 12 Mayıs 2012 Cumartesi 23:55


2012 yılında kendi otomobilini üretmekten aciz memleketimin teey geçen yüzyılın başlarında uçak fabrikasına sahip olduğunu, birfiil uçak ürettiğini ve hatta ürettiği uçakları yurt dışına satmaya başladığını bilmeyenler var. Canları sağolsun. Onların feysbukta daha fazla vakit geçirip; beyin, ahlak, hoşgörü, merak, inanç, saygı, milli duygular gibi tüm kavramlardan arınmak ve bu vesileyle hiçbir şeyi dert etmeyen nesiller yetiştirmek gibi bir misyonları var. Bin yıllardır gördük ki her şeyi merak edip sorgulayan basiretli insanlarla bu devran dönmüyor, belki dünya barışı denen ütopya onların yetiştirecekleri çocuklar sayesinde gerçek olur.

Tüm bu laf sokmaların konuyla ne alakası var diye soracak olursanız hemen izah edeyim efenim: Memlekette henüz adam akıllı bir ekonomi bile yokken ileri görüşlü bazı insanlar çıkmış ve “İstikbal Göklerdedir” sözünü de arkalarına alarak uçak üretmeye başlamışlar. Bunu devlet kademesinde resmi kisveyle yapanlar olduğu gibi farklı zamanlarda tamamen şahsi kaynaklarını kullanarak yapmaya çalışanlar da olmuş. Şöyle düşünün, günümüzde Başbakan memleketin girişimcilerine “Otomobil üretin, biz de destek olalım” deyince, hemen hepimizin evlerine gerek beyaz eşya gerekse başka teknolojik cihazlarla girmeyi başarmış olan, bir günlük televizyon reklamı harcamaları sokaktaki girişimcinin bütün sermayesinden daha büyük olan firmalar “Hadi canım kolay bir iş mi o?” diyorlar. Adamlar ise daha Cumhuriyetin ilk yıllarında uçak fabrikası kurmuşlar, hem de birden fazla.

Zamanla birileri bu durumdan rahatsız olmaya başlamış zaar, gavuru olsun ecnebisi olsun resmi ve gayri resmi ziyaretlerle bu uçak fabrikalarını incelemişler. Evlerine döndükten sonra da “Ya hacılar siz bu uçak işleriyle falan çok uğraşmayın, zaten adam gibi bir sanayi altyapınız yok elinize yüzünüze bulaştırırsınız. Gelin siz bu işten vazgeçin biz de size kendi kullanmadığımız külüstür uçakları verelim” demişler.


ABD’nin 50′li yıllarda Türkiye’yi anlatmak için hazırladığı bir video. Kimileri için modernlik ve çağdaşlık adına Türkiye’yi özellikle ABD’nin ağzından bu şekilde duymak gurur verici, bana göre ise yüzyıllarca dünyaya kök söktürmüş bir medeniyetin torunlarından “yeni yeni emeklemeye başlayan küçük çocuk” edasıyla küçümseyerek bahsettiği için rahatsız edici. Konuyu dağıtmayalım, videoyu özellikle 3:10′dan itibaren daha dikkatli izlemenizi rica ediyorum.

Şu anda düşününce akıl dışı gibi görünen bu teklif o dönem bizim baştakilere pek mantıklı gelmiş olacak ki tereddütsüz kabul etmişler. Aralarından “S*ktir et zaten uçak üretip ne yapacaz uzaya mı çıkacaz sanki” diyenler olmuş mudur bilmiyorum ama (tarihimizde “asmayalım da besleyelim mi?” diyenler olduğuna göre bu da pek tabi olabilir) şu veya bu şekilde bütün fabrikaları kapatıp, bütün şahsi girişimlerin de önüne taş koymak için beş dakika beklememişler. İşlerini bitirdikten sonra teklifin sahibi dış mihraklarla kol kola girip memleketi teknolojik açıdan en az 60 yıl geride bırakmanın tarifsiz sevinciyle halaya durmuşlar mıdır bilmiyorum. Yazinin devamini okuyun »

Son Havadis: Üniversitelere giriş imtahanları kalkacak

Yazar: | 31 Mart 2012 Cumartesi 20:32

İnsanlık tarihinde kaydedilen ilk ses

Yazar: | 25 Mart 2012 Pazar 2:17


Edison yıllarca tüm dünyayı keklemiş millet. Aslında insanlığın kaydettiği ilk ses onun icadından değil, ondan yıllar önce, teey 1860 tarihinde Edouard-Leon Scott de Martinville isimli Fransız bir amcanın Phonautograph‘ından çıkmış.

Aha da şöyle bir şey:

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Kayıtta birileri “Au clair de la lune, Pierrot repondit” diyormuş, ne anlama geldiği konusunda en ufak bir fikrim yok ama ben ezgisini salavat ezgisine benzettim, az zorlasam “Allahümme Salli Ala“‘yı duyarım.

Konumuza dönecek olursak, bana kalırsa geçmişten beri bilim adamları bu ses kaydının varlığından zaten haberdardı, kimin ilk olduğunu falan da biliyorlardı fakat bir tarafta Edison, bir tarafta da Edouard-Leon Scott de Martinville gibi iki isimle başbaşa kalınca içlerinden biri çıkıp “Hacılar bir kere insanlık henüz böyle bir ismi telaffuz etmeye hazır değil. Bildiğin olay anlatıyor ya: ‘Eduard Leon’u da al gel Martinville’e Scott yapmaya gidiyoruz’ diye isim mi olur Allah aşkına? Gelin biz dünyaya Edison yaptı diyelim en azından ilkokul sıralarındaki el kadar bebelerin günahına girmemiş oluruz” dedi ve olaylar gelişti. Yazinin devamini okuyun »

Daha sağlıklı bir nefes için doktorunuz Camel sigarası öneriyor

Yazar: | 27 Şubat 2012 Pazartesi 2:42


İşte reklamcıların yeri geldiğinde ne kadar kepaze yaratıklar olabileceklerinin bir göstergesi. Adamlar utanmamışlar doktor tavsiyesiyle Camel önermişler. Hala bize “alın alın, geberene kadar, tıksırana kadar alın” diyen reklamların bir nebze olsun samimi olabileceklerini düşünen varsa beri gelsin.

“Bu ne biçim assolist?”

Yazar: | 15 Şubat 2012 Çarşamba 0:59


Şimdiki gazetecilere kızıyoruz ya, kızmayalım. Meğer adamlar yontula yontula anca bu kadar olmuşlar. Hayır anlamadığım Seda Sayan bu adamlara en fazla ne yapmış olabilir de bu kadar açık bir nefretle çekiştirmişler, “Nereden geldiği ne olduğu belli olmayan bazı kadınlar” nedir ya? Hayvan herifler.

Hepimiz Ermeni miyiz?

Yazar: | 23 Ocak 2012 Pazartesi 15:00
Kategori: Tarih, Yaşam


Bir de Kurtuluş Savaşı gazisi Kazım Karabekir Paşa’nın kızı Timsal Karabekir’i dinleyelim. Ne olduğunu, neyin nerden geldiğimizi bilelim ve “sevgi, barış, kardeşlik” eylemlerine tüm iyi niyetimizle şuursuzca atılmadan önce durup bir düşünelim.

Ölü ünlülerin son anlarını anlatan maskeler

Yazar: | 22 Ocak 2012 Pazar 10:39

Gelmiş geçmiş en ruh hastası idam tekniği

Yazar: | 8 Aralık 2011 Perşembe 3:03


Gavur milletinin orta çağda yekten ruh hastası olduğunu biliyoruz. O kadar ki insanları sudan sebeplerle öldürdükleri, komşu kızlarını “cadı bu” diye yaktıkları, birbirlerini katletmekten fırsat bulduklarında envai çeşit hastalıktan kırıldıkları bu dönemi atlatıp nesillerini sürdürmeye devam edebilmiş olmaları harbiden mucize.

Tüm bunlar bir tarafa; hacı bu nedir Allah aşkına ya? Adamların işi gücü yokmuş resmen “madem orta çağdayız, nasıl daha fazla acı çektirerek öldürebiliriz onu düşünelim” diye ciddi ciddi mesai harcayıp teknik geliştirmişler.

İdam dediğin 15-20 dakika, bilemedin 1 saat süren, temelde vatandaşı canından ederek cezalandırmaya dayanan bir olay. Hadi biraz psikopatsan olayın mümkün mertebe acı verici olmasını istersin, bunu bir nebze anlarım ama bu yukarıdaki olacak iş değil yani. Dayandığı mantık nedir bir kere “eceliyle ölene kadar acı çeksin” mi? Adam dayanıklıysa ne olacak 1 hafta oturacak mı öyle? Dikkatinizi çekerim: Bir insanı ahşap bir malzemenin üzerine oturtup ölmesini beklemekten, bu süre zarfında cellatının kadrolu çalışan olarak maaşa bağlanabilme ihtimalinden bahsediyoruz.

Temsili resimleri de ayrı bir güzelmiş, idam mahkumu öyle yüzünde suçunu kabullenmiş, mağrur bir ifadeyle oturuyor, bu dinginlikle 2-3 hafta takılmıştır artık. Yazinin devamini okuyun »

Gerçekten “uyanmaya” hazır mısın? (Illuminati Gerçeği: Bölüm-1)

Yazar: | 12 Eylül 2011 Pazartesi 8:41


Yeni Dünya Düzeni yani New World Order, Illuminati, Siyonizm, Masonluk, Deccal… Son zamanlarda çoğumuz bu gibi tabirlerli sıkça işitmeye başladık. Kısa bir süre önce ben de bu mevzulara “Müzik sektörü şeytana mı hizmet ediyor?” başlıklı yazımla inceden bir giriş yapmıştım, şimdi biraz daha derinlere inmenin zamanının geldiğini düşünüyorum.

Kırmızı hapı seçmeye hazırsanız başlayalım.

Yaşamakta olduğumuz memlekette bazı tesirli akımlar müşade ediliyor. Bunlar, edebiyatımızda, eğlencelerimizde ve sosyal hareketlerimizde göze batan bir bozulmaya sebep oluyorlar. İş hayatı ise alışılagelen eski emniyetini kaybediyor, velhasıl, her sahadaki benimsenmiş ölçülerde düşüş kaydediliyor.”

“İnsanlar etraflarında dönen tesirlerin membaını teşhis etmesini öğrenirlerse bu kafidir. Duçar olduğumuz halin; tabii bir dejenerasyon değil de evvelden hesaplanmış bir tahrip olduğunu Amerikan Halkı anladığı an kurtulmuş demektir.”

Henry Ford – “Beynelmilel Yahudi” kitabından 1 yıl sonra, 1922′de yayınlanan “Hayatım ve Eserim” adlı kitabından

Az buçuk kafası çalışan, düşünen ve araştıran insanlar biliyorlar ki dünya insanlığı, içerisinde; yozlaştırılma, ahlaksızlaştırılma, manevi değerlerden arındırılma gibi daha bir çok amaç barındıran sinsi bir planın hedefinde. Peki soru şu: Kim, hangi amaca hizmetle böyle bir plan kurmuş olabilir? İnsanları yozlaştırmak, onları ahlaki ve manevi değerlerinden uzaklaştırmak kimin işine gelebilir? Popüler düşünce bu soruya Illuminati isimli şeytana taptığı söylenen gizli bir örgüt cevabı veriyor, hem de bugün her on kişiden sekizinin ismini bildiği, filmlere konu olan bir örgütün ne kadar gizli olduğunu hesaba katmadan.

Peki bu gerçek mi?

Yıllarca “cadı bu” diye insanları yakan, cennetten tapu satan kilisenin bu ve benzeri abuk subuk uygulamalarına isyan eden bir grup bilim adamı, 1700′lü yıllarda toplanarak “aydınlanma” anlamına gelen Illuminati isimli gizli bir örgüt kuruyor.

Öncelikli amaçları bilimin ışığında ilerlemek ve o zamana kadar söylenmeyenleri söyleyerek insanları kilisenin akıl dışı uygulamalarına karşı aydınlatmak iken bir süre sonra ne oluyorsa oluyor ve bu vatandaşların şeytana tapan kafirler oldukları söylenmeye başlıyor. Bu söylentilerin mimarı elbette tahrif edilmiş kutsal kitaplarındaki sözleri işlerine geldiği gibi yorumlayan ve bu sözlere karşı çıkan herkese anında “kafir bu, şeytana tapıyor” yaftasını yapıştıran kilise. Galileo gibi bilim adamlarını dünya yuvarlaktır dedikleri için yargılayan, maneviyatla uğraşmayı bırakıp siyaset arenasında kendi katı kurallarıyla sonuna kadar varlık gösteren ve hatta savaş başlatma gücüne sahip olan kilise.

Illuminati Tanrı’nın kilise aracılığıyla yaptırdıklarına kırılıp “madem öyle biz de gider şeytanla anlaşma imzalarız” demiyor, adamlar, her türlü bilimsel aktivitenin önüne dini bahane ederek taş koyan, insanları hurafe manyağı yapan yozlaşmış kiliseye isyan ediyor ve bu kilisenin kendi çıkarlarına göre yorumladığı Tanrı figürünün varlığına inanmayı reddediyor. E peki Tanrı’yı yok sayan bir zihniyetin şeytanın var olduğuna inandığını söylemek nasıl bir mantığın ürünü?

Kilise kendisi için tehdit oluşturan bu “kafir” örgütün şeytana hizmet ettiği düşüncesini öyle bir yerleşik hale getiriyor ki, gelecek bir kaç yüzyılın en popüler kötü amaçlara hizmet eden gizli örgütü, kirli işlerin maşası ve günah keçisi adayı Illuminati oluyor. Belki de adamlar gerçekten zamanla abuk subuk eylemlere girişmişlerdir bilemiyoruz ama sonuç olarak insanlık vuku bulan büyük ve kötü olaylar için suçlayacak nur topu gibi bir gizemli kötü güç sahibi oluyor.

Zaman geçiyor, dünya küçülüyor. İletişim hızlanmaya, eğitimli insanlar çoğalmaya başlıyor, her söylenene inanan insanlar azalıp sorgulayan insanlar artmaya başladıkça dünya daha zor yönetilen bir yer halini almaya başlıyor. Bu durum taleplerin ve haliyle dengelerin değişmesine neden olurken dünya daha önce görmediği büyüklükte savaşlar ve yıkımlarla tanışıyor. Derken tarih sahnesi Hitler isimli dediğim dedik bir diktatöre merhaba diyor. Kim veya kimler tarafından desteklendiği, hangi güçlerce finanse edildiği sorgulanmamış olan bu adamın gözleri saf ırk düşüncesiyle o kadar boyanmış oluyor ki, bu amaca hizmetle zavallı Yahudi’leri katlederken dünya insanlığına aslında ne kadar büyük bir kötülük miras bıraktığını fark etmiyor bile.

Sen benim cenk topuzum ve harp silahımsın, seninle milletleri kıracağım ve seninle ülkeler helak edeceğim … Ve seninle erkeği ve kadını kıracağım, ve seninle kocamış adamı ve genci kıracağım, ve seninle genç adamı ve ere varmamış kadını kıracağım. Ve seninle çobanı ve sürüsünü kıracağım, ve seninle çiftçiyi ve çiftini kıracağım. Ve seninle valileri ve kaymakamları kıracağım

Tevrat, Yeremya Kitabı, Bab: 51 Cümle: 20-23

Yazinin devamini okuyun »