Yıllardır kanayan yaramız: PKK


Bugün kendimi tartıyorum da içimde an gelipte karşı koyamayacağımı düşündüğüm bir öldürme, intikam alma dürtüsü büyüdüğü için endişe ediyorum. Akıl mantık sahibi, eğitimli biri olarak, birileri ansızın o kıvılcımı yaksa, “Hadi şu terörist partilerin binalarını yakıp içlerindeki herkesi öldürüyoruz” diye ayaklansa “Durun ne yapıyorsunuz” diye onları durdurmaya çalışma erdemini gösterebilir miyim emin olamıyorum. Zaman zaman nefretim mantığıma baskın geliyor ve bu beni korkutuyor. Öte yandan, tüm bu terör eylemlerinin zaten böyle hissedip mantıksız hareket etmemiz istendiği için vuku bulduğunu düşününce kendimi içinden çıkılmaz bir cenderede buluyorum.

PKK nedir, neyi amaçlıyor?

PKK, ABD ile İsrail bir tarafa, sınır komşularımız ve –inanması güç ama– dünyanın öbür ucundaki, haritada yerini bile gösteremeyeceğimiz ülkeler tarafından finanse edilen bir terör örgütüdür. Her ne kadar söz hakkı tanınmış siyasi uzantıları bu örgüte mensup olanların “terörist” değil “gerilla” olduklarını savunma cüretini gösterebiliyor olsalar da, Gaziantep’te olduğu gibi (#1 #2) onlarca suçsuz günahsız insanın, çocuğun hem de bayram günü canına kastetmek hangi kitaba bakarsanız bakın terördür. Benim kitabıma göre anne mesleği tahmini içeren başka biçimlerde de tanımlanabiliyor ama bunu şimdilik kendime saklayayım.

Uyuşturucu ve silah kaçakcılığından yol kesip haraç almaya kadar envai çeşit illegal yöntemle para kazanan, diğer devletlerin Türkiye üzerindeki siyasi amaçlarına hizmet için kiralayabildikleri, kullanabildikleri bir çeşit kiralık katil olan PKK’nın her şeyin farkında olan yönetim kadrosu, örgütün alt kademesini oluşturan, yoksulluk, işsizlik ve cehalet içinde kaybolmuş insanları; Kürdistan, özgürlük gibi sözde “ulvi” misyonlara hizmet ettiklerine inandırarak kullanıyor. Bunu yaparken bizim memleketimizin de içerisinde bulunduğu coğrafyanın uzun yıllardır sahip olduğu kargaşa halinin devam etmesini, dikkatlerin sürekli dağınık kalmasını sağlıyor. Öyle ki insanlarımız teknoloji, girişim ve dünya gündemi gibi konulardan uzak kalabilsinler.

Peki neden yıllardır bu beladan kurtulamadık?

Bunu kelimelerimi özenle seçmeye çalışarak ifade edeyim: Çünkü hem korkak hem de güçsüzüz. Bunu kıraathane siyaseti olsun diye değil, gerçekten öyle olduğumuz için söylüyorum. Yıllar boyu gelip geçen yönetimlerimiz şu veya bu sebeplerle memleketimizi gerek ekonomik gerek askeri gerekse sosyal anlamda ve “globalleşme” gereği diğer ülkelere göbekten bağlamışlar. Netice olarak yapacağımız her hareket bir sonuç doğuracağı için ince eleyip sık dokumadan karar alamaz, aldığımız kararları göbek bağımız olanlara danışıp işlerine geldiğinden emin olmadan hayata geçiremez olmuşuz. Bize para, silah ve hammadde verenler iç ve dış politikalarımızda söz sahibi olmaya başlamışlar. Bir çokları bunu “dışa bağımlılık” olarak nitelendiriyor, ben de yakın bir geçmişe kadar bu ifadeyi kullanıyordum ancak ordumuzun en tepesindeki isim olan Genelkurmay Başkanımız çıkıp “Kandil’e operasyon yapabilmemiz için ABD’den izin almamız gerek” (#1 #2 #3) dedikten sonra o köprünün altından çok sular geçtiğini tam anlamıyla kavramış bulundum.

Çözüm için ne yapmamız gerekiyor?

Eğer PKK’nın eylemlerini topyekün Kürtlere mal edecek kadar cahilseniz hemen kocaman bir kaya bulup kafanızı sertçe vurun. Böylelikle ilk paragrafta bahsettiğim “ansızın o kıvılcımı yakacak” kişilerden biri eksilmiş olur. An itibariyle bütün kırmızı çizgilerimizin geçildiği, bıçağın o kemiği paramparça ettiği ve sabrımızın tam anlamıyla tükendiği aşikar. Zincire bağlı olduğu halde sürekli çomakla dürtülüp kızdırılmış bir pitbul gibiyiz. An gelecek ve bizi tutan o zincir kırılacak, ondan sonra yaşanabilecekleri aklımın ucundan bile geçirmek istemiyorum. Son derece tehlikeli bir noktadayız. Şimdi, hiç olmadığımız kadar soğukkanlı ve mantıklı olmamız gerekiyor çünkü bizi çomakla dürtenlerin istediği şey zaten o zinciri kırıp gözü dönmüş biçimde önümüze gelene saldırmamız. Bunu daha önce defalarca kez yaptılar ve işe yaradığını gördüler, sağcı-solcu diye kutuplaşıp özbeöz kendi insanlarımıza düşman olabilecek, birbirimizi katledebilecek potansiyele sahip olduğumuzu biliyorlar.

Yukarıda da bahsettiğim üzere büyüklerimiz çaresiz olduklarını söylüyorlar. 30 yıldır da aralarından kelleyi koltuğa alıp göbek bağımız olanlara rest çekecek bir babayiğit çıkmamış. O zaman bu memleketin insanları olarak taşın altına elimizi koymamızın vakti geldi demektir. Bulduğumuz her fırsatta Kürtlerin düşmanımız olmadığını, esas düşmanlarımızın gölgeler arkasına saklanarak bu insanları bize karşı kışkırtan “dostlarımız” olduğunu söylemeliyiz. Bu düşüncenin ışığında Trabzon’dan Kars’a kadar sağlıklı bir kamuoyu bilinci oluşması için çaba sarfetmeli, insanlarımızın galeyana gelip saldırganlaşmamaları için elimizden geleni yapmalıyız. Sonra başımızdakilere baskı yapmaya başlayabiliriz. Bu insanları oraya biz çıkardık, gerekirse aynı şekilde indirecek güce sahip olduğumuzu önce kendimize sonra onlara hatırlatmalıyız. Gerekirse memleketçe sokaklara dökülüp “Siz siyasetten bizden daha iyi anladığınızı söylediğiniz için oradasınız, o zaman üzerinize düşeni yapın ve oyalanmayı, korkmayı bırakıp bu soruna en kısa yoldan bir çözüm üretmeye çalışın” demeliyiz. Eğer Suriye’den veya Irak’tan gerçekten bir farkımız olduğuna inanıyorsak yapmamız gereken şey bu. Bebek katillerini durdurmak için bebek öldürmeyi göze almak, “çivi çiviyi söker” diye düşünüp çağlayıp gürlemek yapılacak en ahmakça şey olacak ve zaten bunu amaçlayan düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürecektir.

Son bir not olarak: Yahudiler 2. Dünya Savaşı’ndan yıllar sonra, sadece ve sadece savaşta yaşadıklarının intikamını almak için gizli bir Nazi avlama teşkilatı kurdular. Tek amaçları savaştan sonra tüm dünyaya dağılıp saklanarak yaşayan Nazi subaylarını ve devlet erkanını öldürmek olan bu teşkilat hakkında bugün National Geographic’ten bile detaylı bilgi alabilirsiniz. Yani bu tür olaylar sadece filmlerde olmuyormuş.

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Facebook Yorumları

16 Yorum

Uyarı: Yorumlarda link kullanmayınız. Link içeren yorumlar otomatik olarak spam kabul edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir