Etiket » Yaşam

Google’ın iÅŸ baÅŸvurularında mühendis adaylarına sorduÄŸu sorular

Yazar: Caner | 17 Mart 2010 Çarşamba 2:31








Google gibi bir firmada çalışmak hemen her alandan tasarımcı ve yazılımcının en büyük hayalidir sanırım. Google’ın iç dünyasıyla ilgili izlediÄŸimiz tüm tanıtıcı videolarda herkesin yüzünde aşırı bir mutluluk ifadesi vardır, keza çalışma koÅŸullarının ne kadar esnek olduÄŸunun sürekli altı çizilir (pijamalarla iÅŸe gidip gelmeler, iÅŸyerindeki pinpon masaları vs). Tesadüfen Serdar KuzuloÄŸlu’nun blogunda rastladığım bir makale ise konuya bambaÅŸka bir açıdan bakmamı saÄŸladı, meÄŸer iÅŸin rengi pek öyle sandığımız gibi deÄŸilmiÅŸ. Hatta Google tasarım ekibinin başındaki Douglas Bowman isimli amcanın aşırı bürokrasi, baskı ve detaycılık gibi sebeplerle istifa ettiÄŸi bile söyleniyor (demekki hangi kademede olursa olsun tasarımcının çilesi bitmek bilmiyor).

Gelelim Google’ın yazılım mühendisi adaylarına iÅŸ görüşmesi esnasında sorduÄŸu sorulara; her ÅŸeyden önce eÄŸer yakın bir gelecekte Google’a iÅŸ baÅŸvurusu yapmayı planlayan bir yazılım mühendisiyseniz hiç vakit kaybetmeden dünyada kaç piyano akortçusu olduÄŸunu öğrenin derim. Bilemiyorum ama ne çeÅŸit akıl oyunları barındırdığını sadece tahmin edebileceÄŸimiz bu soruların pek öyle iÅŸe almak niyetli hazırlandıklarını söyleyemeyeceÄŸim. Diyebilirim ki Google’ın ekmeÄŸi aslanın sindirim sistemini bile uzun zaman önce terk etmiÅŸ azizim.

  • Bir otobüse kaç golf topu sığar?
  • Bozuk para boyutuna ininceye kadar sıkıştırıldınız ve kütleniz orantısal yoÄŸunluÄŸunuzu koruyacağınız kadar ufaldı. Ardından bir kıyıcı (blender) içine atıldınız ve 60 saniye içinde çalışmaya baÅŸlayacak. Ne yapardınız?
  • Veritabanının ne anlama geldiÄŸini sekiz yaşındaki kuzeninizin anlayacağı bir ÅŸekilde açıklayın.
  • Saatin akrep ve yelkovanı günde kaç kere üst üste gelir?
  • A noktasından B noktasına ulaÅŸman gerek ama baÅŸaracağın kesin deÄŸil. Ne yaparsın?
  • Dolabında o kadar çok tişört var ki seçmekte zorlanıyorsun. Daha kolay seçim yapmak için ne yaparsın?
  • Bir köyde her 100 evli çiftin birinde koca, karıyı aldatıyor. Her kadın kendi kocası dışında hangi erkeÄŸin aldattığını biliyor. Köyde zina yasak ve kadına kocasının aldattığını ispatladığı anda öldürme yetkisi veriyor. Hiçbir kadın bu kurala karşı koyamıyor. Bir gün kraliçe köyü ziyaret ediyor ve en azından bir erkeÄŸin zina yaptığını söylüyor. Ne olur?

Yazinin devamini okuyun »

“Mecburi hizmeti bitmek üzere olan nükleer tıp uzmanı arıyoruz”

Yazar: Caner | 15 Mart 2010 Pazartesi 19:34








Nükleer tıp, radyoaktif maddeler vesilesiyle (veya radyasyonla) hastalık tanı ve tedavisi yapmaya yönelik bir bilim dalı iken, Hürriyet Gazetesi iÅŸ ilanları bölümünde “Mecburi hizmeti bitmek üzere olan nükleer tıp uzmanı arıyoruz” gibi bir ilan görünce dayanamadım güldüm. Bir çoklarına göre öyle olmasa da bence bu ilanda komik bir taraf var, özellikle “mecburi hizmet” kısmına çok kafa yordum. Evet, konuya hiç bir ÅŸekilde vakıf deÄŸilim ama gözümün önüne nükleer tıp konusuna ihtisas yapmış, profesör kılıklı birinin Hakkari/BeytuÅŸÅŸebap saÄŸlık ocağında mecburi hizmet vermekte olduÄŸu geldi de, çok fena… Yazinin devamini okuyun »

Bakırköy Galleria’daki manken kız; hayınsın, zalımsın!

Yazar: Caner | 11 Mart 2010 PerÅŸembe 21:44








Sene bilmem kaç, memleket darbeden yeni çıkmış, tüp kuyrukları var, ekmek felan hep karneyle dağıtılıyor… Derken teyzeoÄŸlu ve bir iki arkadaÅŸla birlikte bir haftasonu etkinliÄŸi kapsamında Bakırköy Galleria’nın yolunu tuttuk. Konumuz malum; sinemaya girilecek, çıkışta bir kaç maÄŸaza gezilecek ve zaman kalırsa cafelerden birine oturulup kahve & tütün tüketilecek (o zamanlar bilmem kaç sayılı kanun yüzünden insanlara “burda zuÄŸara üçemessüüün” türü baskılar yapılmıyor tabi).

Sinema ve alışveriÅŸ yapmadan maÄŸazaları gezme kısımlarını geçtikten sonra kendimizi cafenin birine attık. Çaylar kahveler söylendi, muhabbet hoÅŸ sohbet derken gözüme bir afeti alem takıldı. O an sanki birileri kafatasımın içine bir kepçe daldırdı da “beyin” kabul edilebilecek organ ve organımsıların hepsini söküp çıkardı. Galleria’nın göbeÄŸinde, posamla (beyinden arındırılmış vücut) öylece kalakalmıştım. O dakika maÄŸazaları dolaÅŸan herhangi birini çevirip “ÅŸu çocuk hakkında ne söyleyebilirsiniz?” diye sorsanız, hiç düşünmeden “bence cezai ehliyeti yok” felan derlerdi. Sonraları teyzeoÄŸlundan öğrendiÄŸime göre “o da bana karşı boÅŸ deÄŸil” türü abuk cümleler kurmaya çalışıyor, ancak konuÅŸma yetim beyin sapımla beraber alındığından baÅŸarılı olamıyormuÅŸum.

O gün Galleria’daki tablo şöyleydi: O sıralar yeni çıkan bir gıda maddesi (ÅŸu kupada satılan mısırlar veya bardaÄŸa doldurulan sıvı çikolatalar olabilir, tam hatırlamıyorum) Cennetten kovulan bir melek tarafından tanıtılıyor -ki o meleÄŸin cennetten kovulmak için ne tür bir günah iÅŸlediÄŸi ayrı bir merak konusu- ve o melek her ne hikmetse onca insan arasından liseyi yeni bitirmiÅŸ, ÅŸarkı türkü iÅŸleriyle uÄŸraÅŸan Caner ile bakışıp adrese teslim gülücükler gönderiyor. Yazinin devamini okuyun »

Tasarımcının Çilesi

Yazar: Caner | 9 Mart 2010 Salı 16:32








Dünyada her yıl milyonlarca tasarımcı işlerine karışılması yüzünden mesleklerini bırakıp başka işlerle uğraşıyor. Yaratılan tasarımlar yaratıcılıktan çok uzak oluyor:)

Kimse tutup bir vinç operatörüne “şöyle yap, bence olmadı az daha gaz ver” gibi bir müdehalede bulunmaz herhalde, ama her telden tasarımcılar olarak bu muamelelere ister istemez maruz kalıyoruz. Bam teline dokunan eÄŸlenceli bir video olmuÅŸ. Yazinin devamini okuyun »

Kolları olmayan bir kadının insanı imrendiren azmi

Yazar: Caner | 7 Mart 2010 Pazar 2:13
Kategori: Video, YaÅŸam








Gecenin ikisinde uyku tutmadığı için yataktan kalkan, efkarlı efkarlı bir sigara yakıp hayatın kendisini ne kadar zorladığını ve her ÅŸeyin gitgide nasıl da çekilmez hale geldiÄŸini düşünen bir Caner’in, bilgisayarı açar açmaz karşısına bundan daha anlamlı bir mesaj çıkabilir miydi bilmiyorum…

İki kolun birden olmasaydı bırak nehirde yengeç avlayıp ayaklarınla yemek yapmayı, hayata küsüp sabah akÅŸam ölümü bekleyen bir bitkiden farkın olmazdı. Allah kimseye kaldıramayacağından fazla yük vermez, sahip olduklarına şükredip sorunların için ivedi çözümler aramak yerine sen hala oturup sızlanıyorsun…” Bu, videoyu izledikten sonra kendi adıma çıkardığım mesaj. Oralarda bir yerlerde, hayatın gerçekten çekilmez olmaya baÅŸladığını düşünen herkes için benzer mesajlar diliyorum.

Yazinin devamini okuyun »

Facebook hesabını kapatma!

Yazar: Caner | 3 Mart 2010 Çarşamba 17:18








Yapma! Facebook hesabını kapatma! Hem niye kapatasın ki? Hatırlasana ne umutlarla açmıştın; arkadaÅŸlarına fotoÄŸraflar gönderecektin, onlar senin “partideyim, çok süper eÄŸleniyorum” tarzı telefondan gönderilmiÅŸ durum mesajlarına yorumlar yapacaktı. Ya da dünya kıyamet kadar kız tavlayacaktın. Åžimdi ne oldu da tüm bunlardan bir kalemde vazgeçiyorsun? Gel bak gerektiÄŸinde on kaplan gücünde yaÅŸam koçu statüsüne bürünebilen Caner, sana neden Facebook hesabını kapatmaman gerektiÄŸini kısaca anlatsın.

EÄŸer ciddi anlamda bir feysbuk bağımlısıysan hesabını kapatmanın üstünden çok geçmeden acı bir piÅŸmanlık duygusuyla yanıp kavrulacaksın. Kendini, arkadaÅŸlarının ÅŸence eÄŸlendiÄŸi bi ortamdan uzak kalmış, mahallenin sevilmeyen çocuÄŸu gibi hissedeceksin. Merak kediyi öldürürmüş derler ya, heh iÅŸte o hesap sen de merakla “acaba Ayça ne yapıyo” türü gaip sorularıyla baÅŸbaÅŸa kalacak ve bir süre sonra “tükürdüğünü yalamamak için sahte feysbuk hesabı açıp ortamlara çaktırmadan sızma” gibi düşüncelere nail olacaksın. Ne acıdır ki bir süre sonra bu düşüncenin bünye üzerinde yarattığı inanılmaz baskıya dayanamayıp eyleme giriÅŸecek ve gururu, onuru bir kenara bırakıp zaten arkadaşın olan kimselere “atını seven kovboy” türü sahte bir isimle arkadaÅŸlık teklifleri yollayacaksın.

Esas yıkım bu noktada baÅŸlayacak; reddedileceksin. Hiç bir arkadaşın seçtiÄŸin o saçma sapan isme itibar göstermeyecek ve zaten teklifini kabul edenler hakkında da “Demek böyle her önüne geleni ekliyomuÅŸ… Demek Pelin’in nezdinde atını seven kovboyla aynı statüdeymiÅŸim, vay bee…” gibisinden yersiz düşünceler besleyeceksin… Sonra bir bakacaksın ki seçtiÄŸin o garip isimle seni kabul eden hepi topu 4 veya 7 kiÅŸiyle baÅŸbaÅŸa kalmışsın. Kendini kocaman bir sessizliÄŸin tam ortasında bulacaksın… Aklın “ne yaptım been!” diye haykırmak isterken vücudun aynı ÅŸiddetli reaksiyonu gösteremeyecek ve gözyaÅŸları içinde bilgisayar başından fırlayıp yaÄŸmur altında amaçsızca koÅŸmaya baÅŸlayacaksın… KoÅŸarken gözünün önüne Tuğçe’nin sana durduk yere gönderdiÄŸi ve kalbini hop hop hoplatan, “anam o da bana karşı boÅŸ deÄŸilmiÅŸ, oley bee” türü yersiz manalar yüklediÄŸin pokeler gelecek. Tuğçe’nin 45 derecelik eÄŸimle ayna karşısında çektiÄŸi ve 1 hafta tutuk boyunla gezmesine sebep olan profil fotoÄŸrafı slov moşın bir efektle gözlerinin önünden kayıp geçecek. Yazinin devamini okuyun »

Parafili (Cinsel sapkınlık ve çeşitleri)

Yazar: Caner | 3 Mart 2010 Çarşamba 1:40








Parafili, Wikipedia amcamızın söylemine göre “bir kiÅŸinin yoÄŸun fantazi, anormal arzular içinde bulunmasını tanımlayan psikoloji terimidir. Bu kiÅŸinin arzuları cansız varlıklara, çocuklara, hayvanlara, ölülere, kendine veya eÅŸine iÅŸkence yapmaya ya da çocuklara karşı olabilir.” gibi bir ÅŸey.

Yani bu ruh haline sahip vatandaş bir kaleme, bir ölüye (nekrofili), danua cinsi köpeğine (zoofili) veya daha kötüsü 6 yaşındaki ufak bir çocuğa (pedofili / sübyancılık) cinsel eğilim gösterebiliyor.

Mevzu nerden aklına geldi derseniz, internette bu tür eÄŸilimlerin gizli kimlikler vesilesiyle son zamanlarda büyük bir çaba ve ısrarla sıradanlaÅŸtırılmaya, “cinsel tercihtir kardeÅŸim, kimse yargılayamaz” türü söylemlerle normalize edilmeye çalışıldığını dehÅŸetle izliyorum. Çok şükür ki asla demokratik davranmak zorunda olmadığım ve “hasta” olduÄŸunu kabul etmeyerek bu eÄŸilimlerin “normal” sayılması konusunda ısrar eden ruh hastaları için gönlümce atıp tutabileceÄŸim bir platforma sahibim.

Åžayet içerisinde bulunduÄŸu durumunun anormalliÄŸini kabul ederek tedavi olmayı düşünenler veya herhangi bir kiÅŸisel sebeple tedaviden çekinenler varsa kusura bakmasınlar, kendileri nefretimin odağında deÄŸiller. Benim derdim bu iÅŸleri normal kılmaya çalışan hasta kimselerle. Yazinin devamini okuyun »

Sakın kız arkadaşınızla video oyunu oynamayın

Yazar: Caner | 1 Mart 2010 Pazartesi 23:42








Siz zararlı çıkarsınız… Yazinin devamini okuyun »

Sınır tanımayan emolar

Yazar: Caner | 1 Mart 2010 Pazartesi 14:36








Emo olmak zordur. Hala nüfus cüzdanındaki “cinsiyet” ibaresinin karşısında “erkek” yazıyorken çiçekli toka takıp, yeni yeni terleyen bıyıkları önplana çıkaracak pirsingler takmak yürek ister, cesaret ister. Bir emonun maruz kaldığı sosyal baskı, töre cinayetlerine kadar giden baskılardan bile kat be kat fazladır. Bırakınız emolar yaÅŸasın! Bırakınız kırlarda koÅŸa seke oynasınlar!

Bu hale gelebilmek için ne tür aile baskıları, ne gibi ruhsal problemler yaşıyorlar bilmiyorum ama, sadece eriÅŸtikleri o inanılmaz özgüven mertebesinin onda birine eriÅŸebilmek için bile aynı yollardan geçmeyi göze alırdım. Yeminle…

Bkz. Liiiv dı imo kids elon! Elooon!

Uçan Bebek

Yazar: Caner | 28 Åžubat 2010 Pazar 0:04








Bu yazının esas var olma amacını samimi biçimde ifade edeyim de sen de boÅŸu boÅŸuna okumaya baÅŸlama; ÅŸindi blogun Pagerank deÄŸeri zaten sıfırlanmış gitmiÅŸ, iÅŸi Alexa’dan götürüyoruz, 137 binlere tırmanmışız felan. Tabi bu öyle kolay bir iÅŸ deÄŸil, sürekli tırmanmak için bloga günübirlik yazı girmek gerekiyor, ben de ne yazsam ne yazsam diye düşünerek böyle freestyle bir olaya giriÅŸtim. Açıkcası sonunun nereye baÄŸlanacağını ben bile bilmiyorum.

Åžimdi sen “haaa” diyeceksin “demek ki sen hit kaygılı bi blogcusun” ben de sana “heee” diyecem “demek sen de para kazanmak için çok çalışıyorsun“… Aynı etkiyi bırakmıyor kabul ediyorum… Yok yok bu kitlelerce “zekice laf soktu” denebilmesi için yeterli etkide bir cümle olmadı, daha yaratıcı bir ÅŸeyler lazım bana… Heh buldum: saa ne laayn bloÄŸk benim deel mi? Hani istesem sitenin orta yerine şöyle kocaman bir tezek resmi bile koyabilirim. Ana! Düşününce ne de süper bi ÅŸey ya, ufacıkta olsa bi güç var elimde. Yüzlerce kiÅŸinin girdiÄŸi bir sitenin orta yerine kocaman bir tezek resmi koyabilirim ve kimse de beni yargılayamaz…

O deÄŸil de ÅŸu “hit kaygısı taşıma” ÅŸeysini hangi lavuk çıkarmış? Dur bak cümle içinde kullanalım; “ben sadece kendim için yazarım, asla hit kaygısı taşımadım, kimin okuyup okumadığı umrumda bile deÄŸil…” e mübarek madem öyle git evinde defter günlük tut ne artizlik yapıyon. Hayır keÅŸke benim siteme zirilyarlarca hit aksa, ne için geldikleri umrumda bile olmaz yeminle, sadece gelsinler istatistik kaydımda artı bir rakam olarak görünsünler yeter, yalana dolana ne lüzum var Allah aÅŸkına… Yazinin devamini okuyun »