Şımarık ünlülere karşı beslediğimiz yersiz hayranlık

Geçenlerde Justin Timberlake’in dünya turnesi kapsamında Türkiye’ye de uğrayacağını duydum. İşin aslı bir kaç sene öncesine kadar bu elemanın, özellikle ünlü prodüktör Timbaland ile yaptığı şarkıları severek dinlerdim. Çocukluğumu bir kenara bırakacak olursak hayatım boyunca herhangi bir şarkıcıya hayranlık beslemişliğim yoktur, ben saygı duymayı tercih ederim. Barış Manço gibi, Neşet Baba veya ne bileyim Louis Armstrong gibi gerçek anlamda sanat icra eden duayenlere saygı duyarım. Sırf şarkı söyleyebildiği için birine hayranlık beslemek mayamda yok, o DNA şeysinden eklememişler bana.

Neyse, Justin isimli bu elemanın dedim şarkılarını dedim seviyorum dedim, madem buraya kadar geliyormuş alayım dedim biletleri de bir iki arkadaşla gidip dinleyeyim, maksat rutini kırmak olsun dedim. En son ne zaman bir konser alanında bulundun diye soracak olursanız çok çok uzun zaman önce diyebilirim, o zaman da zaten sahnenin altında değil üstündeydim (*). Son zamanlarda pek öyle sosyal, etkinlik kovalayan biri olduğum söylenemez yani.

Biletlerin satıldığı siteye girince tamamen istem dışı olarak “Ahooov!” türü bir tepki verdiğimi hatırıyorum, hemen akabinde de “Oha, oooha!” deyip zılgıt çektim. Ya arkadaş ben görmeyeli bu konser monser olayları ne olmuş böyle ya? Adamın biletleri 600 TL’ye satılıyor, 600 TL! Yani gelecek bir iki saat “May laaav” diye şarkı söyleyip gidecek ve siz ona bunun için 600 TL vereceksiniz, bu mudur? Valla ben eğer ille de o parayı harcayacaksam aşırı lüks bir restorana gidip “Danjanté kotansufle” yemeyi tercih ederim (içinde her ne varsa helal kesim olması kaydıyla tabi). Hatta ne lüks restoranı, giderim 600 Liralık Kayseri pastırması alırım Üsküdar Sahiline oturur denize karşı bir güzel yerim ve o konserden çok daha büyük keyif alırım yemin ediyorum.

Ajitasyon yapmak için söylemiyorum ancak ben, dünya üzerinde açlıktan ölen insanlar varken son model bilgisayarlar, telefonlar kullanma hakkına sahip olduğum için vicdan azabı çeken biriyim. İnsanlar yiyecek kuru ekmek bulamadıkları için hayatlarını kaybederlerken ben çok yemekten ve kilo verememekten şikayet ediyor, dolayısıyla aklıma geldikçe kendimden nefret ediyorum. Böyle bir dünyada şu heriflerin hiçbir şey alıp hiçbir şey verdikleri eylemler için talep ettikleri paralara bakın hele… Üstüne üstlük bir de “Geçeceğim kapıların kolları her iki saatte bir dezenfekte edilip silinsin, kalacağım otelin tüm klimalarının filtreleri değiştirilsin ve otelin bütün katı bana ayrılsın” türü şımarıkça taleplerde bulunmayı kendilerine hak görüyorlar. Adama sormazlar mı “Ulan zırtapoz, sen insansın da dokundukları kapı kollarına dokununca bile kendini kirlenmiş hissettiğin o vatandaşlar insan değil mi?” diye?

Şimdi denk geldiği için bu Justin dingiline yüklenmiş bulundum fakat aslında bu şarkıcıların alayının böyle olduğunu herkes biliyor. “Konser alanına kadar geçeceğim tüm yollara lavanta kokuları sıkılsın” diyenler mi ararsınız, “Otel girişinden odama kadar kırmızı halı döşensin” diyenler mi, neler var neler. Benim anlamadığım da bu işte, bu tür itici davranışları, kaprisleri yakın çevremizde, bizimle aynı sınıftan insanlarda görünce rahatsız oluruz ancak söz konusu bizden daha iyi şarkı söyleyebilen ve sırf bunun için bizden çok daha fazla kazanan kimseler olunca hiç yadırgamaz, bilakis buna hakları olduğunu düşünür ve kendilerine hayranlık besleriz.

Neden?

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Facebook Yorumları

3 Yorum

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir