10,120 yorum yapıldı
RSS Aboneliği
Friendfeed
Youtube
E-posta

Yaşam

Türkiye’nin Telekom firmasını eleştiremezsiniz!

Yazar: | 16 Mayıs 2012 Çarşamba 23:21


Yoksa günün birinde posta kutunuzda kırmızı puntolarla yazılmış bilmem kaç A4′lük ve “sitenizdeki o yazıları 3 gün içinde kaldırıp dediklerimizi harfiyen yerine getirmezseniz sitenizi kapatacağımız gibi uğradığımız zararı(!) size tazmin ettirir, elimizdeki bütün gücü kullanarak sizi sinek gibi ezeriz” özetli bir tehdit mesajıyla karşılaşabilirsiniz.

Size de en çok hiçbir şekilde hakaret içermeyen, tamamen başınızdan geçenleri çarpıtmadan anlattığınız yazılarınızın “marka telif hakkı ihlali” maskesi altına saklanılarak, zorla yayından kaldırtılması koyar. Yani adamlar size gelip mertçe “Yaptığımız yanlışları ifade ettiğin hakkımızdaki bu yazıyı sevmedik, yayından kaldır” demezler çünkü hukuken buna hakları yoktur, onlar da hukuku başka biçimde kullanıp “Yaptığımız yanlışları ifade ettiğin hakkımızdaki bu yazıyı ismimizi kullanarak yayınlayamazsın, ağzına ederiz” diyebilirler.

Ayrıca onlar için bu kadarı da yeterli olmayabilir, “Bu yazıların arama motorlarındaki indexlerini de kaldır” gibi akıl dışı taleplerle sizi olabildiğince zor durumda bırakmaya çalışabilirler.

Ne kadar güzel değil mi? Onlar size her türlü adaletsizliği yapabilirler fakat siz bu adaletsizliklerden duyduğunuz hoşnutsuzluğu bir avuç insana anlatmaya çalıştığınızda yumruklarını masaya vurup kafanızı ezebileceklerini söyleyebilirler, çünkü onlar güçlüdürler.

Günün sonunda sizin için olumlu sayılabilecek tek gelişme iki yazı ile kocaman bir firmanın itibarını zedeleyebilecek güçte(!) bir blog yazarı olduğunuzu öğrenmiş olmak olur.

Bu yazıda sözü geçen tüm olay, kişi ve kurumlar hayal ürünüdür. Gerçek hayattaki olay, kişi ve kurumlarla ilgili olası benzerlikler rastlantıdan ibarettir.
Arama Terimleri: karikatür anne kız (2), renk verici alet (1)

Avustralya’ya savaş açan iki çılgın Türk

Yazar: | 14 Mayıs 2012 Pazartesi 22:32


Elin ecnebisi Cesi Ceyms’ler, Kalamiti Ceyn’ler gibi soygunculardan, haydutlardan çakma kahramanlar yaratıp şerit şerit filmlerini çeker, bizim yapımcıların gerçek kahramanlarından haberleri yok. Al sana cillop gibi film senaryosu. Günün birinde sinema sektörüne el atarsam mutlaka bu olayın filmini çekerim, çok da pis çekerim hani.

Taraftar terörü

Yazar: | 13 Mayıs 2012 Pazar 17:11
Kategori: Yaşam


Ben devletin yerinde olsaydım değil takım tutmak için, herhangi bir takımın formasının giyilebilmesi için bile IQ testi isterdim. IQ’su belirli bir seviyenin altında olan, sosyal ve ekonomik konulara kafası basmayan, yersiz şiddet eğilimi gösteren insanlara forma giyme ehliyeti vermezdim. Buna muhalefet edenleri de çeşitli uzuvlarına sıvı nitrojen döküp oklavayla vurmak suretiyle cezalandırırdım. Ee beyinsiz insanlar öyle herkes gibi değil, layık oldukları biçimde cezalandırılmalı.

Bu nedir Allah aşkına ya? Sanırsın memlekette darbe olmuş, sokaklar savaş alanına dönmüş. Sizin taraftarlığınıza da, insanlığınıza da lanet olsun. Sayenizde bir Fenerbahçeli olarak çocukluğumdan beri tuttuğum takımdan, takımı geçtim komple futboldan soğudum.

Futbol bir oyun, bir eğlencedir. İnsanın hayatının bir köşesinde durur ve zaman zaman heyecanlanıp zevk almasını sağlar, bu. Tutup da hayatınızın tam merkezine yerleştirmenin, takıntı haline getirmenin ne manası var? Siz açlıktan nefesiniz kokarken yüzlerce lira verip taraftar kartı alırsınız, futbolcular sizin sayenizde iki topa vurup milyonları götürür, iki gün sonra başka bir takıma transfer olup adına “profesyonellik” derler ama siz “sana canım feda sana” diye sloganlar atmayı delikanlılık sayarsınız. Emre daha düne kadar Galatasaray’ın bel kemiğiydi, kanı sarı kırmızı akardı ama bugün Fenerbahçe’de ve “Ben zaten doğuştan Fenerliydim ki” diyor. Keza Arda için millet bir taraflarını yırtardı, e hani Arda şimdi nerde?

Hadi bu bir yere kadar kabul edilebilir bir durum. Neticede toplumların koyun sürüsü gibi güdülmeye, bir şeylerle oyalanıp gündemden uzak tutulmaya ihtiyaçları var. Kimseye zararınız olmadıktan sonra ister arabanızı satıp maç bileti alın ister eşinizle aranıza tuttuğunuz takımı koyun. Ama ben sabahtan akşama kadar eşşekler gibi çalışıp, alnımın terini “bu parayla halkın güvenliğini sağlamak üzere polis arabası al, insanlar otobüs beklerken ıslanmasınlar, durak yap” diye devlete veriyorum, sen de çıkıp benim paramla var olan bu kamu mallarına sanki düşman malıymış gibi nefretle zarar veriyorsun. Neden? Tuttuğun takım yenildi diye. Kusura bakma ama sokarım senin taraftarlığına da takımına da, yavşak. Yazinin devamini okuyun »

Murat Serezli ile unutulmaz Profilo reklamları: Lüzum yok!

Yazar: | 13 Mayıs 2012 Pazar 4:20


Belki de Türk reklamcılık tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı absürd reklam kampanyası budur. Murat Serezli’yi, doğal oyunculuğunu ve muhteviyattaki ince esprileri o kadar sevmiş, o kadar beğenmiştik ki kendi aramızda bu reklamdan bahsederken “hani Profilo’nun şu reklamları var ya” yerine “hani Murat Serezli’nin şu reklamları var ya” der olmuştuk. Yani reklam tam anlamıyla markanın önüne geçmişti.

- Her gün üç dört bardak buzlu çay içiyorum. Buz gibi…
- Lüzum yok! Bakın Profilo’da ne kadar güzel çay makineleri var. Alın bir tane “düzgün” çay için. Sıcak sıcak. Oh, mis…

Bugün tüm dünyaya uçak satıyor olabilirdik

Yazar: | 12 Mayıs 2012 Cumartesi 23:55


2012 yılında kendi otomobilini üretmekten aciz memleketimin teey geçen yüzyılın başlarında uçak fabrikasına sahip olduğunu, birfiil uçak ürettiğini ve hatta ürettiği uçakları yurt dışına satmaya başladığını bilmeyenler var. Canları sağolsun. Onların feysbukta daha fazla vakit geçirip; beyin, ahlak, hoşgörü, merak, inanç, saygı, milli duygular gibi tüm kavramlardan arınmak ve bu vesileyle hiçbir şeyi dert etmeyen nesiller yetiştirmek gibi bir misyonları var. Bin yıllardır gördük ki her şeyi merak edip sorgulayan basiretli insanlarla bu devran dönmüyor, belki dünya barışı denen ütopya onların yetiştirecekleri çocuklar sayesinde gerçek olur.

Tüm bu laf sokmaların konuyla ne alakası var diye soracak olursanız hemen izah edeyim efenim: Memlekette henüz adam akıllı bir ekonomi bile yokken ileri görüşlü bazı insanlar çıkmış ve “İstikbal Göklerdedir” sözünü de arkalarına alarak uçak üretmeye başlamışlar. Bunu devlet kademesinde resmi kisveyle yapanlar olduğu gibi farklı zamanlarda tamamen şahsi kaynaklarını kullanarak yapmaya çalışanlar da olmuş. Şöyle düşünün, günümüzde Başbakan memleketin girişimcilerine “Otomobil üretin, biz de destek olalım” deyince, hemen hepimizin evlerine gerek beyaz eşya gerekse başka teknolojik cihazlarla girmeyi başarmış olan, bir günlük televizyon reklamı harcamaları sokaktaki girişimcinin bütün sermayesinden daha büyük olan firmalar “Hadi canım kolay bir iş mi o?” diyorlar. Adamlar ise daha Cumhuriyetin ilk yıllarında uçak fabrikası kurmuşlar, hem de birden fazla.

Zamanla birileri bu durumdan rahatsız olmaya başlamış zaar, gavuru olsun ecnebisi olsun resmi ve gayri resmi ziyaretlerle bu uçak fabrikalarını incelemişler. Evlerine döndükten sonra da “Ya hacılar siz bu uçak işleriyle falan çok uğraşmayın, zaten adam gibi bir sanayi altyapınız yok elinize yüzünüze bulaştırırsınız. Gelin siz bu işten vazgeçin biz de size kendi kullanmadığımız külüstür uçakları verelim” demişler.


ABD’nin 50′li yıllarda Türkiye’yi anlatmak için hazırladığı bir video. Kimileri için modernlik ve çağdaşlık adına Türkiye’yi özellikle ABD’nin ağzından bu şekilde duymak gurur verici, bana göre ise yüzyıllarca dünyaya kök söktürmüş bir medeniyetin torunlarından “yeni yeni emeklemeye başlayan küçük çocuk” edasıyla küçümseyerek bahsettiği için rahatsız edici. Konuyu dağıtmayalım, videoyu özellikle 3:10′dan itibaren daha dikkatli izlemenizi rica ediyorum.

Şu anda düşününce akıl dışı gibi görünen bu teklif o dönem bizim baştakilere pek mantıklı gelmiş olacak ki tereddütsüz kabul etmişler. Aralarından “S*ktir et zaten uçak üretip ne yapacaz uzaya mı çıkacaz sanki” diyenler olmuş mudur bilmiyorum ama (tarihimizde “asmayalım da besleyelim mi?” diyenler olduğuna göre bu da pek tabi olabilir) şu veya bu şekilde bütün fabrikaları kapatıp, bütün şahsi girişimlerin de önüne taş koymak için beş dakika beklememişler. İşlerini bitirdikten sonra teklifin sahibi dış mihraklarla kol kola girip memleketi teknolojik açıdan en az 60 yıl geride bırakmanın tarifsiz sevinciyle halaya durmuşlar mıdır bilmiyorum. Yazinin devamini okuyun »

Otobüste yanıma oturup Fransa muhabbeti yapan adamlar

Yazar: | 10 Mayıs 2012 Perşembe 2:44


Bugün işten eve dönerken tıklım tıkış otobüste (ki İzmit’te midibüslere otobüs demek gibi yaygın bir alışkanlık var, birileri zamanında bunları çok fena keklemiş ama şimdilik uyandırmıyorum) en arka koltuktayken yanıma golf kulübünden fırlamış gibi görünen iki adam oturdu. Nayk çantalar, adidas ayakkabılar, ütülü sayılabilecek eşofmanlar, bilmem ne marka güneş gözlükleri derken dışardan bakıp “zengin adamlar spordan dönüyor” diyebilelim diye hiçbir masraftan kaçınmamış, konseptle ilgili her markanın en pahalı ürününü tedarik etmişlerdi.

Gelgelelim onlar da benim gibi fakirlerle birlikte Bekirdere Üçyol’a giden otobüsdeydiler ve onlar da sol taraftaki sucuk kokulu amcaya tahammül etmek zorundaydılar, yol boyu bu düşünceye tutunarak içime su serptim.

Biri bu sene de Fransa’ya gidecekmiş, Ramazan’a kadar orda takılmayı düşünüyormuş. Öbürü de zaten bir kaç haftada bir gidip geliyormuş, iyi hoş memleketmiş ama uzun kalmaya gelmezmiş, hani şu bi tane Le’otel varmış ya detoks metoks yapılan, orayı özellikle önerirmiş.

Lan heriflerin muhabbetine öyle bir sinir oldum ki anlatamam, “Artizliğiniz kime p*zevenkler? Gidin zengin muhabbetinizi rotari kulübünüzde yapın!” deyip elimdeki çantayı kafalarına geçirmemek için kendimi zor tuttum. Yazinin devamini okuyun »

Yener feat Dj Suppa – Yaprak Düşerse

Yazar: | 10 Mayıs 2012 Perşembe 1:24
Kategori: Müzik, Yaşam

Yener feat Dj SuppaYaprak Düşerse [Download]

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Sene 2002 veya 2003, bilmem hatırlar mı Yener ile birlikte Bergama’da bir halk konseri vermiştik. Daha doğrusu Yener gibi civar illerden gelen diğer elemanlar güzel güzel konser verirken adam gibi sahne tecrübesi olmayan biz (Yankı Bergama) avazımız çıktığı kadar bağırıp kendimizi rezil etmiştik. Güzel günlerdi.

Seneler sonra bu parçaya rastlayınca eski bir dostu görmüş gibi oldum. Yener Hacı’nın hala bu işlerle uğraşıyor olmasına da ayrıca sevindim.

F*ck The System

Yazar: | 10 Mayıs 2012 Perşembe 0:33
Kategori: Yaşam

Çocuklarınızı bilgisayar ve internetten uzak tutun

Yazar: | 6 Mayıs 2012 Pazar 14:58


Ciddi söylüyorum, siz onları “ders çalışsın, ödevini yapsın” hayaliyle bilgisayar başına oturtup sorumluluğu üzerinizden atmış olmanın sevincini yaşarken onlar milyarlarca kontrolsüz verinin bombardımanında karakterlerini şekillendirmeye başlıyorlar.

“Baba sanırım bahçeye Filistinli girmiş”

Yazar: | 6 Mayıs 2012 Pazar 0:28