10,121 yorum yapıldı
RSS Aboneliği
Friendfeed
Youtube
E-posta

Teknoloji

Bugün tüm dünyaya uçak satıyor olabilirdik

Yazar: | 12 Mayıs 2012 Cumartesi 23:55


2012 yılında kendi otomobilini üretmekten aciz memleketimin teey geçen yüzyılın başlarında uçak fabrikasına sahip olduğunu, birfiil uçak ürettiğini ve hatta ürettiği uçakları yurt dışına satmaya başladığını bilmeyenler var. Canları sağolsun. Onların feysbukta daha fazla vakit geçirip; beyin, ahlak, hoşgörü, merak, inanç, saygı, milli duygular gibi tüm kavramlardan arınmak ve bu vesileyle hiçbir şeyi dert etmeyen nesiller yetiştirmek gibi bir misyonları var. Bin yıllardır gördük ki her şeyi merak edip sorgulayan basiretli insanlarla bu devran dönmüyor, belki dünya barışı denen ütopya onların yetiştirecekleri çocuklar sayesinde gerçek olur.

Tüm bu laf sokmaların konuyla ne alakası var diye soracak olursanız hemen izah edeyim efenim: Memlekette henüz adam akıllı bir ekonomi bile yokken ileri görüşlü bazı insanlar çıkmış ve “İstikbal Göklerdedir” sözünü de arkalarına alarak uçak üretmeye başlamışlar. Bunu devlet kademesinde resmi kisveyle yapanlar olduğu gibi farklı zamanlarda tamamen şahsi kaynaklarını kullanarak yapmaya çalışanlar da olmuş. Şöyle düşünün, günümüzde Başbakan memleketin girişimcilerine “Otomobil üretin, biz de destek olalım” deyince, hemen hepimizin evlerine gerek beyaz eşya gerekse başka teknolojik cihazlarla girmeyi başarmış olan, bir günlük televizyon reklamı harcamaları sokaktaki girişimcinin bütün sermayesinden daha büyük olan firmalar “Hadi canım kolay bir iş mi o?” diyorlar. Adamlar ise daha Cumhuriyetin ilk yıllarında uçak fabrikası kurmuşlar, hem de birden fazla.

Zamanla birileri bu durumdan rahatsız olmaya başlamış zaar, gavuru olsun ecnebisi olsun resmi ve gayri resmi ziyaretlerle bu uçak fabrikalarını incelemişler. Evlerine döndükten sonra da “Ya hacılar siz bu uçak işleriyle falan çok uğraşmayın, zaten adam gibi bir sanayi altyapınız yok elinize yüzünüze bulaştırırsınız. Gelin siz bu işten vazgeçin biz de size kendi kullanmadığımız külüstür uçakları verelim” demişler.


ABD’nin 50′li yıllarda Türkiye’yi anlatmak için hazırladığı bir video. Kimileri için modernlik ve çağdaşlık adına Türkiye’yi özellikle ABD’nin ağzından bu şekilde duymak gurur verici, bana göre ise yüzyıllarca dünyaya kök söktürmüş bir medeniyetin torunlarından “yeni yeni emeklemeye başlayan küçük çocuk” edasıyla küçümseyerek bahsettiği için rahatsız edici. Konuyu dağıtmayalım, videoyu özellikle 3:10′dan itibaren daha dikkatli izlemenizi rica ediyorum.

Şu anda düşününce akıl dışı gibi görünen bu teklif o dönem bizim baştakilere pek mantıklı gelmiş olacak ki tereddütsüz kabul etmişler. Aralarından “S*ktir et zaten uçak üretip ne yapacaz uzaya mı çıkacaz sanki” diyenler olmuş mudur bilmiyorum ama (tarihimizde “asmayalım da besleyelim mi?” diyenler olduğuna göre bu da pek tabi olabilir) şu veya bu şekilde bütün fabrikaları kapatıp, bütün şahsi girişimlerin de önüne taş koymak için beş dakika beklememişler. İşlerini bitirdikten sonra teklifin sahibi dış mihraklarla kol kola girip memleketi teknolojik açıdan en az 60 yıl geride bırakmanın tarifsiz sevinciyle halaya durmuşlar mıdır bilmiyorum. Yazinin devamini okuyun »

Türk Havacılık ve Uzay Sanayiini yükseltmek sizin elinizde

Yazar: | 22 Nisan 2012 Pazar 17:28
Kategori: Teknoloji


Ülkemiz havacılık ve uzay sanayisinin gelişmesine öncülük etmek amacıyla kurulan ve %100 yerli uçak, helikopter ve uydu üretimine doğru ilerleyen TUSAŞ (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.) sahip olduğu projeleri yürütme konusunda kalifiye eleman sıkıntısı çektiğini belirtiyor. Yani proje var fakat uygulama konusunda yeterli bilgi ve donanıma sahip eleman yok, başka bir deyişle beyin göçünün olumsuz etkilerini tam da ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde daha önce hiç olmadığı kadar çok hissediyoruz.

TUSAŞ şimdi “Tersine Beyin Göçü” isimli bir proje başlatmış ve yurtdışında çalışan vatandaşlarımıza ülkeye dönüş çağrısında bulunuyor.

TUSAŞ – Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.’nin söz konusu projeleri doğrultusunda son dönemlerde özellikle AR-GE faaliyetlerine ağırlık vermesi ve söz konusu alanda kalifiye iş gücüne ihtiyaç duyulması sonucu, beyin göçünün olumsuz etkileri daha yoğun hissedilmeye başlanmıştır. Mevcut projelerimiz ile eşsiz bir deneyim elde etmekte olan yetenekli Türk mühendislerimizin yanı sıra, başka ülkelerdeki fırsatları değerlendirmek amacıyla ülkemizden ayrılmak durumunda kalan uzmanlık alanlarında yetkin vatandaşlarımıza da çağrı yapma vaktinin geldiği hissedilmektedir.

Bu ne demek biliyor musunuz? Memleketin geç kalmış ağır sanayisinin var olmasında, askeri-teknolojik malzeme konusunda dışa bağımlılıktan kurtulmasında siz yurtdışında çalışan vatandaşlarımızın, mühendislerimizin üzerine büyük sorumluluklar düşüyor. Yani, “dost meclislerinde ‘biz daha kendi uçağını bile yapamayan bir ülkeyiz…’ diye kompleksli sohbetler yapacağınıza buyrun teknoloji buyrun proje, gelin birlikte yapalım” diyorlar.

Açık yüreklilikle söylüyorum bu oluşuma en ufak bir katkım olacağını bilseydim her ne yapıyorsam bırakır koşa koşa giderdim. Çocuklarım, torunlarım Amerikan F16′larına, Rus Mig’lerine hayranlık beslemesinler, “bizim insansız uçaklarımız Heron’lardan daha güçlü” desinler diye yapardım bunu.

TUSAŞ’ın geliştirdiği projeleri incelemek için web sitelerini mutlaka ziyaret edin:
http://www.tai.com.tr/tr

Tersine Beyin Göçü projesi hakkında detaylı bilgi almak ve başvuruda bulunmak için ise aşağıdaki adresi ziyaret edebilirsiniz:
http://www.tai.com.tr/tr/insan-kaynaklari/tersine-beyin-gocu-projesini-baslattik

Ubuntu One ile dosyalarınız ve müzikleriniz her zaman yanınızda

Yazar: | 4 Nisan 2012 Çarşamba 2:24


Sıkı bir Windows kullanıcısı olarak Linux’e (her ne kadar ulvi bir düşünceye hizmet ediyor olsa da) oldum olası ısınamamışımdır. Ne var ki Ubuntu’nun da bende her zaman ayrı bir yeri olmuştur. Ben bir işletim sisteminde sahip olduğu işlevler kadar görselliğe de önem veririm, zaten işim görsellik. Kara kara ekranlara bakıp konsollarda zaman geçirecek olsaydım DOS kullanırdım.

Ubuntu, bana göre arkasındaki kurumsal gücü hissettirebilen yegane Linux sürümlerinden biri. Ayrıca yakın bir gelecekte çıkcak olan yeni sürümü tam anlamıyla oturmuş, Windows’a bile taş çıkaracak nitelikte görünüyor.

Geçenlerde yine son sürüme ait videoları izlemek üzere sitelerine girdim ve Ubuntu One ile tanıştım. “Adamlar yapmışlar” dedim. Sözüm meclisten dışarı, güzel memleketimin bazı dev tekel kuruluşları 1 GB depolama alanı verip, dalga geçer gibi “istediğiniz kadar dosya depolayın” demeye devam ededursun, Ubuntu One 5 GB‘lık sebil gibi bir alanı ücretsiz olarak kullanımınıza sunuyor, hem de tüm mobil cihazlarınızdan erişebileceğiniz şahane bir senkronizasyon imkanıyla. Yazinin devamini okuyun »

Çin malı bir USB belleğin içinde ne olur?

Yazar: | 4 Nisan 2012 Çarşamba 1:53


Elbette USB belleğe ait olmayan herhangi bir ucuz parça olur. Adamlardan mercimekli köfte yapmalarını isteyin, “parası neyse verecez kardeşim” deyin, size mercimekli köfteden ayırt edemeyeceğiniz, tuğla tozundan yapılmış bir şey yedirirler. Yazinin devamini okuyun »

Bu bilgisayarı satın almalı mıyım: Packard Bell LS44

Yazar: | 1 Nisan 2012 Pazar 17:52


Bir süredir yeni bir bilgisayar almak için araştırma yapıyorum, ne varki hala istediğim özelliklere sahip bir şey bulamadım. Bana 17″ veya üzeri bir makina gerekiyor fakat gözlemlediğim kadarıyla üreticiler 15″ üzeri makinalara (talep olmadığından olsa gerek) güzel özellikler eklemeye yanaşmıyorlar. Piyasadaki benim ulaşabildiğim 17″ üzeri bir avuç model ise ya çok pahalı ya da fiyatı uygun olsun diye düşük özelliklerle donatılarak üretilmiş.

Hal böyleyken ve ben 3.000 TL’lik makinalara yavaş yavaş razı olmaya başlamışken Vatan Bilgisayar’da Packard Bell LS44 ile karşılaştım. Özelliklerini görünce resmen şok oldum. 17.3″ LED Ekran, 8GB DDR3 RAM, 750GB HDD, 2GB paylaşımsız ekran kartı var ve peşin fiyatı 1.650 TL. Yani ben yaklaşık 2 sene önce aldığım, bunun özelliklerinin neredeyse yarısına sahip HP Pavillion DV7-4100ST için bile 2.000 küsür TL ödemiştim. Bu bir tarafa, bundan daha düşük özelliklere sahip farklı markalara ait 17″ ve üzeri modeller an itibariyle 2.500-3.000 TL arası fiyatlara satılıyor.

Durum böyle olunca insan ister istemez kıllanıp “acaba bir pislik mi var?” diye düşünmeden edemiyor. Ben donanımdan pek anlamam, daha önce de hiç Packard Bell sahibi olmadım. Haliyle teknik servis kalitesi nedir, akarı kokarı var mıdır bilmem. O yüzden bu işten anlayan bilgisayar gurusu arkadaşların fikrini almak istiyorum. Bu makinanın fiyat-performans olayı hakkında fikir beyan edebilecek birileri var mıdır? Neden bu kadar ucuz satılıyor ve “varsın i5 işlemciye sahip olsun diğer özellikleri yeter” deyip bu makinayı satın almalı mıyım? Ayrıca aklınızda benzer özelliklere sahip, “Caner bu senin işini görür” diyebileceğiniz başka bilgisayarlar varsa her türlü önerinize açığım.

Silikon Vadisi sizleri 9995$ ödüllü tasarım yarışmasına çağırıyor

Yazar: | 31 Mart 2012 Cumartesi 1:47


Silikon Vadisi merkezli uluslararası sanatçı platformu Talenthouse tarafından gönderilen bir basın bültenini paylaşmak istiyorum:

Current Motor Tasarım Yarışması Basın Bülteni
Çevre dostu, tamamen kişiye özgü tasarımı ile herkesin favorisi olan elektrikli ‘scooterCurrent Motor, tüm sanatçıları Earth Day (Dünya Günü)’den esinlenerek yaratıcılıklarını ortaya çıkardıkları özgün tasarımları göndermeye davet ediyor.

Kazanan bir kişinin tasarımı, Rio de Janeiro’da gerçekleşek Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma ve Dünya Zirvesi Toplantısı Rio+20′de duyurulacak ve Earth Day kutlaması için özel üretilecek bir Current Motor Super Scooter’ın üzerinde yerini alacak.

Buna ek olarak, kazanan kişi ayrıca şunları elde edecek:

  • 9995 Dolar para ödülü
  • Tasarımının, Current Motor ve Dell sosyal medya kanallarında gösterilmesi ile global tanınmışlık
  • Bir adet Dell XPS 13 UltrabookTM
  • Current Motor websitesinde satılacak olan her Super Scooter tasarımı için 50 dolar (usd) telif ücreti

İlgilenen sanatçılar Türkçe dil desteği olan Talenthouse internet sitesinden 12 Nisan 2012 tarihine kadar yarışmaya katılabilirler. Yarışma sayfasına doğrudan ulaşmak için bu adresi kullanabilirsiniz: http://tlnt.at/H6qmsi Yazinin devamini okuyun »

İnsanlık tarihinde kaydedilen ilk ses

Yazar: | 25 Mart 2012 Pazar 2:17


Edison yıllarca tüm dünyayı keklemiş millet. Aslında insanlığın kaydettiği ilk ses onun icadından değil, ondan yıllar önce, teey 1860 tarihinde Edouard-Leon Scott de Martinville isimli Fransız bir amcanın Phonautograph‘ından çıkmış.

Aha da şöyle bir şey:

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Kayıtta birileri “Au clair de la lune, Pierrot repondit” diyormuş, ne anlama geldiği konusunda en ufak bir fikrim yok ama ben ezgisini salavat ezgisine benzettim, az zorlasam “Allahümme Salli Ala“‘yı duyarım.

Konumuza dönecek olursak, bana kalırsa geçmişten beri bilim adamları bu ses kaydının varlığından zaten haberdardı, kimin ilk olduğunu falan da biliyorlardı fakat bir tarafta Edison, bir tarafta da Edouard-Leon Scott de Martinville gibi iki isimle başbaşa kalınca içlerinden biri çıkıp “Hacılar bir kere insanlık henüz böyle bir ismi telaffuz etmeye hazır değil. Bildiğin olay anlatıyor ya: ‘Eduard Leon’u da al gel Martinville’e Scott yapmaya gidiyoruz’ diye isim mi olur Allah aşkına? Gelin biz dünyaya Edison yaptı diyelim en azından ilkokul sıralarındaki el kadar bebelerin günahına girmemiş oluruz” dedi ve olaylar gelişti. Yazinin devamini okuyun »

BTK GSM operatörlerine ince ayar çekmiş

Yazar: | 9 Mart 2012 Cuma 23:25
Kategori: Teknoloji, Yaşam


GSM operatörlerinin o kadar sağlam bir kaos yönetim becerileri ve buna bağlı o kadar kafa karıştırıcı yöntemleri var ki, sundukları tarifelerden size en uygun olanını seçebilmeniz için iktisat profesörü falan olmanız gerekiyor. İnsanların ceplerindeki kuruşları sömürmek için öyle sinsi planlar yapıyorlar, uzun vadede kendilerine daha çok kazandıracak formülleri bulmak için öyle taklalar atıyorlar ki gözlemledikçe logolarının üzerine kusasım geliyor.

Turkcell mağduru bir blog yazarı arkadaşın yazısında okumuştum, bu operatörlerden birinin çağrı merkezinde çalışan bir vatandaş insanları “şu tarifemize geçerseniz daha ucuz konuşacaksınız” diye nasıl kandırdıklarından bahsediyordu (blog linkini hatırlayamadım, yazar arkadaş bu yazıyı görürse lütfen paylaşsın). Gerçekten de öyle, sizi “ayda sadece 50 TL ödeyeceksiniz, bu size daha ucuza gelecek” diye arıyorlar, ay sonunda bir de bakıyorsunuz ki nur topu gibi 65 TL’lik bir faturanız var. Derdinizi anlatmaya çalıştığınızda da karşınızda “şimdi bunun x vergisi var, çok oturgaçlı götürgeç parası var, bir de karşıki dağlar cenderme cenderme…” diyen, dansöz gibi kıvırmaya programlanmış operatörler buluyorsunuz.

Hem akıl var mantık var, adamın bütün odağı senin cebindeki parayı kısa veya uzun yoldan cukka etmek iken, ne diye seni daha az kazanacağı bir tarifeye geçirmek istesin ki?

İşte bu gibi sebeplerle çevremdeki insanlara faturalı hat kullanmamalarını öneriyorum. Fakat insanların düşünceleri bir garip, ön ödemeli hat kullanmayı “kontörlü telifor mu kullancam yea” diye aşağılamak gibi bir eğilimleri var, sanki buna para ödenmiyormuş gibi.

Ben Vodafone’un, faturayı ödemeyi geciktirdiğinizde telefonunuz açık olmasına rağmen sizi arayanlara “aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor” dediğini, AVEA’nın yine size gelen mesajları sinsice bloke ettiğini ve bu yüzden kendi banka hesabınıza giriş yapamadığınızı gördüğümden beri ön ödemeli hat kullanıyorum. Ben herkes gibi değilim arkadaş, böyle ince şerefsizliklere papuç bırakmam. Yazinin devamini okuyun »

Bir şey biliyorum da konuşuyorum: Yublu.com kapanmış

Yazar: | 11 Şubat 2012 Cumartesi 22:09
Kategori: Teknoloji, Yaşam


2 Şubat tarihinde sözünü ettiğim Yublu.com isimli ücretsiz kısa mesaj gönderme sitesinin bugünkü hali bu. “Bu site kapanır” dememin üzerinden 10 gün geçmemiş lan 10 gün :)

Evet değerli girişimci arkadaşlar, bu tür hezimetler yaşamak istemiyorsanız girişmeden önce gelin beni bulun ki size o işin olurunu, olmazını söyleyeyim.

Sizi yeni canavarımla tanıştırayım: Logitech Wireless Mouse G700

Yazar: | 11 Şubat 2012 Cumartesi 21:40


Efenim daha önce de sözünü ettiğim üzere mouse seven bir insanım. Yıllardır doğru mausu arıyorum. Evet, çoğu kimse doğru insanı arar, benim de olayım bu. Bu uğurda bir çok kez hayal kırıklığına uğramışlığım, kalbimin kırılmışlığı var. Ergonomik tasarımına, hassaslığına vurulduğum ve tam “İşte bu! Sonunda buldum” dediğim mausların beni her yüzeyde çalışmamak, aşırı pil tüketmek gibi sorunlarla başbaşa bıraktığı zor dönemlerden geçtim. Doğru mausun varlığına olan inancım her geçen gün daha da azalmaya başladı.

Derken çok sevdiğim bir abim bana doğum günümde bu aleti hediye etti. Öyle bir sevindim ki anlatamam. Gecelerime güneş doğdu, umutlarım yeniden yeşermeye başladı.

5700 DPI’lık mausumuzun adı Logitech Wireless Gaming Mouse G700, isminden de anlaşılabileceği üzere bir çok alışveriş sitesinin ürün listeleme kısmında “Fiyat: Pahalıdan Ucuza” dediğinizde ilk karşınıza çıkacak olanlardan. Yani baştan söylüyorum çok pahalı, o yüzden “kaç paraymışkine?” deyip fiyat araştırması yapma zahmetinde bulunmayın. Yazinin devamini okuyun »