
Edison yıllarca tüm dünyayı keklemiş millet. Aslında insanlığın kaydettiği ilk ses onun icadından değil, ondan yıllar önce, teey 1860 tarihinde Edouard-Leon Scott de Martinville isimli Fransız bir amcanın Phonautograph‘ından çıkmış.
Aha da şöyle bir şey:
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Kayıtta birileri “Au clair de la lune, Pierrot repondit” diyormuş, ne anlama geldiği konusunda en ufak bir fikrim yok ama ben ezgisini salavat ezgisine benzettim, az zorlasam “Allahümme Salli Ala“‘yı duyarım.
Konumuza dönecek olursak, bana kalırsa geçmişten beri bilim adamları bu ses kaydının varlığından zaten haberdardı, kimin ilk olduğunu falan da biliyorlardı fakat bir tarafta Edison, bir tarafta da Edouard-Leon Scott de Martinville gibi iki isimle başbaşa kalınca içlerinden biri çıkıp “Hacılar bir kere insanlık henüz böyle bir ismi telaffuz etmeye hazır değil. Bildiğin olay anlatıyor ya: ‘Eduard Leon’u da al gel Martinville’e Scott yapmaya gidiyoruz’ diye isim mi olur Allah aşkına? Gelin biz dünyaya Edison yaptı diyelim en azından ilkokul sıralarındaki el kadar bebelerin günahına girmemiş oluruz” dedi ve olaylar gelişti. Yazinin devamini okuyun »

İşte reklamcıların yeri geldiğinde ne kadar kepaze yaratıklar olabileceklerinin bir göstergesi. Adamlar utanmamışlar doktor tavsiyesiyle Camel önermişler. Hala bize “alın alın, geberene kadar, tıksırana kadar alın” diyen reklamların bir nebze olsun samimi olabileceklerini düşünen varsa beri gelsin.

Şimdiki gazetecilere kızıyoruz ya, kızmayalım. Meğer adamlar yontula yontula anca bu kadar olmuşlar. Hayır anlamadığım Seda Sayan bu adamlara en fazla ne yapmış olabilir de bu kadar açık bir nefretle çekiştirmişler, “Nereden geldiği ne olduğu belli olmayan bazı kadınlar” nedir ya? Hayvan herifler.

“I see dead people” (Ölü insanlar görüyorum) Yazinin devamini okuyun »

Gavur milletinin orta çağda yekten ruh hastası olduğunu biliyoruz. O kadar ki insanları sudan sebeplerle öldürdükleri, komşu kızlarını “cadı bu” diye yaktıkları, birbirlerini katletmekten fırsat bulduklarında envai çeşit hastalıktan kırıldıkları bu dönemi atlatıp nesillerini sürdürmeye devam edebilmiş olmaları harbiden mucize.
Tüm bunlar bir tarafa; hacı bu nedir Allah aşkına ya? Adamların işi gücü yokmuş resmen “madem orta çağdayız, nasıl daha fazla acı çektirerek öldürebiliriz onu düşünelim” diye ciddi ciddi mesai harcayıp teknik geliştirmişler.
İdam dediğin 15-20 dakika, bilemedin 1 saat süren, temelde vatandaşı canından ederek cezalandırmaya dayanan bir olay. Hadi biraz psikopatsan olayın mümkün mertebe acı verici olmasını istersin, bunu bir nebze anlarım ama bu yukarıdaki olacak iş değil yani. Dayandığı mantık nedir bir kere “eceliyle ölene kadar acı çeksin” mi? Adam dayanıklıysa ne olacak 1 hafta oturacak mı öyle? Dikkatinizi çekerim: Bir insanı ahşap bir malzemenin üzerine oturtup ölmesini beklemekten, bu süre zarfında cellatının kadrolu çalışan olarak maaşa bağlanabilme ihtimalinden bahsediyoruz.
Temsili resimleri de ayrı bir güzelmiş, idam mahkumu öyle yüzünde suçunu kabullenmiş, mağrur bir ifadeyle oturuyor, bu dinginlikle 2-3 hafta takılmıştır artık. Yazinin devamini okuyun »
Benim evime iç cebinde bira taşıyan, sessiz sessiz konuşan böyle bir tip gelse, bir de üstüne “bu soğukta bakkala gidip üşümeyin diye” gibi bir naiflik örneği sergilese yemin ederim psikopat olduğundan şüphelenirim. Yüzüne güler, bulduğum ilk fırsatta kafasına sert bir cisimle vurarak bayıltırım, polis uğraşsın.

2. Dünya Savaşı sırasında ABD başkanı Franklin D. Roosevelt’in emriyle savaş sürecini ve arkaplanda verilen mücadalenin kayıtlarını tutmak üzere Office of War Information (Savaş Bilgileri Ofisi) isimli bir birim kurulmuş, işte bu fotoğraflar sözü geçen bu ofisin maharetiymiş.
Fotoğrafların renkli ve yüksek çözünürlüklü olmalarının günümüz teknolojisiyle dijital işlemden geçmiş olmalarıyla mı yoksa şerefsiz ABD’nin o dönem bile böyle bir teknolojiye sahip olmasıyla mı alakalı olduğunu bilmiyorum ancak sanki daha dün çekilmiş gibi görünüyor olmaları benim gibi tarihe ilgi duyan biri için oldukça etkileyici. Yazinin devamini okuyun »

Bu fotoğrafı çekerken akıllarından ne geçiyordu harbiden merak ediyorum. Düşünsenize o zamanlar fotoğraf çekmek mesele, kayda değer bir şeyler yapmış olmanız gerekiyor ki fotoğrafınız çekilsin. Hani bir Abraham Lincoln var, bir Mehmet Akif Ersoy veya Amon Ra’nın mezarını keşfeden arkeolog adam var bir de bunlar var.

“Çocuğumun fotoğrafını çekerken tercih etmeyeceğim pozlar” listesine bunu da ekleyin. Kim ne derse desin eski insanların harbiden bir kaç tahtası eksikmiş.