Satın almaktan son anda vazgeçtiğim bilgisayar: Asus G Series G750JW-DB71 Notebook

Huyumu az çok bilirsiniz, bir şeyi kafaya taktıysam şartlar nasıl olursa olsun o şeyi elde etmek için ne yapar ne eder bir yolunu bulurum. Hani gözümü pek öyle yükseklere dikmem, tutup Ferrari almayı kafaya takmam veya ne bileyim “Bu yaz kesin Maldivlere gitmeliyim” türü hedefler belirlemem. Daha çok rastladığım teknolojik oyuncaklara heves ederim, o da bütçemi çok fazla zorlamamak kaydıyla. Şu yalan dünyada herkesin bir popisi var sonuçta, benimki de akıllı telefonlara, bilgisayarlara, farelere (özellikle farelere) ve ne bileyim işimi kolaylaştıracak çeşitli yazılımlara ilgi duymak.

15 küsür yıllık bilgisayar kullanıcısıyım ve çok uzun süre önce masa üstü kullanmayı bırakıp dizüstüne terfi ettim. Bir çoklarına göre dizüstü hiçbir zaman masa üstü kadar yüksek performans sağlamaz ancak ben doğru cihazı bulduktan sonra gerisinin önemli olmadığını düşünüyorum zira kendimi tam anlamıyla bir oyuncu olarak tanımlamasam da kendime ayırdığım zamanlarda Splinter Cell, Crysis ve son zamanlarda Far Cry 3 olmak üzere çeşitli yüksek grafikli oyunları büyük bir keyifle oynuyorum. Allah’ın bildiğini kuldan saklayacak değilim, sabah akşam bilgisayar başında iş yapmıyorum, zaman zaman oyun da oynuyorum ve bu eylem için en son ne zaman bir masa üstü bilgisayar kullandığımı hatırlamıyorum. Emektar dizüstülerim beni şimdiye kadar bu konuda hiç yarı yolda bırakmadı.

Şu anda bir MSI GE70 kullanıyorum ve işin doğrusunu söylemek gerekirse aramızda sevgi var ancak aşk uzun süre önce bitti. Daha ilk gün, son derece kullanışsız klavyesi ve dandik malzeme kalitesi nedeniyle aramızda soğuk rüzgarlar esmeye başlamıştı. Çok değil, satın aldıktan birkaç hafta sonra kendini yere attı ve ekranı ile gövdesinin birleştiği yer kırıldı. İki üç kez recovery ile sistemini baştan yüklememe rağmen donanımında bir sorun olduğunu söylemek istercesine kilitlenmeye, donmaya başladı. Takip eden zamanlarda yaşattığı framework hataları, driver güncellemeleriyle çözülmeyen donanım problemleri, isyan bayrağı çeken kamera ve touchpad aramızdaki ilişkiyi tamamen baltaladı. Cana-uzak ve ilgisiz teknik servisin tutumu ise tüm bunlara tuz biber oldu ve artık laptopumla evde iki yabancı gibiyiz. “Şimdi çalışacağız” diyoruz ve çalışıyoruz, oyun zamanı da birkaç kez kapatıp açmak kaydıyla oyunları oynayabiliyoruz, hepsi bu kadar. Ne ben onu eski laptoplarım gibi anti-statik bezlerle silip periyodik olarak bakım yapıyorum ne de o bana “Adam yirmi bin tane pencere açmış, IDE’de onlarca çalışma sayfası var, şimdi kilitlenirsem oturup ağlar” türü ince düşüncelerle yaklaşıyor.

Hal vaziyet böyleyken “Yeni bir laptop nasıl olurdu ki acaba?” diye düşünmeye başladım. Hani aslında öyle çok niyetli değildim, hatta bunun için araştırma dahi yapmıyordum fakat internette gezinirken rastladığım ideal cihazları da hızlıca es geçmiyordum. Derken “onu” gördüm… “Oha makinanın resmen egzozu var!” dememe, midemde kelebekler uçuşmasına, ayaklarımın yerden kesilmesine ve ilk görüşte aşkın gerçek olduğuna inanmama neden olan şu süpersonik cihazı.

Sevgili patronum Ender abi bana her zaman eğer alacaksam küçük bir laptop almamı tembihler. İstediğin büyüklükte bir ekrana takarsın, kolayca da taşıyabilirsin der. Ben de manyak gibi gidip hep en büyük, en ağır cihazlara göz dikerim. Şu anda kullandığım cihaz 3 kilo kadar, adaptörüydü kablosuydu derken her gün işe gidip eve gelirken 4 kiloluk bir çanta taşıyor, bir nevi hamallık yapıyorum. Bu Asus hayvanı ise kendi başına 4.5 kilo ve inanır mısınız bu bile hevesimi kırmaya yetmedi. “Sırt çantası alır öyle taşırım” diye kendimi ikna ettim.

Yazının başında teknolojik oyuncakları çok sevdiğimi söyledim ancak geçenlerde sevgili okurum Macit’in de belirttiği gibi esasen teknolojik cihazlar konusunda son derece şanssız bir adamımdır. Hatta bununla ilgili şöyle bir örnek vereyim: Şu anda kullandığım cihazı aldığım gün ofisimizi temizleyen teyze kutusunu gösterip “Bunu atayım mı? İşe yarıyor mu?” diye sorunca Ender abi “Yok yok atmayalım onu, bu arkadaşımızda potansiyel var neyin ne olacağı belli olmaz” demişti. Yani İbrahim Tatlıses için susam neyse, Vehbi Koç için kiraz neyse benim için de teknoloji onlar gibi bir şey. Bu amcalar susamı ve kirazı çok seviyorlarmış ve fakat her ikisinin de doktoru “Ömür billah yiyemezsin” diye yasak eylemiş.

Velhasıl kelam, bu konuda son derece zayıf olan irademi bir kenara bırakıp gözü kararttım. Hemen sonra, her zaman olduğu gibi tüm şartlar aleyhime işlemeye başladı. Önce arkadaşlarım “Aman ha! Sakın ha! Bak yine pişman olacaksın” diye beni vazgeçirmeye çalıştılar, yılmadım direndim. Ardından cihaza uyumlu ROG serisi şekilli sırt çantalarının güzel memleketimizde bulunmadığını öğrendim. Direkt Asus ile iletişime geçtim “Yok hacı, sizin orda satmıyoruz” dediler. Sonra bana “Caner bey size öyle bir kart verelim ki limiti sürekli artsın, artsın da artsın böyle borç harç içinde boğulup geberin, ne dersiniz?” diyen ve bu tekliflerini geri çevirdiğim ismi lazım olmayan bir banka ile mücadele vermek zorunda kaldım. Adamlar limitimi 900 TL daha arttırmaya bir türlü yanaşmadılar, sürekli artış, önlenemez artış, durdurulamaz artış teklif eden banka kart limitimi 900 TL arttırmadı. Neyse sonra sosyal medya üzerinden çığırtkanlık yapıp muradıma erdim. Bu esnada da bir yerlerden nakit bekliyordum, niyetim cihazın fahiş ücretinin bir kısmını nakit ödeyip kalanını taksitlere bölmekti ancak şuydu buydu derken paranın elime ulaşması bir vesile gecikti. Akabinde, bu bilgisayarı Türkiye’de satışa sunan tek firma olan İstanbul Bilişim’den ellerinde sadece bir tane kutulu ürün kaldığı haberini aldım, yani eğer alacağım cihaz bozuk çıkarsa veya bir şekilde değiştirmem gerekirse aylarca yurt dışından yeni bir cihaz gelmesini bekleyecektim. Buna rağmen “Ben bir kısmını ödeyeyim rezerve edin, bir, en fazla iki gün içerisinde kalanını nakit olarak şey ettikten sonra teslim edersiniz” türü bir öneride bulundum fakat oralı bile olmadılar. Hiç hesapta olmayan bazı ödemeler çıktı, tabi bu sırada yakın çevremin yapma etme türü telkinlerine de sürekli kulak tıkıyordum. Böyle böyle inek içti dağa kaçtı ve bu bilgisayarı almamam için tüm dünya el ele verip sabrımı sınamaktayken kararımı değiştirmeden önce sipariş vermek üzere siteye girdim…

Gördüğüm manzara karşısında çok pis sinirlendiğimi ve şunun gibi bir tepki verdiğimi hatırlıyorum. Arkadaş anladık Dolar hayvanlar gibi yükseldi de, İstanbul Bilişim zam yapmak için bula bula benim sipariş vereceğim günü mü seçti ya? Cihazın bir gün önceki fiyatı ile bir gün sonraki fiyatı arasında ya 100 ya da 150 TL fark vardı, adamlar operasyon merkezlerinde “Hazır olun hacılar Caner sipariş vermek üzere, basın zammı basın!” demişler gibi. Hayır olay kesinlikle zamın miktarı ile alakalı değil, yarım araba parası vermeyi göze alan adam 100 TL’yi de verir ki zaten şemsiyenin açılmayacak olduğunu çoktan kabullenmiştir. Bu olay bardağı taşıran son damla oldu. Zaten ben bu cihazı %60 – %70 hayal kırıklığına uğrama ihtimalime karşın almaya heveslenmiştim ancak evrenin “Sen kaşındın anasını satayım” deyip şemsiyenin boyutunu büyütmekte olduğunu ancak o an anlayabildim.

Direkt vazgeçtim. Bilgisayara yatırmayı düşündüğüm nakti de bir güzel yedim hiç ettim. Şimdi ne yeni bir laptopum ne de param var, oh rahatım…

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Facebook Yorumları

18 Yorum

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir