Gezi Parkı eylemlerinin iç yüzünü merak edenler için: Ekonomik Tetikçiler

Ekonomik Tetikçiler” isimli bu kesiti 2008 yapımı olan Zeitgeist: Addendum isimli belgeselden kırptım. Başından sonuna kadar objektif bir bakış açısıyla izleme zahmetine katlanacak olursanız, içerisinde bulunduğumuz zaman diliminde “faiz lobisi, dış mihraklar” gibi içi boşaltılıp itibarsızlaştırılmaya çalışılan ifadelerin, komedi unsurları olarak kullanılmaları yerine ciddiye alınmaları durumunda aslında ne kadar büyük bir tehlikeyi işaret ettiklerini rahatlıkla görebilirsiniz.

Eski ABD Başkanı John F. Kennedy’nin ve onunla aynı kaderi paylaşan senatör kardeşinin, sanki birilerine göz dağı verilmek isteniyormuş gibi halka açık ortamlarda infaz edilmelerinin nedenlerini araştırırken, yolum seneler önce izlediğim bu belgesele düştü. Gezi Parkı eylemlerinden çok önce çekilmiş olan bu görüntüleri tekrar izlerken dehşet içerisinde taşların yerine oturduğunu fark ettim. Bu insanların neden öldürülmüş olabilecekleri sorusuna, onlar gibi içerisinde Adnan Menderes ve Turgut Özal’ın da bulunduğu bir çok ülkenin devlet başkanının hangi sebeplerle uçaklarının düşürüldüğüne, silahlı, bombalı saldırılara, idamlara, zehirlenmelere maruz kaldıklarına, askeri darbelere, halk ayaklanmalarına, IMF’den kurtulmanın sonuçlarına ve dünya medyasının bu olayları yansıtma biçimlerine adeta ışık tutuyor.

Özgürlüklerinizin kısıtlandığını düşünüyorsanız sonuna kadar haklısınız. Dünya insanları olarak hepimiz karanlık bir imparatorluğun gölgesi altında yaşayan ve bu durumun farkında bile olamayacak kadar aciz, bilgiden, idraktan yoksun kimseleriz. Eğer gerçekten özgürlüğünüze kavuşmak istiyorsanız gölge boksu yapmayı, Don Kişot gibi yel değirmenlerine saldırmayı bırakmalı, ilk önce kendinize, sonra içerisinde yaşadığınız topluma karşı dürüst olmalısınız. Hangi görüşe sahip olursanız olun, hareketleriniz, söylemleriniz, olayları yorumlama biçimleriniz çok önceden hiç sorgulamadan sahip olduğunuz düşünceleri desteklemeye, her ne pahasına olursa olsun onları kanıtlamaya veya karşıt düşünceleri karalamaya değil, tarafsız biçimde “gerçeği” öğrenmeye yönelik olmalı.

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Facebook Yorumları

12 Yorum

  1. Hakan Bulut

    kafamı karıştıran kısım şu bu kadar gizli ve profesyonel çalışan birilerinin sırlarını burda ulu orta anlattıracaklarını sanmam

    • Caner
      Yazar

      Adam ununu elemiş eleğini asmış gibi görünüyor. Zaten bu belgesel çekildiği dönemde adamın tüm bunları anlattığı bir kitabı yayınlanmış.

  2. selim sirci

    Bu videoyu izledikten sonra başlığına; “Gezi Parkı eylemlerinin iç yüzünü merak edenler için..” yazmak hükümetin politikalarından bihaber olmak demek ki bunu Türkiye’de yaşayıp görmemek için gerçekten kör olmak lazım.

    Video ilk vurgusunu özelleştirmelere yapıyor.“Elektriklerini Sularını ve alt yapı sistemlerini özelleştirelim ABDli veya çokuluslu şirketlere satalım” Enerji sisteminin ve hatta Telekom’un devlet eli altında hizmet vermesi gerekirken ( Bu özel firmaların bu alanlarda faaliyet göstermesine engel değildir ) özelleştirilmesi acaba sorusunu akla getirmiyor mu?

    IMF borcu bitirmek bizi bu güçlerden kurtaracak mı ?
    Gelişmiş ülkelerde dış borcun fazla olması sorun edilmez. Çünkü o ülkeler üretirler ve yaptıkları ihracatla paralel dış borçları artar. Peki ya bizde?
    Bizde üretim yok ve üretimi azaltmak ve dışa bağımlılığı arttırmak için siyasal iktidar tüm kartlarını oynadı. Hatta son aylarda tarımı çiftçinin elinden alalım gibi sesler yükseldi.

    Gelelim Gezi Parkına;

    Benim gördüğüm manzara en basit tabirle; bir yanda eylemsiz geçirdikleri günler avuçları kaşınan, kendilerini yamayacak bir kalabalığa salyalarıyla koşan siyasallaşmış sivil toplum örgütleri, adını duymadığımız koca koca adamlardan oluşan öğrenci federasyonları ve tabi olmazsa olmazımız sendikaların ortaya koyduğu barbarca görüntüler. Müsaade etmediler, apolitik, sağ-solla işi olmayan, tek dertleri odalarını istemedikleri renge boyayan ebeveynlerine isyan etmek olan gençlerin çiçek çocuk olmalarına…

    Uzun yıllardan sonra yaşlı dünyayı , hakkını bu kadar güzel arayan bir topluluk…

    diğer yanda; kendi seçtiği aydınlara kulak kapatan, kendisine her zaman destek veren yazarları takmayan ve neden olayları kızıştırdığını anlamayan kendi partisindeki vekillere hatta cumhurbaşkanına rağmen ortalığı alevlendiren bir başbakan….

    Acaba dik durmakla diklenmek arasındaki farkı başbakan ayıramadı mı? …

    Bence; siyasal iradenin istediği üzere, olaylar dallanıp budaklanacaktı ki başbakan haklı duruma gelecekti, biraz daha yanacak yıkılacaktı ortalık. Kenan Evren’in bir gecede halk yararına(!) nasıl kullandıysa orduyu, üstelik darbe de yapmadan bitirebileceği kardeş katlini, darbe istibdadına gelinceye kadar durdurmaması, koltuk sevdası nedeniyle birkaç yıl, birkaç bin ölüme daha göz yumması gibi başbakan da polisi aynen öyle kullanacaktı…

    Gezi parkı olayları faiz lobisiyle ilgili olsa bile ( ki bence değil ) bunun öncüsü sayın başbakanımız oldu. yani burada danışıklı bir dövüş var…

  3. Trk

    Gizli büyük planlar dönüyor dünyada ama oluşmuş algı arkasında amerika var oluyor. Bir bakıma doğru ama tamamen değil. Bu işin arkasında asıl bazı baronlar denilen para babaları var. rockefeller rothschild Şahsi fikrim bunların artık paraya da ihtiyacı olmadıkları. Ülkelerle oynamak karıştırmak, ülkelerin, liderlerin üzerinden bahis oynamak, anlatılamayacak derece bazı sapıklıklar vs. Ayrıca şuna da dikkat çekmek isterim. Çok önceden hazırlanmış bir masonik card oyunu vardır. Ülkemizde son oynanan kart “Kill for Peace” kartıdır.

  4. Hasan

    Son senelerde geleceğin bölgesel güçleri olarak tüm dünyada sık sık haber yapılan Brezilya ve Türkiye isimlerinin ard arda bu olayları yaşaması bence bu söylenenlerin doğruluğu için birer kanıt olduğu gibi bunları bu kadar ortadan yapan güçlerin de kendilerine olan güvenlerinin bariz bir göstergesidir. Tüm bunlara rağmen bu gerçeği reddetmek şahsıma pek mantıklı gelmiyor.
    Diğer yandan bir grup samimi insanın orada toplandığı gerçeğini herkes az veya çok kabul ediyor. Fakat bu kişiler orada azınlığı oluşturan ve ne yazık ki kabullenmek istemeseler de dolaylı olarak kullanılan bireylerdir. Ne yazık ki medya (sosyali başta olmak üzere) o kadar yanlı bir çalışma sürdürdü ki insanları aslında dışarıdan hiçte algıladıkları gibi görünmeyen bir gerçeğe inandırmaya başladı. Kimileri orada kurtuluş savaşını ilan etti, kimileri “İstanbul’u Cumhuriyetçi Türk halkı ele geçirdi” dedi ve oradakiler bunlara inanıp, o kalabalığı kimin yönettiğinin farkında bile olmadan orada ki gizli amaca hizmet ettiler.
    Ortalık yatışmış herkes sakinleşmişken lütfen olayları birde dışarıdan, ön yargısız olarak gözlemleyip tekrar düşünelim. Gözün görme açısı genişledikçe olaylar daha netleşir. Dışarıdan gözlemlemeden dar pencereden orayı bir dünya sanıp aldanmayalım.

  5. Bilgehan

    Evet, gerçekten de bu videoyu paylaşarak çok iyi ettin. İsabet olmuş. Hatta tam isabet olmuş. Rahmetli Menderes için açtığın konu da da yazdığım gibi; Kimdir bu faiz lobisi?

    Kamu Bürüt İç Borç Stoku: 415,1 milyar TL Adının iç borç olduğuna bakmayın. Bu borcu verenler de videoda bahsettiği gibi belirli kişilere ait finans kuruluşları ve çok uluslu bankaların Türkiye’deki kuruluşları vs dir. Hani daha geçenlerde kendi aralarında kullandıkları intranet üzerinden yazıştıkları, “Sen şu ihaleye şukadar faizle gir. Ben de buna bu kadar faizle gireyim.” şeklinde rekabete kanununa aykırı uygulamaları ortaya çıkan, kendi aralarında ihaleleri paylaşan kuruluşlar bunlar. Hani gıdıklayacak para cezası kesilen kuruluşlar, nam-ı diğer faiz lobisi.
    Kamu Bürüt Dış Borç Stoku: 153,9 milyar TL
    415,1+153,9=569,0

    Toplam Kamu Bürüt Borç Stoku: 2002 Yılında 257,2 Milyar TL iken, 2013 1. çeyreği itibariyle 569,0 milyar TL olmuştur. Yani 80 yılda tüm hükümetlerin yaptıkları borcu 10 yılda 2,2 kat arttırmışlardır. Bu sadece kamuya ait borçtur. 10 yılda toplam borç miktarı 230 milyar dolardan yaklaşık 580 milyar dolara çıkmıştır. Borcun büyüklüğü bir tarafa, borcu ne faiz karşılığı aldığınız da işin başka bir önemli boyutudur. Rakamları hazine müsteşarlığının istatistiklerinden bulmanız mümkün.

    Videodaki şahıs özelleştirilmelerden, yani hükümetleri kamuya ait kuruluşları nasıl özelleştirmeye zorladıklarından bahsetmiş. Özelleştirme denince; Türk Telekom, Tüpraş, Petkim, Erdemir, ETİ Alümünyum, ETİ Krom, ETİ gümüş, TEKEL, Başak Sigorta, TCDD İzmir Limanı, Mersin Limanı, İETT garajı … ve daha yüzlercesi aklıma geliyor.

    10 yıl boyunca ekonomiyi iyi göstermek adına borçlanırken, kimse “faiz lobisi” kavramını bilmiyordu. Bilenler de malesef kötü saymıyordu. En karlı kamu kuruluşları özelleştirilirken kimse “dış mihraklar”dan bahsetmiyordu. Taksim gezi parkı olayları çıkınca bir günah keçisi bulundu ve biriken borçlar, şişen borsa vs ne varsa o keçinin üzerine yüklendi. Gezi olaylarına ve sonrasında mahallelerinde protestolara katılanların büyük çoğunluğu devletine kanunlarına son derece saygılı olan vatandaşlardan oluşmaktadır. Ancak aralarına, “bir olay çıksa da kırıp döksek” diye zor bekleyen kesimlerin karışacağı da başından belliydi. Ben gezi parkı olaylarında herhangi bir şekilde eyleme katılanlardan vs olmadım, olmam da. Siyaseten hiçbir şekilde bağdaşmayacağım derneklerin, terör örgütü ve türev kuruluşlarının ekmeğine yağ sürecek hiçbir eylem için kılımı kıpırdatmam. Özetle gezi parkı olaylarında at izi, it izine karıştı ve hükümet de “Bizim ekonomimizin iyiye gitmesini istemiyorlar. Açılım politikamızı durdurmak istiyorlar vs.” şeklinde bu durumu kullandı.

    • Yasin Ç

      Bilgehan dostum safi zarar muhabbetini bölmek isterim. Gaybından nezaketi unutmaman ve vesvese vermemen dileğiyle.
      Öncelikle ;
      Türkiye ekonomisindeki yapısal sorunlar nedeniyle 1990’larda hızlanan kamu maliyesindeki bozulma, mali krizin yaşandığı 2001 yılında doruk noktasına çıkmıştır.Ekonomik program vasıtasıyla, kötüye gidiş tamamen tersine çevrilmiş ve bütçe disiplini oluşturulmuştur.Uygulanan ekonomik program sayesinde toplam kamu net borç stokunun gayri safi yurtiçi hasıla içerisindeki payı 2001 yılında %66,3 iken, 2010 yılının sonunda %28,7’ye düşmüştür.Merkezi yönetimin 2010 yılı sonunda toplam iç borç stoku 228,2 milyar dolar (352,8 milyar TL) iken, toplam dış borç miktarı 78,1 milyar dolar (120,7 milyar TL) olmuştur.Kamu Sektörüne gelince; 2010 yılı sonunda net iç borç stoku 304,2 milyar TL iken, net dış borç stoku 13,3 milyar TL olmuştur.Diğer taraftan, AB tanımlı borç stokunun GSYH’ye oranı, 2002 yılında %73,7 iken, 2010 yılı sonunda, %41,6’ya düşmüş ve Maastricht kriterlerini karşılamıştır.Reel faiz oranları, 2004 yılının son çeyreğinden itibaren, tek haneli rakamlara düşmüştür. Son on yıldaki reel faiz oranlarının %30’dan fazla olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle Hazine yurtiçi borçlanma maliyetlerini önemli ölçüde düşürmüştür.Gayri safi yurtiçi hasılanın oranı olarak, Kamu Sektörü Borçlanma Gereği 2001 yılından itibaren önemli oranda düşmüştür.Gayri safi yurtiçi hasılanın oranı olarak, Kamu Sektörü Borçlanma Gereği 2001 yılından itibaren önemli oranda düşmüştür.AB tanımlı Genel Yönetim bütçe açığının GSYH’ye oranı da 2001 yılından itibaren önemli ölçüde düşmeye başlamış ve Maastricht kriterlerini karşılamıştır.2009 yılında, IMF tanımlı kamu sektörü faiz dışı fazlası, GSYH’nin %-1’i olarak gerçekleşmiştir.

      Şimdi gelelim özelleştirme konusuna ; eğer bir nevi özelleştirmeler olmasaydı Türkiye şuanda olmazdı. Senin başbakan’a olan gaybından geniş düşünmeyi unutuyorsun ki videoda ki teyite binayen “senin gibi düşünürsek özelliştirmeyi” gezi parkınıda öyle düşünmeliyiz ki gezi parkı vesvesesi öyle. Tefekkür edip mantıklı konuşalım az. Bataklıktan çıkan bir Türkiyemiz var. “Emmeden, gömemezsin” bir yerlerimden uydurduğum güdümlü psikoloji yasasıdır bu.

  6. Bilgehan

    Yasin arkadaşım öncelikle gayb kelimesinden neyi kastettiğini anlayamadım. Gayb = bilinmeyen. İlk cümlende gaybımdan nezaketi unutmamamı temenni etmişsin son paragrafta ise Sn. Başbakana olan gaybımdan bahsetmişsin. Ben bunlardan ne anlamam gerektiğini bilemedim (Gerçekten). Ayrıca yazdığım mesajda nezaketsizlik göremedim. Nezaketsizliğin, senin lügatındaki karşılığı eleştiri ise bilemem tabi. Benim lügatımda “emmeli gömmeli” konuşanlara denen söz diye geçer. Bir de orta paragrafı kopyala yapıştır yapmışsın. Olmamış. Okuyup “Eveet, bak hükümet için iyi şeyler söylüyor.” diyip buraya kopyalaman, fikirlerini savunurken seni zor duruma sokabilir. Okuyup, anlayıp, kendi cümlelerinle izah etmen sana yakışan olurdu. Hiç olmazsa 2010 değil de daha güncel verileri içeren bir yazı olabilirdi. Ben o yazılara da kendimce cevap vereyim. Bir de “binayen” diye bir kelime yoktur. Binaen diye bir kelime vardır. “Dolayısıyla” anlamına gelir. Cümlenin gidişatına göre “binaenaley” kullanman daha yerinde olurdu.

    GSYH: Gayrisafi Yurtiçi Hasıla – Kimin ürettiğine bakılmaksızın, o ülkede üretilen mal ve hizmetlerin toplam değeri anlamına gelir. Bu demek değildir ki GSYH = Milli Gelir. GSYH adı gibi “gayrisafi” dir yani saf değildir ve sadece kamuya ait değildir. Bu nedenle kamu borcuna oranlanması bana göre anlamsızdır. GSYH’ya birçok şey eklenir ve çıkartılır. Daha sonrasında milli gelir bulunur. Yani geçmiş dönemlere göre ekonomiyi daha başarılı göstermek için öyle oranlar türetirsiniz ki bu yazılanlardan çok daha fazla ekonomi uçuyor diyebilirsiniz.

    “Net” Borç meselesine gelince. Diyelimki ben senden 100 TL borç aldım ve bunun 70TL sini harcadım ve cebimde 30TL var. Aslında yok ya (oraya, buraya uluslar arası fonlara vs “faiz lobisine” yatırmışım parayı. Hani videodaki şahıs diyor ya “aslında o paralar gerçekte oraya gitmez” diye) var diyelim. Cebimde çil çil 30TL var. Ben cebimde 30TL var diye çevremdekilere böbürlenirsem ve sana dönüp benim sana aslında 70TL “Net” Borcum var dersem, sen de kızarsın ve dersin ki ver kardeşim ozaman 30TL’mi. 70TL “Net” Borcun kalsın dersin. İşte yukarıdaki anlatım buna benziyor.

    Hiç başka rakamlara bölüp, çarpıp, işimize gelecek oranlar aramaya gerek yok. Borcumuz parabolik bir ivmeyle artıyor. Çok ciddi bir problem. Problemin ciddiyetini ifade etmek gerekirse; 2001 de o kadar borçla üfürükten bir sebeple öylesine bir kriz çıkıyorsa, borcun iki mislini aştığında, hapşırıktan bir sebeple nasil bir kriz çıkar siz düşünün. Sn. Başbakanın kızmasının, hatta öfkelenmesinin asıl nedeni belki de budur.

    Son olarak; faiz yiyenler hiçbir zaman doymaz daha çok isterler. Bunca borçlandırma yetmez. Daha yüksek rakamlardan borçlanılsın isterler ki günün birinde ödenemez noktaya gelinsin. Gelinsin ki yerüstü, yeraltı bütün kaynaklarımız kendilerine bağlansın isterler. PKK gibi terör örgütleri ve türevleri kaos ortamı oluşsun ve o gazla demokratik tepki adı altında “madem taksime vatandaşın istemediği yapılamıyor, öyleyse burada da karakol yapılması istenmiyor” diyebilmek isterler. Sorumlu bir Başbakana, olayları büyütmeden tatlılıkla çözmek, insanların sinir uçlarına dokunmadan tatlılıkla konuşmak, izah etmek, ikna etmek veya kendisi ikna olmak düşerdi. Yine sorumlu vatandaşa da demokratik tepki göstericem diye başkalarının ekmeğine yağ sürmemek, darbe yapmışcasına hükümetin gitmesini istemek yerine, sandıktan göndermek düşerdi. Hepimiz aynı gemideyiz. Batarsak da yüzersek de birlikteyiz. İnşallah, herkes yaşananlardan üzerine düşen payı almıştır.

  7. Şenol Şengül

    Adam anlatmaya başlarken ne güzel özelleştirmeden bahsetmiş,o kadar kurumu yabancı şirketlere özelleştiren sanırım babam’dı… Elde avuçta ne kaldı onu da bilmiyoruz,”bir ülkeyi çökertmenin yollarından biriside içeriden çökertmektir” bizler birçok kurumu özelleştirip yabancı mihraklara satmadıkmı… Ondan sonra çıkıp da “faiz lobisi” ve “dış mihraklar” diyen de bizler değilmiyiz.
    En basitinden bir soru soruyorum,bir arkadaşım bu soruya cevap verirse memnun olurum. Hükümet olaylar başladığında,hemen doğru bir biçimde müdahale edip bu olayların bu kadar büyümesini önleyemezmiydi.
    Neden doğru bir biçimde müdahale edilip,gezi parkında bulunan gençler ile konuşulmadı,konuşmak bu kadarmı zor acaba… Belkide hükümet olayların,nereye gideceğini bildiği için ve bir takım kesimleri suçlamak için bu duruma farklı bir şekilde müdahale etti.
    Bu benim görüşümdür herkesin görüşüne saygı duyarım.

  8. Mustafa ÖNDER

    Gerçekler çok açık aslında ama önemli olan savunma hattının nerede ve nasıl kurulacağı bunlarla nasıl başa çıkılacağı

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir