Hoşgeldin Sonbahar

sonbaharGelişinin 6. gününde kendini bu kadar net şekilde hissettireceğini tahmin etmiyordum (veya insan yapımı takvimin bu kadar tutarlı olabileceğini). Şortlardan geçip eşofman altı giymem ve geceleri uzun kollu giysiler tercih etmem hepi topu 6 gün sürdü. Yaz bitti ülen, hem de bu yaz da geçen yazlarda olduğu gibi hiç bir atraksyiona girişemeden. Ne o yoksa siz tatile gittiniz mi? Gezip eğlendiniz mi? Deniz kenarlarında yandınız, ormanlık muhitlerde mangal yapıp hoşbeş sohbet muhabbet ortamlarında bulundunuz mu? Biraz daha vicdansız bir egoist olsaydım “boğazınızda kalsın” derdim de şimdilik bu temennimi gelecek yaza saklıyorum. Eğer seneye Allah ömür verir de yazı görebilirsem ve yine hiç bir tatil eylemine girişemezsem bu temenniyi daha ağız dolusu bir üslupla dile getiririm söz.

Şaka bir yana da sonbaharı çocukluğumdan beri sevmedim, sevemedim. Bana göre bu mevsim sanki her güzel şeyin bitiş noktasıymış gibi, sonbaharın İngilizce lugattaki karşılığı “The End” miş gibi. Bir yıl boyunca bir daha güneş hiç o kadar canlı ışıldamayacak, dökülen her yaprak yazdan kalan bir diğer güzel anıyı daha “geçmiş zaman” defterine işleyecek, sahil boyu yürümekten zevk alınan bir yer olmaktan çıkıp rüzgarlı oluşundan dolayı istikamet olarak tercih edilmeyecek…

Hayat bir noktadan sonra çok hızlı akıp gitmeye başlıyor (ne var anasını satayım bi kere de ben tekrarlamış olayım). Şu yazımda paylaştığım, gençliğinden kalma bir reklam görselini keşfettiğim Ronald Reagan hakkında ufak çaplı bir araştırma yaptım ve adamın hayatını, tarih üzerinde bıraktığı izlerin internet tasvirlerini film şeridi gibi izledim. Gençliğinde bildiğin yağız bir delikanlı, insanların gönlünde taht kurmuş bir aktör, yaşamının ilerleyen dönemlerinde ABD gibi bir ülkenin devlet başkanı. Konumuz bu değil ama adamın hayatı “dolu dolu yaşamak” tabirine uyuyor, yani en azından ölümünden sonra bile dünyanın öbür ucundaki bizler hakkında konuşuyorsak adamın dünya üzerinde ufacıkta olsa kayda değer izler bıraktığı aşikar.

Konumuza dönecek olursak, olay şu ki; genç yaşta belki de ömrün sonunu aklının ucundan bile geçirmeden filmlerde oynayan (ve sanırım bundan mutluluk duyan) bu adam yaşlanmış, cildi pörsümüş, başkanlık fotoğraflarında da gözlemlenebileceği üzere yüz hatları iyice belirginleşmiş ve gerdanı sarkmış. Onun geçirdiği süreçler (kısaca yaşlılık ve ölüm) yeryüzündeki hiç bir canlının en azından şimdilik kaçamayacağı şeyler, “hayatı bu düşünceyi sürekli hatırlayarak yaşamak lazım” gibi klasik bir cümle kurmayacağım, benim derdim hayatının sonbaharını ABD başkanlığı yaparak geçirmiş olan bu gibi insanlar varken biz hamamböceklerini nasıl birer sonbahar beklediği. 

Bahsetmeye çalıştığım şeyi “Başarılı insanın anatomisi” gibi kişisel gelişim kitaplarında yer alan içeriklerle karıştırmayın, şöyle düşünün; yazı geride bırakıp bireysel sonbaharınıza eriştiğinizde (eğer reenkarnasyona inanmıyorsanız) kaçırdıklarınızı bir dahaki sefere telafi etme ihtimali olmaksızın, sizin için “… bir daha güneş hiç o kadar canlı ışıldamayacak, dökülen her yaprak yazdan kalan bir diğer güzel anıyı daha “geçmiş zaman” defterine işleyecek, sahil boyu yürümekten zevk alınan bir yer olmaktan çıkıp rüzgarlı oluşundan dolayı istikamet olarak tercih edilmeyecek…

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Facebook Yorumları

5 Yorum

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir