Benim güzel leptopum (HP Pavillion DV7-4100ST)


Hatırlar mısınız dostlar bir zamanlar hayın ve bir o kadar zalım bir laptopum vardı, heh işte o lanet olmayasıca alet dün ikindi saatlerinde ansızın artık olmamaya karar verdi. Tam işimin gücümün ortasında öyle bir bozuldu ki yarım saat boyunca kapkara ekrandaki “CPU ERROR, DIT DIT… BİŞİ BİŞİ OLDU ÇOK PİS…” yazılarının gerçek olup olmadığını idrak etmeye çalıştım. “No more hizmet” bayrağını çeken rezil alet en son hamlesini yapmış, beni bilgisayarsız bir dünyada kaderimle başbaşa bırakmıştı.

Hayatım boyunca çok çeşitli durumlara on kaplan gücünde sinirlenmişliğim vardır. Dün ise öğrendim ki beni tüm bu mevzular arasında en çok sinirlendiren şey bilgisayarımın tam bir banner tasarımının ortasındayken cavlağı çekmesi olayıymış. Köpürdüm, kızardım, sunta ve kerpiç kemirme eğilimi gösterdim, o ara kendimi kaybetmişim. Kolonya kokuları arasında kendime geldiğimde ağzımdan ilk “veööğlleeaahhhh höüğee” türü bir ses öbeği çıktı. Otokontrolümü henüz tam olarak sağlayamamıştım, oysa ben o sesleri “ben de şimdi gidip en kralından bi laptop almazsam adam değilim ulan” cümlesini ifade etmek üzere çıkarmıştım.

O kadar çıldırmıştım ki hemen o an Evkur tarzı bir mağazaya gidip, normal fiyatının çok üstünde satılan o dandik bilgisayarlardan birini 800 ay vadeyle alıp gelmeyi düşünüyordum. Durumu ilk olarak sevgili Ümit’çiğime izah etmeye çalıştım. Telefonu açar açmaz ilk tepkisi yanındaki vatandaşa “ya müdür maymun sesleri çıkaran bir herif Caner’in telefonunu çalmış” demek olduysa da sadece ikimizin anlayacağı böğürmelerimden kelli telefondakinin ben olduğuma kanaat getirdi.

Sakın bir delilik etme” dedi, “bırak o bozulduysa bozulsun kendi kaybeder, yeter ki sen efendiliğini bozma” dedi, en son “sana leptop mu yok bee, kralını buluruz be” deyince biraz biraz sakinleştim. Hemen ilk feribotla İstanbul’a yüzdüm (“ilk feribotla bir yere yüzmek” tabiri de an itibariyle güzel Türkçemize armağanımdır). Saatler 18:00’i gösterdiğinde Bostancı’da Ümit’ciğimin yanındaydım. Planımız bir kaç elektronik mağazayı dolaşıp eli ayağı düzgün bir lektok satın alıp 21:15 feribotuyla Yalova’ya dönmem üzerineydi. Peki biz ne yaptık? Saat 20:30’da Medya Markıta gittik, “burda yohumuş” deyip Teknosa’ya ve hiç bekleme yapmadan Bostancı’daki Vatan Bilgisayar’a geçtik. Ümit her ne kadar Acer‘de Acer diye tutturduysa da benim gönlümden helal süt emmiş bir Sony Vaio sahibi olmak geçiyordu. Ne olduysa Packard Bell marka kuntin bir bilgisayarda karar kıldık ve saat tam 21:00’da, yani dönüş feribotuma 15 dakika kala mağazadan ayrılırken koltuğumuzun alrında bir adet HP Pavillion vardı (evet biz ruh hastasıyız, böyle belirli gün ve haftalarda hiç araştırma yapmadan leptop almak gibi çeşitli etkinliklerimiz var, biz de böyle mutlu oluyoruz). Yani hayatımın en hızlı bilgisayar alışverişini gerçekleştirdiğimi söyleyebilirim.

Netice olarak Ümidov’un her zamanki gibi yine hayatımı kurtarması üzerine uygun fiyatlı ve kendimce çok güzel yeni bir lektok sahibi oldum. Sakın ola tutup “lan keşke ondan almasaydın be, HP’lerin motoru yağ yakıyor, müşürü meme yapıyor zımparalamadan geçmez” türü kelamlar edipte hevesimi kursağımda bırakmayın. Ben mutluyum, özellikle Nuh Nebi’den kalma bir hesap makinasından sonra bu alet bana saraydan çıkma gibi geliyor.

Haa yeri gelmişken İstanbul Bilişim isimli “şahsen paravan olduğunu düşündüğüm” firmayı bir kere daha lanetlemeden geçemeyeceğim (bkz: İstanbul Bilişim?in stoklarında ürün bulabilen var mı?). Neden sitelerine yeryüzündeki tüm bilgisayarları ekleyip satmamak gibi bir manyaklık içerisinde olduklarını bilmiyorum ama bu adamların niyetinin bilgisayar satmak olmadığından adım gibi eminim. Eğer stok sorup ürün bulabildiğini iddia eden birileri varsa muhtemelen İstanbul Bilişim tarafından parayla tutulmuş kimselerdir.

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Facebook Yorumları

16 Yorum

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir