Adalet göreceli midir?


Egonomikte gazete ve televizyonlarda yer alan haberlerden bahsetmekten mümkün mertebe kaçınırım. Bebek katilleri, cinayetler, vahşet… Bu tür iğrençlikler zaten hayatın her anında insanların gözüne gözüne sokuluyorken (daha kötüsü bu iğençlikler “var” iken) bir de ben vicdanlara rahatsızlık vermeyeyim derim. Ne var ki bazen kendimi bahsetmek zorunda hissettiğim, etlerimi kemiklerimden ayırırcasına canımı yakan bazı olaylar gözlemliyorum –haberi olmayan yoktur– şu kansız katil dayı gibi. Ufacık bir yavrucağıza (4 yaşında), kendi yeğenine tecavüz edip öldürmesine mi, yoksa en iyi ihtimalle hapisanede şişlenip acılar içerisinde öldürülmesini ummak zorunda kalmama mı daha çok üzüleyim karar veremedim. Çünkü bana göre kasıtlı olarak suçsuz günahsız bir hayatı sonlandıran biri bunun bedelini yine hayatıyla ödemelidir.

Yukarıdaki kare bana asla polis olamayacağımı bir kere daha hatırlattı. Henüz yaşanmamış bir hayatı, olabilecek en vahşi biçimde katleden bir şerefsizin belki de bir kaç sene yatıp çıkacağını bile bile koluna girip, bu kadar soğukkanlı, bu kadar profesyonel bir duruş sergileyemezdim eminim. Bu açıdan Türk Polisini bir kez daha takdir ettim.

Bir de 16 yaşındaki Medine var. Ailesi (baba, anne ve dede) erkeklerle konuştuğu için elini kolunu bağlayıp evlerinin bahçesindeki bir kuyuya gömmüş, otopsi raporunda kızın ciğerlerinde ve midesinde toprak bulunduğu yazıyormuş. Yani ufak kız diri diri gömülmüş.

Siz hiç hayatınızda bir otopsi raporunu elinize alıp inceleme şansı buldunuz mu? Ben buldum… Ölüm biçimi, sanki o beden bir süre önce umutlar, hayaller taşımıyormuş, aşkları, sevgileri yokmuş, okula gitmiyormuş veya pembe giymekten hoşlanmıyormuş gibi teknik ifadelerle anlatılıyor, kanım donmuştu. Bir yakınıma ait olmasa da o raporu incelerken ne kadar üzüldüğümü, hele ki o raporun var olmasına sebep olan biri için ne tür duygular beslediğimi anlatamam.

Bir an elinizdeki ruhsuz otopsi raporunun vahşice öldürülen küçük kızınızdan, kardeşinizden veya çok sevdiğiniz başka bir yakınınızdan bahsettiğini düşünün (Allah korusun), yanan ciğerinize az da olsa su serpilmesi için katil ne gibi bir cezaya çarptırılmalıdır? Ayrıca şu bilgiye sahipsiniz: vakt-i zamanında bir terör örgütünün lideri yakalandığı dönem tesadüf o ki idam cezası kaldırılmış (imâ yok, tesadüfün altını çiziyorum), katil eğer müebbet hapis cezasına çarptırılmazsa en fazla alacağı 20-30 yıl cezanın infaz yasalarına göre belki de yarısını yatıp çıkacak (empati yapıp vicdanınıza kulak vermeniz gereken yer burası).

Dün televizyonda Fransız vatandaşı genç bir sporcunun İzmir Kapalıçarşı’da bir kuyumcudan gümüş bir yüzük çaldığıyla ilgili bir haber izledim. Olay güvenlik kameraları sayesinde ortaya çıkıp kimlik teşhis edildikten sonra vatandaş yüzüğü iade etmiş ve elini kolunu sallaya sallaya memleketine dönmesine izin verilmiş. Bu haberi izlerken aklıma seneler önce baklava çalan şu çocuklar geldi. Bir tarafta belki de sadece tadını özledikleri için iki dilim baklava çalıp 9 yıl hapis cezasına çarptırılan vatandaşlarım, öbür tarafta Adidas marka montuyla adrenalin olsun diye takı çalıp memleketine uğurlanan bir Fransız vatandaşı. Bu mudur?

Adalet göreceli midir? Güvenmem ve beni koruması altına alması gereken adalet, hakkında eleştiri içerikli bir yazı yazarken yüz kere düzenlememi, “aman söylediğim farklı bir yere çekilmesin” düşüncesiyle çekinmemi gerektirecek kadar korkutmalı mıdır?

Soru: Halk arasında söylenen “Seni mahkemeye verir, sürüm sürüm süründürtürüm!” tehdit cümlesinin ana fikri nedir?

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Facebook Yorumları

2 Yorum

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir