Rakamlarla yaşıyorum


Bir ara alkışlarla yaşamaya çalışmışlığım da var (cidden), fakat Zeki Müren’e pek yakışan bu yaşam biçiminin bana göre olmadığına kanaat getirdikten sonra komple rakamlara dönmeyi tercih ettim.

Rakamlar derken aklınıza matematiği çok sevdiğim falan gelmesin, bilakis nefret ederim. Hatta lise 1. sınıfta sırf matematik dersinden kaçarak 22 tam gün devamsızlık yapıp, sınıfta kalacağım korkusuyla evden kaçarak bir kaç mahalle ötedeki inşaata sığınıp, yanında okul müdürü olmak üzere bilimum otobüs terminallerini ve havaalanını dolaşarak beni arayan annem tarafından kaçtığım günün ikindi vakti bulunmuşluğum bile var. Okul müdürünün “Caner gel kaçma, söz sınıfta bırakmayacağız” deyişi ve olaydan bir kaç gün sonra beni okul merdiveninde kıstırıp “Evladım herkes okumak zorunda değil” diye nasihat edişi hala gözümün önündedir.

Ben daha çok bankaların internet şubelerinde yer alan rakamlarla haşır neşir olmayı seviyorum, hayatıma yön veren rakamlarla. Onlar için çalışıyor, onları arttırmanın yollarını arayarak yaşıyorum. Elektrik faturalarımı, ev eşyası taksitlerimi ödeyebilmemi sağlayan bu rakamlar yaşam standartlarımı belirliyor. Akşam yemeğinde lahmacun mu yoksa yavan ekmek mi yiyeceğim tamamen onların azlığına veya çokluğuna bağlı. Uzun süredir kendilerini vücut bulmuş halde cebimde görmüyorum, bunun yerine kasiyere rakam-matiğimi uzatıp, aldığım 2. sınıf sucuğun karşılığı kadar rakamın internet şubemdeki “Bakiye” kısmından düşülmesini sağlıyorum. Resmen Lidyalıların başlattığı koca bir devrin kapanmak üzere olduğunun canlı abidesiyim.

Geçenlerde bir cüzdan aldım. Evet, 28 yaşındayım ve şimdiye kadar doğru düzgün bir cüzdan kullanım alışkanlığı edinemedim. Acayip darlanan biriyim, bilgisayar çantasından başka hiçbir şeyi üzerimde taşımaktan hoşlanmıyorum. Güneş gözlükleriymiş, bel çantalarıymış, ne bileyim diğer aksesuarlarmış kesinlikle bana göre değil. Ben cep telefonumu ve hatta belli bir büyüklüğün üzerindeki çakmakları bile yük olarak görüyorum, bu nedenle olsa gerek döt cebimde sürekli rahatsızlık veren bir şişkinlikle dolaşmaya bir türlü alışamadım. Görünen o ki alışamayacağım da…

Şu anda dünyada benim gibi, döt cebinde kağıda basılmış rakamlar taşımadan yaşamaya alışmış bir çok insan var ve sizi temin ederim yakın bir gelecekte hepimiz böyle yaşamaya başlayacağız, sadece artık paranın değil de rakamların kölesi olacağız (köle olma olayımız sabit, ondan kaçış yok). Evet belki işler daha da kolaylaşacak fakat bence dünya yaşanılabilirliğinden bir parça daha yitirmiş olacak. Yani düşünsenize Inside Man veya Bank Job gibi soygun filmlerinde esas oğlanların neyi çaldıklarını izleyerek olaydan aşırı zevk duyacağız? Veya ne bileyim “Bu bir soygundur” diye bankaya dalan elemanlar veznedara yanaşıp “Çabuk şu rakam çipini doldur seni lanet pislik” mi diyecekler? Şimdilik en azından uğrunda çaba sarfedip riske girdiğimiz şeyi somut olarak elimizde hissedip anı yaşama imkanımız var, o zaman tüm bunların hiçbir anlamı kalmayacak…

Bitirirken: Canlı kanlı paranın anlam ve önemini vurgulamak üzere verdiğim örneklerin bir şekilde banka soygununa dayanıyor olması içen içte sürekli böyle bir arzu beslediğim anlamına gelmez. Yine de termit kullanımı ve tünel kazma konusunda bilgi sahibi olanlar varsa bana bir ulaşsınlar, özel bir şey söyleyeceğim.

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Facebook Yorumları

4 Yorum

  1. Muhammet

    tarihin bazı dönemleri teknoloji konusunda yüzyıllarca dümdüz ilerler. doğan insanlar aynı teknolojiyle doğarlar, ölürken aynı teknolojiyle ölürler. fakat bazı dönemleri ise aşırı bir şekilde teknoloji patlaması yaşarlar. ateşin bulunuşu, para, tekerlek, barut, pusula, matbaa gibi şeyler.

    içinde yaşadığımız dönemin de teknoloji patlaması dönemi olduğuna inanıyorum. elektrik, televizyon, internet. hepsi birkaç on yıl önce çok az bulunan, hatta bulunamayan şeylerdi. cep telefonlarından örnek verecek olursak, birkaç yıl önce sadece foto çekip müzik dinleme aleti olarak kullanılırdı. hatta birkaç yıl daha geriye gidersek ,gerçek ses çıkaran cep telefonları en lüks cep telefonlarıydı. o zamanlar mono/polifonik telefonlar vardı. oysa ki şimdi bakıyoruz, 4 çekirdekli, 2 gb ram’li, 64 gb dahili bellekli hayvan gibi cihazlar. internette benim bilgisayarımdan daha hızlı geziyorlar. işte teknoloji patlaması bu! mobil cihazlar, internet, kablosuz iletişim!

    tabii ki bunlar geliştikçe birtakım şeyler de ölüyor. e-mail elinin altındayken mektup yazıp, ptt’de kuyruk verip ücretini ödeyerek yollayan, 1 hafta sonra alıcıya ulaşmasına göz yuman kimse tanımıyorum. ya da internet varken yaşlı babam gazete almayı bile bıraktı. masaüstüne birkaç gazetenin yer imini koydum, her gün oradan takip ediyor gündemi.

    biraz uzattım gibi, konuyu nereye bağlayacağım; teknoloji patlaması yaşanan seyrek dönemlerden birindeyiz. her teknoloji gelişmesinde, birtakım şeyler de ölüyor. günümüzde kimlikleri bile elektronikleştirme çalışmaları başladı. ve böyle giderse, Caner’in de dediği gibi, somut paranın sonu gelebilir. kısa dönemde gelmez fakat uzun dönemde pek şansı yok.

  2. Korhan

    yazı için bişey diyemiyorum, cüzdan için hiç bişey diyemiyorum, bu kadar olur diyorum sadece..
    domain de boşmuş hele 😀

  3. Muhammet

    Yazını okurken  “zamana karşı (In Time)” (klasik türk çevirisi, aldırış etmemek lazım) filmini izliyormuş gibi hissettim nedense. Tek fark oradaki rakamlar zamandı. 😀 1milyon yıl boru mu ? 😀

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir