
Her sinemaya gitmem ayrı bir olay, ayrı bir tecrübe oluyor bana, yine ne çıkacak bakalım diyerek gidiyorum artık. Ondan “Semih’in Sinema Günlükleri” dedim yanlış anlaşılma olmasın, bir de Caner’e moral olsun. Hani böyle diyorum ya başka filmlere de mutlaka bir şeyler yazarım dert etme hesabı
Geçelim Avatar izlenimlerime.
Nereden başlayacağını bilemiyor insan; ne demeli, ne anlatmalı ki hissettiklerimi anlayıp gidesiniz filme. Hani güzel özel filmler seyrettim ama uzun zamandır böyle etkilendiğim bir film çıkmamıştır karşıma. Matrix’ten sonra evet işte bu dediğim bir film benim için. Çok fazla ayrıntıya, teknik detaya inmeden film hakkındaki düşüncelerimi paylaşayım sizlerlerle.
Cuma akşamı saat 23:00. Herkese lazım olan bir adet Kamuran abi aranır ve hanımından izin alması sağlanarak saat 00:45 seansına sinemaya gitmeye ikna edilir. Giderken şu sözü söylediğini belirteyim: “Oğlum uyurum ben o sinemada“. Hassas cümle tekrar döneceğiz buraya. Neyse devam edelim, saat geç olmasına rağmen salonun yarısının dolu olması beni şaşırttı. Tenha bir salonda film seyretmek her zaman tercihim olmuştur ama ne yapalım elden gelen bir şey yok. Kaba saba Xpand 3D gözlüklerimizi alıp oturduk yerimize. Hemen yanımdada velet diye tabir edebileceğim 2 çocuk anne-babasıyla gelmiş, kabus korkusuyla içimden İnşallah uyur sıpalar diye geçiriyorum ve yine İnşallah ile başlayan bir sürü büyük beklenti cümleleri geçiyor aklımdan. Yazinin devamini okuyun »