Hastalandım da duruldum


Anlatılmaz yaşanır bir hastalık sürecinden alnımın akıyla çıkmış bulunmaktayım. Geçirdiğim hastalığın tam adını koyamıyorum ve açıkcası soğuk algınlığı felan deyip “pek mattah bi’şey değilmiş” türünden yorumlar da almak istemiyorum çünkü resmen beter acılar çektim. Ateşli ishalli ve gece sayıklamalı süper acılar çektim ve hatta çektiğim acılar vesilesiyle alnımın ortasında üçüncü bir göz çıkmasına ramak kalmıştı.

Allah Apollo 13 mürettebatının cezasını versin, galon galon ter kaybettiğim gece sayıklamaları arasında en çok onlarla uğraştım. Bu adamlar nerde hata yaptılar, bugünkü hesap makinaları kadar işlemcisi olmayan bilgisayarlarla hangi akla hizmet aya gitmeye kalkıştılar, eğer nitrojen tüpleri problem çıkarmasaydı halleri nice olurdu diye bir ton kabus gördüm durdum (bu söylemimden de anlaşılabileceği üzere hayatımın kalan kısmında yüksek ateş vesilesiyle kalıcı beyin hasarı durumlarıyla uğraşmak zorundayım). Bir de 26 yaşına gelipte öğrendiğim bir şey varsa o da “işleyen demir pas tutmaz” atasözünün yalan olduğudur, şahsen tecrübe etmiş bulunmaktayım ki öyle bir şey yok (bkz. medicana ansiklopedisi cilt 4, sayfa 13: ishal vesilesiyle her 13 saniyede bir lavaboya çıkmak neticesinde boşaltım sisteminde oluşan kalıcı hasarlar)

Şaka bir yana da Allah kanser gibi ağır hastalık sahiplerinin yâr ve yardımcısı olsun, insanın ağrı çekmekten yorulabileceği ve ağrılara yorgunluk yüzünden sadece kuru bir “ah” ile tepki verebileceği aklımın ucundan bile geçmezdi, hepsine acil şifalar diliyorum.

Hastalık sürecinde beni sık sık taciz eden ve “olum insan hem evde oturup hem de nasıl böyle ağır hasta olur yaa” şeklinde merakını dile getiren, ayrıca bana bugüne kadar bir kere bile “hayır” dememiş, her türlü işime koşturmuş ve buna rağmen tasarlamadığım katalogları için beni kendi ağzıyla tehdit etmemiş olan Ümit’e (genelde bu işi babasının ağzından yapar), teşekkür etmek için herhangi bir sebebe ihtiyaç duymadığım, öz abim gibi gördüğüm ve hakkını ne dünyada ne de ahirette ödeyemeyeceğim Zafer Abime, “abi senin işini pazartesi günü yetiştiriyorum” diye söz verdiğim fakat yine sözümü tutamadığım, arkamdan ne kadar sövse haklı olacak olan dünyanın en anlayışlı insanı Mehmet Ali abiye, Mehmet Ali abinin işinden hemen sonra onun işini halletmeyi kafaya koyduğum fakat türlü bahanelerle bir sözlük yazılımını tamamlamadığım için benimle tüm irtibatını kopararak tavır koymuş olan Semih’e, “Caner nerelerdesin sen, sağlığından endişe ediyoruz” temalı mesajları için tüm Egonomik okurlarına ve yokluğumda okunmamış 163 maile gözü gibi bakan Gmail’e teşekkür ederim.

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Facebook Yorumları

12 Yorum

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir