10,121 yorum yapıldı
RSS Aboneliği
Friendfeed
Youtube
E-posta

Yaşam

Avustralya’ya savaş açan iki çılgın Türk

Yazar: | 14 Mayıs 2012 Pazartesi 22:32


Elin ecnebisi Cesi Ceyms’ler, Kalamiti Ceyn’ler gibi soygunculardan, haydutlardan çakma kahramanlar yaratıp şerit şerit filmlerini çeker, bizim yapımcıların gerçek kahramanlarından haberleri yok. Al sana cillop gibi film senaryosu. Günün birinde sinema sektörüne el atarsam mutlaka bu olayın filmini çekerim, çok da pis çekerim hani.

Taraftar terörü

Yazar: | 13 Mayıs 2012 Pazar 17:11
Kategori: Yaşam


Ben devletin yerinde olsaydım değil takım tutmak için, herhangi bir takımın formasının giyilebilmesi için bile IQ testi isterdim. IQ’su belirli bir seviyenin altında olan, sosyal ve ekonomik konulara kafası basmayan, yersiz şiddet eğilimi gösteren insanlara forma giyme ehliyeti vermezdim. Buna muhalefet edenleri de çeşitli uzuvlarına sıvı nitrojen döküp oklavayla vurmak suretiyle cezalandırırdım. Ee beyinsiz insanlar öyle herkes gibi değil, layık oldukları biçimde cezalandırılmalı.

Bu nedir Allah aşkına ya? Sanırsın memlekette darbe olmuş, sokaklar savaş alanına dönmüş. Sizin taraftarlığınıza da, insanlığınıza da lanet olsun. Sayenizde bir Fenerbahçeli olarak çocukluğumdan beri tuttuğum takımdan, takımı geçtim komple futboldan soğudum.

Futbol bir oyun, bir eğlencedir. İnsanın hayatının bir köşesinde durur ve zaman zaman heyecanlanıp zevk almasını sağlar, bu. Tutup da hayatınızın tam merkezine yerleştirmenin, takıntı haline getirmenin ne manası var? Siz açlıktan nefesiniz kokarken yüzlerce lira verip taraftar kartı alırsınız, futbolcular sizin sayenizde iki topa vurup milyonları götürür, iki gün sonra başka bir takıma transfer olup adına “profesyonellik” derler ama siz “sana canım feda sana” diye sloganlar atmayı delikanlılık sayarsınız. Emre daha düne kadar Galatasaray’ın bel kemiğiydi, kanı sarı kırmızı akardı ama bugün Fenerbahçe’de ve “Ben zaten doğuştan Fenerliydim ki” diyor. Keza Arda için millet bir taraflarını yırtardı, e hani Arda şimdi nerde?

Hadi bu bir yere kadar kabul edilebilir bir durum. Neticede toplumların koyun sürüsü gibi güdülmeye, bir şeylerle oyalanıp gündemden uzak tutulmaya ihtiyaçları var. Kimseye zararınız olmadıktan sonra ister arabanızı satıp maç bileti alın ister eşinizle aranıza tuttuğunuz takımı koyun. Ama ben sabahtan akşama kadar eşşekler gibi çalışıp, alnımın terini “bu parayla halkın güvenliğini sağlamak üzere polis arabası al, insanlar otobüs beklerken ıslanmasınlar, durak yap” diye devlete veriyorum, sen de çıkıp benim paramla var olan bu kamu mallarına sanki düşman malıymış gibi nefretle zarar veriyorsun. Neden? Tuttuğun takım yenildi diye. Kusura bakma ama sokarım senin taraftarlığına da takımına da, yavşak. Yazinin devamini okuyun »

Bugün tüm dünyaya uçak satıyor olabilirdik

Yazar: | 12 Mayıs 2012 Cumartesi 23:55


2012 yılında kendi otomobilini üretmekten aciz memleketimin teey geçen yüzyılın başlarında uçak fabrikasına sahip olduğunu, birfiil uçak ürettiğini ve hatta ürettiği uçakları yurt dışına satmaya başladığını bilmeyenler var. Canları sağolsun. Onların feysbukta daha fazla vakit geçirip; beyin, ahlak, hoşgörü, merak, inanç, saygı, milli duygular gibi tüm kavramlardan arınmak ve bu vesileyle hiçbir şeyi dert etmeyen nesiller yetiştirmek gibi bir misyonları var. Bin yıllardır gördük ki her şeyi merak edip sorgulayan basiretli insanlarla bu devran dönmüyor, belki dünya barışı denen ütopya onların yetiştirecekleri çocuklar sayesinde gerçek olur.

Tüm bu laf sokmaların konuyla ne alakası var diye soracak olursanız hemen izah edeyim efenim: Memlekette henüz adam akıllı bir ekonomi bile yokken ileri görüşlü bazı insanlar çıkmış ve “İstikbal Göklerdedir” sözünü de arkalarına alarak uçak üretmeye başlamışlar. Bunu devlet kademesinde resmi kisveyle yapanlar olduğu gibi farklı zamanlarda tamamen şahsi kaynaklarını kullanarak yapmaya çalışanlar da olmuş. Şöyle düşünün, günümüzde Başbakan memleketin girişimcilerine “Otomobil üretin, biz de destek olalım” deyince, hemen hepimizin evlerine gerek beyaz eşya gerekse başka teknolojik cihazlarla girmeyi başarmış olan, bir günlük televizyon reklamı harcamaları sokaktaki girişimcinin bütün sermayesinden daha büyük olan firmalar “Hadi canım kolay bir iş mi o?” diyorlar. Adamlar ise daha Cumhuriyetin ilk yıllarında uçak fabrikası kurmuşlar, hem de birden fazla.

Zamanla birileri bu durumdan rahatsız olmaya başlamış zaar, gavuru olsun ecnebisi olsun resmi ve gayri resmi ziyaretlerle bu uçak fabrikalarını incelemişler. Evlerine döndükten sonra da “Ya hacılar siz bu uçak işleriyle falan çok uğraşmayın, zaten adam gibi bir sanayi altyapınız yok elinize yüzünüze bulaştırırsınız. Gelin siz bu işten vazgeçin biz de size kendi kullanmadığımız külüstür uçakları verelim” demişler.


ABD’nin 50′li yıllarda Türkiye’yi anlatmak için hazırladığı bir video. Kimileri için modernlik ve çağdaşlık adına Türkiye’yi özellikle ABD’nin ağzından bu şekilde duymak gurur verici, bana göre ise yüzyıllarca dünyaya kök söktürmüş bir medeniyetin torunlarından “yeni yeni emeklemeye başlayan küçük çocuk” edasıyla küçümseyerek bahsettiği için rahatsız edici. Konuyu dağıtmayalım, videoyu özellikle 3:10′dan itibaren daha dikkatli izlemenizi rica ediyorum.

Şu anda düşününce akıl dışı gibi görünen bu teklif o dönem bizim baştakilere pek mantıklı gelmiş olacak ki tereddütsüz kabul etmişler. Aralarından “S*ktir et zaten uçak üretip ne yapacaz uzaya mı çıkacaz sanki” diyenler olmuş mudur bilmiyorum ama (tarihimizde “asmayalım da besleyelim mi?” diyenler olduğuna göre bu da pek tabi olabilir) şu veya bu şekilde bütün fabrikaları kapatıp, bütün şahsi girişimlerin de önüne taş koymak için beş dakika beklememişler. İşlerini bitirdikten sonra teklifin sahibi dış mihraklarla kol kola girip memleketi teknolojik açıdan en az 60 yıl geride bırakmanın tarifsiz sevinciyle halaya durmuşlar mıdır bilmiyorum. Yazinin devamini okuyun »

Otobüste yanıma oturup Fransa muhabbeti yapan adamlar

Yazar: | 10 Mayıs 2012 Perşembe 2:44


Bugün işten eve dönerken tıklım tıkış otobüste (ki İzmit’te midibüslere otobüs demek gibi yaygın bir alışkanlık var, birileri zamanında bunları çok fena keklemiş ama şimdilik uyandırmıyorum) en arka koltuktayken yanıma golf kulübünden fırlamış gibi görünen iki adam oturdu. Nayk çantalar, adidas ayakkabılar, ütülü sayılabilecek eşofmanlar, bilmem ne marka güneş gözlükleri derken dışardan bakıp “zengin adamlar spordan dönüyor” diyebilelim diye hiçbir masraftan kaçınmamış, konseptle ilgili her markanın en pahalı ürününü tedarik etmişlerdi.

Gelgelelim onlar da benim gibi fakirlerle birlikte Bekirdere Üçyol’a giden otobüsdeydiler ve onlar da sol taraftaki sucuk kokulu amcaya tahammül etmek zorundaydılar, yol boyu bu düşünceye tutunarak içime su serptim.

Biri bu sene de Fransa’ya gidecekmiş, Ramazan’a kadar orda takılmayı düşünüyormuş. Öbürü de zaten bir kaç haftada bir gidip geliyormuş, iyi hoş memleketmiş ama uzun kalmaya gelmezmiş, hani şu bi tane Le’otel varmış ya detoks metoks yapılan, orayı özellikle önerirmiş.

Lan heriflerin muhabbetine öyle bir sinir oldum ki anlatamam, “Artizliğiniz kime p*zevenkler? Gidin zengin muhabbetinizi rotari kulübünüzde yapın!” deyip elimdeki çantayı kafalarına geçirmemek için kendimi zor tuttum. Yazinin devamini okuyun »

F*ck The System

Yazar: | 10 Mayıs 2012 Perşembe 0:33
Kategori: Yaşam

“Baba sanırım bahçeye Filistinli girmiş”

Yazar: | 6 Mayıs 2012 Pazar 0:28

Afrika Mangosu Zayıflama Hapı

Yazar: | 3 Mayıs 2012 Perşembe 20:26
Kategori: Yaşam


Afrika Mangosu (bir başka deyişle African Mangosu) dünyaya ismini Dr. Mehmet Öz‘ün tavsiyesiyle duyuran, zayıflamaya yardımcı, metabolizmayı hızlandırıcı özellikleriyle dikkat çeken faydalı bir bitki.

İçerdiği potasyum ve zengin lifli yapısıyla güçlü bir anti-oksidan olduğu düşünülen Afrika Mangosu’nun, gıda takviyesi olarak hazırlanan hapları bulunuyor. Yemeklerden yaklaşık 20 dakika önce alınan bu hapların düzenli kullanımlarda ve çeşitli egzersizlerle desteklendiğinde zayıflamaya yardımcı olduğu gözlemlenmiş.

Yurtdışında oldukça rağbet gören Afrika Mangosu hapları hakkında daha detaylı bilgi almak ve sipariş vermek için Africanmangosu.net sitesini ziyaret edebilirsiniz. Yazinin devamini okuyun »

Erik mevsimi başlamış

Yazar: | 3 Mayıs 2012 Perşembe 0:28
Kategori: Yaşam


Bol bol tüketin hacılar, çok kısa bir zaman diliminden bahsediyoruz. Bir kere kaçırdımı insan koca bir sene erik hasretiyle yanıp tutuşuyor. “Ben çok seviyorum ama bizim buralarda bulunmuyor gardaş” diyen varsa leğenimin yarısını böler kargoynan gönderirim, o derece hassasım yani bu konuda.

Asla sahip olamayacağınız bir ev: Hopen Place House

Yazar: | 2 Mayıs 2012 Çarşamba 1:21


Hopen Place House isimli bu saray yavrusunu -üzerinize afiyet- Whipple Russell adında bir hayvan yapmış. Kaliforniya’nın en güzel tepelerinden birine kondurup “şehrin gürültüsünden, kaostan uzaklaşıp huzur bulabileceğiniz bir mekan” diye de tanımlamış. Yani “Olum madem paranız var gelin pis fakirler metrobüslerde birbirlerini yiyedursunlar, kafa rahatlığını, huzuru satın alın” demek istemiş. Onun ben zeminden ışıklı çizim masasına kedi kakası koyayım.

Bir kere evin kendine ait bir ismi var lan. Allah aşkına hangi birimizin evinin ismi var? Benimkine bakıyorum olsa olsa Abdulbaki olur, onu da bizim ev sahibi Ömer Amca harcını falan kendi kararak yapmış, hiçbir dekorasyon dergisine malzeme olmaz yani.

Teyzeoğlumun demo hayatlar süren biz fakirler için güzel bir benzetmesi var, “Bizler kavanozun içindeki hamam böcekleriyiz, kavanozdan yukarı tırmanmaya çalışarak ömrümüzü tüketirken esas hayatı o kavanozun dışındakiler yaşar” der. Aslında böyle yazınca essahtan hepsini tek bir seferde gayet karizmatik bir edayla uzaklara bakarken söylüyormuş gibi oldu ama öyle değil, ben anafikri alıp düzgün bir cümle haline getirdim.

Bu arada başlıkta fazla iddialı olmadım değil mi? Hani okurlar arasında bu eve sahip olabilecek güçte birileri varsa söylediklerimin hiçbiri onlar için geçerli değil bilsinler. Şeyse hani şu bizim Hamilton Pool sponsorluğu olayını konuşabiliriz. Karşılık olarak ben de link veririm. Böyle adamın kendisine link veririm. Yazinin devamini okuyun »

Beni buraya gönderecek bir sponsor arıyorum: Hamilton Pool

Yazar: | 2 Mayıs 2012 Çarşamba 0:12


Ya arkadaş gözünü sevdiğimin dünyasında ne güzellikler varmış da haberimiz yokmuş. Aslında hep oradalarmış da (“oradaymışlar” mı demeliydim yoksa? Oradamış (Bergamaca), Oradamışsım (Konyaca), Tey hana (Vanca). Evet sevgili okurlar geldik bir Yurdumuz Şivemiz programının daha sonuna…) benim mi yeni dikkatimi çekmeye başladılar bilmiyorum.

Biz burda Marmara’da fabrika bacalarının sabah akşam itinayla beslediği kirli havayı soluyalım, adamlar Texas’larda Hamilton Pool’larda mis gibi doğanın tadını çıkarsın, sağlık dolsunlar. Hak mı şimdi bu?

Beni bu mekana çok değil 1 haftalığına gönderecek bir sponsor arıyorum, kendilerinin ömür billah duacısı olurum. E oraya kadar göndermişken cebime de biraz para koyarlar herhalde. Bir de 4×4 istiyorum… Hamak, kilim bir de semaver… Olta da istiyorum. Yazinin devamini okuyun »