Neden Türkçe konuşmaktan utanıyoruz?

Kinayeli bir başlık olsun diye yazmadım, başınızı kaldırıp çevrenize şöyle bir bakacak olursanız Türkçe konuşmaktan kelimenin tam anlamıyla utanan insanların sayısının her geçen gün arttığını rahatlıkla görebilirsiniz. Kompleksli hissetmek falan eskide kaldı artık utanıyoruz ya, milletçe dilimizden utanıyoruz.

Adamın biri bana “Yeni mağazamızın adını ‘Trendy Toys‘ koyuyoruz, nasıl?” diye soruyor, “Abi neden Türkçe bir isim tercih etmiyorsunuz?” diyorum, “Ya Canercim böylesi daha havalı oluyor biliyorsun. İnsanlar İngilizce isimleri daha çok seviyorlar, daha kolay pazarlanıyor” diye cevap veriyor. Haklı da, Outlet Center’lar, Olivium’lar, Carousel’lar varken kim tutup kız arkadaşına “Hadi Buse bugün Hıdıroğlu Alışveriş Merkezine gidelim” demek ister ki?

Colins Jeans’lara, LC Waikiki’lere artık alıştık. Has be has Türk olan markalarının ürünlerine Coco Star gibi “kuul” isimler koymalarından son derece hoşnutuz ancak bu kadarı bizim için yeterli değil. Günlük konuşma dilimizin, iş hayatımızdaki jargonların da mümkün mertebe “kuullaşması” bize kendimizi çok daha iyi, çok daha medeni hissettirecek, eminiz. Deadlinedan önce bir meeting ayarlayıp teami push etmek, teslim tarihinden önce toplantı yapıp çalışanları hızlandırmaktan daha elit hissettiriyor neticede. Avamlıktan uzaklaştıran bir büyüsü var gibi mübarek terimlerin.

Kalburüstü yazılım, tasarım firmalarının veya reklam ajanslarının e-posta yazışmalarına bir vesile denk gelecek olursanız, az buçuk birikim sahibi biriyseniz “Aha biz milletçe sıçmışız bunlar da üzerine tüy dikiyorlar” dersiniz. Asimilasyonun, yozlaşmanın gönüllü süvarileri olan bu vatandaşlar, kıraathane milliyetçisi olmasanız bile aklınıza “Ulan bu heriflerde hiç mi milletperverlik yok?” sorusunu getirirler. Zaten Türkçe isme sahip tek bir tane ajansa, tek bir tane yazılım firmasına rastlayamazsınız. Global bir çok firma kendi Danca, Fince isimlerini kullanarak dünya markası haline gelirken bizim dingiller hem kendilerini hem çevrelerini “Biz yabanjılarla çalışıyoruz o yüzden Turkche isim gitmiyor” gibi bir “bullşite” inandırmaya çalışırlar.

Biraz sert mi oldu? Olsun. Twitter hesabında okuduğu okulun ismini “Bogazici University, ODTU University” şeklinde yazan ve bundan gurur duyan dallamaların sayısı bu kadar fazla iken az bile söylüyorum. Evet sinirleniyorum çünkü bir avuç insandan başka kimsenin bu kültürel yıkımdan rahatsızlık duymuyor olması kanıma dokunuyor.

Toplumumuzun büyük bir kısmı farkında değil belki ama uzun yıllardır ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan yozlaştırılıyor, sistemli olarak köklerimizden koparılıyoruz. Evet, yüzü Batı’ya dönük olan bir çok “beyaz uşak” için bu rahatsız edici değil bilakis hoşnutluk verici bir durum. Adamlar batılı olabilmek için dillerini de diğer bir çok şeyleri gibi değiştirmeye dünden razılar. Ben değilim arkadaş, dilime ve kültürüme elimden geldiğince, ömrüm yettiğince sahip çıkmaya çalışacağım. Onların alfabesiyle yazıyor olsam da konuştuğum dil elimde kalan, beni ben yapan çok az sayıdaki değerlerden biri.

Eskiden işgal edilen, fethedilen ülkeler direkt olarak topraklara bağlanır içerisinde yaşayan insanlar da zamanla asimile edilirdi. Modern zamanlarda çok daha farklı politikalar izleniyor. Kimse işgal edilen aciz ülkenin nüfusunun sorumluluğunu üstlenmek istemiyor. Bunun yerine yine asimile ediyor, yine dinlerini, dillerini, kılık kıyafetlerini ve hatta ölçü birimlerini değiştiriyor, olabildiğince kendilerine benzettikten sonra sömürmeyi tercih ediyorlar. Yani milyonlarca insanı kendi vatandaşlarınızın refahı için oluşturduğunuz yasalara teba edip bakımlarını üstlenmek yerine o insanları kendinize hayran hale getirip onlara ürünlerinizi pazarlamak, bu arada da mümkünse sahip oldukları kaynakları sömürmek çok daha mantıklı. “Kimse özgür olduğuna inanan birinden daha iyi köle olamaz” diye boşuna dememişler zaar.

Neyse çok şükür ki bizim bu tür dertlerimiz yok. Yukarıda bahsettiğim şey sömürge halindeki ülkeler için geçerli. Stockholm Sendromuna kapılmış insanların doldurduğu, topraklarının dört bir yanındaki işgalci ülkelerin askeri üslerini “Ülkemden defol!” yazılı pankartlarla protesto etmek yerine üslerin çevresine, üzerine işgalcilerin dillerindeki tabelalar asılı mağazalar açıp, kendi kimliğini, değerlerini hiçe sayan, benliğini kaybetmiş toplumların sorunu, bizim değil.

Türkçe konuşun, dilinizden, kimliğinizden utanmayın. Sizi sömüren, ezen insanların dilini konuşmak havalı değil acınasıdır. “Kulağa hoş geldiği içinİngilizce isimler, terimler kullanıyoruz ancak esasen bunun fonetikle hiçbir alakası yok. Hoş gelen şey dil değil, o dilin sahibi olan baskın kültüre duyulan hayranlık ve bunun nedenlerini yukarıda elimden geldiğince izah etmeye çalıştım. Tüm bunlara rağmen sizin için hava hoş ise söylenecek söz yok, ancak geri kalanlara tavsiyem, torunlarınızın John Mehmetoğlu, Harold İhsan gibi isimlere sahip olmasını istemiyorsanız bir an önce kaybettiğiniz özgüveni geri kazanmalısınız. John Mehmetoğlu gibi örneklerle olayı abarttığımı düşünenler de köklü kültürüyle ünlü ve fakat 2. Dünya Savaşında Amerika’ya boyun eğmek zorunda kalmış Japonya’daki gençlerin bugün ne tür isimler kullandıklarını araştırabilirler.

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Facebook Yorumları

9 Yorum

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir