Benimkisi bir kırık hikayesi


Yukarıda gördüğünüz tablo 4,5 – 5 yaşlarındaki bir veledin “düz duvara tırmanma” imtahanı sonucu düştüğü durumun resmidir. Gerçi bunda bahçesine briket duvar örerken sıva veya harç kullanma ihtiyacı duymamış olan yan komşunun katkıları da büyüktür. Aslında şöyle bir bakınca suçun büyük bir kısmı ondadır, neticede tüm Adilcevaz’ın (Bitlis) illallah ettiği, kuşların, tavukların, civcivlerin ve diğer bilimum hayvanatın korkulu rüyası olan Caner’in yan komşusu olmak duvar örerken bile sorumluluk duymayı gerektirir.

Efenim hiç unutmam bayramın ilk günüydü. Sabah gözümü açtığım andan öğlene kadar milyarlarca şeker yemiştim, böylelikle zaten Ferrari motoru sahibi olan bünyeme bir de sanayide NOS taktırmıştım. Annem, deli danalar gibi koşturup sağa sola saldıracağımı bildiği için dışarı çıkmama her zamankinden daha fazla izin vermiyordu. Yani normalde “Dışarı çıkabilir miyim?” sorusuna istisnasız biçimde “Hayır” derdi fakat kale kapısı gibi olan dış kapımızın en üstünde, benim bacak kadar boyumla ulaşamayacağım yerde bulunan çengeli kapatmazdı. O çengel sadece şuna dönüşme potansiyelim bulunduğu zamanlarda kapatılırdı, o bayram gününde olduğu gibi.

Evin içinde dört dolandığımı hatırlıyorum, tüm odalarda, evin her santimetrekaresinde koşturdum fakat içimdeki yangın kümese dalıp tavukların altındaki yumurtaları bomba yapmak üzere çalmadan, komşu köpeğini kızdırıp zincirini koparmasını ve peşimden koşarak adrenalin ihtiyacımı gidermesini sağlamadan, iki üç bahçe sahibinden “Toprah başan düşe!” bedduası duymadan sönecek gibi değildi. Mutlaka bir hindiye, bir böceğe, hiç olmadı ceviz ağacına zarar vermem gerekiyordu fakat çengel olayı tüm bunlara mani oluyordu.

Derken kapı çaldı, bayram ziyareti için ilk misafirlerimiz gelmişti ve iyi bir zamanlamayla bu fırsatı değerlendirebilirdim. Annem kapıyı açmaya gelip elini çengele attığında ben çoktan cırtcırtlı spor ayakkabılarımı ayağıma geçirmiş, kapıyı iyi gören bir açıdan pusuya yatmıştım. Kapıyı benim geçebileceğim kadar araladığı an koşarak dışarı fırladım.

Ondan sonrasını FPS oyunlarındaki şu açıyla hatırlıyorum

Önce evin etrafını çevreleyen bahçeyi üç dört kez koşturarak turladım, bu sırada hedeflerimi belirleyip yapacaklarımı aklıma not aldım. Listemde tabiki önce kümes vardı zira yapacağım deneylere karşı koyamayacak küçük, güçsüz hayvanlar burada bulunuyordu. Ardından “darı ambarı” dedikleri, hakkında çocukların içine düşüp yandığıyla ilgili hikayeler anlatılan tandırın da bulunduğu mekanın kapısını zorlayacak, girebilirsem son ziyaretimden beri hayaletlerin yerde ayak izi bırakıp bırakmadıklarını gözlemleyecektim. Daha sonra kilerin damına çıkacak ve eğer hala yakalanmadıysam evin arkasındaki garajda bulunan, üzerinde “Tehlikeli Madde” yazan akaryakıt tankerinin tepesindeki kapakları açacaktım.

Annemin misafirlerle ilgileniyor olmasından istifade listemdeki ilk maddeleri sorunsuzca hallettim fakat kilerin damındayken korktuğum başıma geldi ve üst katımızda oturan ev sahibimiz Karahan Amca’ya yakalandım. Kendisinden çok pis korkardım, Clint Eastwood gibi sürekli gözlerini kısarak dolaşırdı, yufka yürekli fakat sert mizaçlı biriydi. “İn ordan eşek herif düşeceksin!” deyip ben damdan inene kadar bekledi, fakaaat bu sefer anneme seslenip “Kızım bu çocuk gene ipini koparmış, eve al bunu başına bir iş gelecek” demeden gitti.

Durumu tarttım, yaptıklarımı ve yapabileceklerimi gözden geçirdim. Karahan Amca beni kilerin damından indirmişti fakat tankerin tepesine çıkmamam gerektiğiyle ilgili bir şey söylememişti. Aynı dakika içerisinde tankerin tepesindeydim. Yuvarlak üst kapaklarından birini az biraz zorlayarak da olsa açmayı başardım. İçi zifiri karanlıktı ve enteresan kokulu bir sıvıyla doluydu. Daha yakından bakmam gerektiğini düşünerek tam başımı içeri sokmuştum ki bu sefer de Karahan Amca’nın işçilerinden birine yakalandım. Heyt höt edip beni kovaladı, bahçeden kaçmak zorunda kaldım…

Benim bir şekilde bir yerlere tırmanmam gerekiyordu fakat insanlar bunu anlamıyorlardı. İşçi hala bahçedeyken oraya dönemezdim zira beni yakalayıp “Yenge buna mukayet ol gene damlarda tepelerde dolaşıyor” diye anneme teslim etme ihtimali vardı -ki bu tür durumlar genellikle benim açımdan pek hoş sonuçlanmazdı. Haliyle eldeki imkanlarla doğaçlama yapmak zorundaydım. İlk baktığım yerde komşumuzun duvarı vardı…

Sonrası malum. Yazının başında açıkladığım nedenlerle önce ben yere düştüm ardından bacağımın üstüne bir briket düştü. Herkese bayramı zehir etmiş olmam bir tarafa, oturduğumuz ilçede o dönem bu tür bir vakayı tedavi edebilecek herhangi bir kurum bulunmadığı için, biz şehirdeki hastaneye gidene kadar idare etsin diye yerel bir çıkıkcının bacağıma yaptığı destekler kemiğin hatalı kaynamasına neden olmuş. Yukardaki resimde gördüğünüz üzere bacağıma bir ağırlık astılar ve gardiyan gibi bir hemşire her gün gelip o ağırlığa asılarak kemiğin tekrar kırılmasını sağladı. Sonraki 6 ay alçılı bir bacak ve koltuk değnekleriyle dolaşmak zorunda kaldım.

Kırık bir bacak akabinde malum “Ben bir pislik yaptım” sırıtması, “Terleyip üşütmesin” diye anne tarafından kazağın içine sokuşturulmuş bilimum havlu veya eşarp, baba tarafından sanki kafaya çorba kasesi konularak kesilmiş gibi duran saçlar, muhtemelen kılıfı yıkandığı ve henüz kurumadığı için ne kadar eski olduğu ortaya çıkan kanepe ve 80’li yıllar…

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Facebook Yorumları

9 Yorum

  1. Korhan

    Komşularına yaşattığın bunca zulümden sonra bugün muhittinden, komşularından şikayetçi oluyorsun, sabret ve arın kardeşim 😀

  2. Caner
    Yazar

    Sağolasın Ahmet. Valla o tür bir şeye girişemedim, prodüksiyon şişmesin dedim 🙂

    @Korhan ben daha o zamanlar arındım abi yaptıklarım cezasız kalmadı yani 🙂

    Yukardaki resimde gördüğünüz üzere bacağıma bir ağırlık astılar ve gardiyan gibi bir hemşire her gün gelip o ağırlığa asılarak kemiğin tekrar kırılmasını sağladı. Sonraki 6 ay alçılı bir bacak ve koltuk değnekleriyle dolaşmak zorunda kaldım.

  3. HOTCHE

    Buna benzer bi hikayede bende mevcut.. Duvardan kendi rizamla”kaptan magara adami geliyor anacccciiim” diye atlayip..sag kolumu kirip solak olma becerisine ulastim 🙂
     Bide bizimkiler daha gaddardi.. kapiyi asma kilitle kilitlediklerinden  kapinin altindan tunel kazmistim.. Ordan firtardim.. Ayrica benim favorim, sonmus kirec varillerine tas atmak, comak  sokmakti…  Ama bacak olayi hakkaten kotuymus yaa. Bide tabi sen benden bikac gomlek daha yaramazmisin oglum.. Evlat olsan sevilmezmisin hakkaten.. 🙂
     Mustafa’nin bize gosterdigin fotolarindaki kopyasiymisin bu arada.. Oglum ne kadar cok benziyomus sana.. İnanamadim.. 

  4. Caner
    Yazar

    Hatcecan sen de az değilmişsin hani 🙂 Evet, anacım sağolsun hiç “Allah sana senin gibi bi evlat versin” diye beddua etmedi, etmediğini de belirtti sağolsun 🙂

    Musti benim küçüklüğümün karbon kopyası ya bildiğin aynı hamur.

  5. Beraat

    “Toprak koyum başan.” Bizim burada kullanılır. Yoksa bu ayak kırmayı bizim buradamı yaptın abi ? 😀

  6. Beraat

    Abi Allah aşkına söyle bana hangi evde nerede kalıyordunuz ? Karahan amca kim ? Bak evin adresini söylemezsen vallahi darılırım 😀

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir