Mime cevap: Çalışma masam

Mim olayı blog dünyasının unutulmaya yüz tutmuş adetlerinden biri. En son ne zaman mimlendiğimi veya başka bir blogcuyu mimlediğimi hatırlamıyorum bile. Konuyu bilmeyenler için kısaca özetleyecek olursak: Mim, blogcuların aralarında paslaşmaları olayına verilen isim. Fikri merak edilen, görüşü alınmak veya X konusuna müdahil olması istenen blogcuya gönderiliyor, onun da adeten başka blogculara göndermesi ve kardeş kardeş sosyal olunması amaçlanıyor. Güzel bir olay fakat veri akışının akıl almaz biçimde hızlandığı günümüzde, ilgi blogculuktan sosyal medyaya kayarken bu adet de yavaş yavaş tarihin tozlu sayfaları arasındaki yerini almaya başladı. Zaten blog açmak, yemini suyunu eksik etmemek, yeri gelince tek bir yazı üzerinde saatlerce uğraşmak, nasıl desem artık “demode” oldu bile. İnsanlar artık kendi hikayelerinin kahramanı olmak ve dahası cep telefonlarından gönderdikleri 140 karakterlik mesajlara saniyeler içerisinde reaksiyon almak istiyorlar.

Neyse, blogculuğun yarayan kanasına vurduğumuz bu neşterden sonra gelelim esas konumuza. Sevgili Fatih Özdemir, sağolsun “İşte kreatif masam” başlıklı yazısıyla bana bir mim göndermiş. Benden de aynı şekilde çalışma ortamımın fotoğrafını paylaşmamı istemiş.

Benim şöyle mütevazi bir çalışma masam var arkadaşlar. İkisi farklı bilgisayara ait olmak üzere en az üç monitör olmadan çalışamıyorum. Soldaki ekranımdan sürekli gündemdeki gelişmeleri, dünyanın ve Türkiye’nin finansal nabzını takip ederim. Altın, Euro ve Dolar kurlarındaki dalgalanmaları dakikası dakikasına bilmek isterim. Sağdaki ekranımı daha kaliteli bir çalışma ortamı sağlamak üzere görsel ve işitsel multimedya içerikler için kullanırım. Luis Alberto, Canavvaro Guintam ve Le’Pierré Fountain gibi büyük ustaların eserlerini, ekranda dönen doğa manzaraları eşliğinde dinler, iç huzuruma kavuşurum, aksi halde tek bir satır kod yazamam. Ortadaki ekranım ise o anki işim neyse ona hizmet eder, kod yazarım, site tasarlarım, araştırma yaparım.

Gerçekte ise; soldaki eski bilgisayarım, en sağdaki yeni bilgisayarıma kurulum yaparken onu da ömürlük dostum Ümit’e göndermek üzere hazırlıyordum. Tesadüf o ki Hepsiburada’dan sipariş verdiğim ve fakat aşırı derecede tırt çıktığı için aynı gün iade etmek zorunda kaldığım monitör elime ulaşmıştı. Hazır hepsi bir araya gelmişken bir fotoğraf çekeyim dediydim. Ne de iyi etmişim, bakın yeri geldi ne güzel trollük yapmak için kullandım. Yani esasen çalışmaya çalıştığım ortam şöyle bir şey:

calisma-masasi-kedi

Ne gündem ne finans zerre umrumda olmaz. Youtube listelerinde ne denk gelirse onu dinlerim ancak masamda dikkat dağıtacak ıvır zıvırların bulunmamasına özen gösteririm. Laptopum bir de çayım kahvem olur o kadar.

Neyse aranızda Mac’li, iPad’li, bol bol Apple ürünlü çalışma masası görmek isteyen arkadaşlar vardır. Göğsümle yumuşattığım bu mimi şık bir vole ile Ali Arslan‘a paslayayım ki gözünüz gönlünüz açılsın. Artık kişisel yazmıyor olduğunu tahmin ettiğim Ahmet Orhan ve yakın bir geçmişte, çocukluğumun geçtiği Van’a tayin olan Sezer İltekin‘e de selam olsun. (Aklımdan geçen diğer arkadaşlar zaten mimlenmişti).

Bu arada şöyle de bir ayakkabı var. Geçen mağazada rastladım, lan dedim ben asosyal asosyal çalışma masamda otururken insanlık ne kadar saçma bir noktaya gelmiş böyle. Bunu giyen var… Ayağına…

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Facebook Yorumları

15 Yorum

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir